Köşe Yazarları

“Kıbrıs NATO Üssü Olamaz” (Bir yenilginin acı dolu itirafı)


İlk protesto gösterisine lise yıllarında katılmıştım.

Bir miktar “ihtiyar lakırdısı” olacak ama bizim zamanımızda gençler memleket ve dünya sorunlarına ta liseden itibaren duyarlılık gösterirlerdi.

Hem okurlardı hem de dünyada ne olup bittiğine ilişkin fikirleri olurdu.

Yani anlayacağınız, ülkenin-dünyanın dertlerini kendilerine dert ederlerdi.

Niye Cumartesi günü ve sabahleyin toplandığımızı hala anlayabilmiş değilim ama protesto eylemlerimiz Cumartesi günleri sabahleyin yapılırdı o zamanlarda.

Ve mutlaka Sarayönü meydanında.

Sağcılar ısrarla “orası Sarayönü değil Atatürk meydanıdır” derlerdi fakat halkın dilinde Sarayönü Meydanı olarak kullanıldığı için biz de öyle derdik.

Sonuçta halkçı idik ya.

Neyse, güneşli bir Cumartesi sabahı Kuğulu Park’ta toplanıp, Girne Caddesi’ni geçerek Sarayönü’nde protesto mitingi yapmıştık.

Amerika’nın desteği ile İsrail, Lübnan’daki Filistinli mültecilerin barındığı Sabra ve Şattilla kamplarına girmiş, çoğunluğu çocuk binlerce kişiyi katletmişti.

Bu vahşi katliam karşısında tüm dünya ayağa kalkmıştı. Biz de çok öfkelenmiş ve “Emperyalist ABD ve onun uşağı İsrail” yönetimini protesto etme kararı almıştık.

Protestoya hatırı sayılır bir kalabalık katılmıştı. Büyük çoğunluğu benim gibi gençlerden oluşuyordu.

O protestoyla ilgili aklımda iki şey kaldı;

Birincisi, Amerikan  Sam Amcanın kuklasını taşıyan kamyonetin şoförü nedense polis tarafından gözaltına alınmıştı.

Bizim kukla miting alanına gelemeden Kuğulu Park’ta kalmıştı.

İkincisi, Dr. Küçük’ün yönetimindeki Halkın Sesi gazetesinin ertesi günkü manşetiydi:

“Kızılların kandırdığı gençler Lefkoşa’da taşkınlık yaptılar…”

Halkın Sesi’nin kullandığı fotoğrafta da yumrukları havada  slogan atan bir grup gencin taşıdıkları yaftada yazılanlardı:

“Kıbrıs NATO üssü olamaz…”

 

***

 

O günkü mitinge katılan gençlerin arasından daha sonra bir cumhurbaşkanı, 3 başbakan, onlarca bakan ve daha fazla sayıda üst düzey bürokrat çıkacaktı.

Gençlik zamanlarında Amerikan ve İngiliz emperyalizminin Kıbrıs’a büyük kötülük yaptığına inanıyorlardı.

Kıbrıs’ın NATO’nun batmayan uçak gemisi haline dönüştürüldüğüne, Kıbrıs’taki üslerden kalkan uçakların bölgedeki kardeş Arap halklarını bombaladığını savunuyorlar ve buna derhal son verilmesi gerektiğini haykırıyorlardı.

Bundan dolayı da mevcut yönetim tarafından kovuşturuluyorlar ve dışlanıyorlardı.

Çünkü mevcut yönetim de o zaman NATO’nun jandarmasının “alt yönetimiydi.

Bizim buralarda ipler NATO üyesi askerlerin ve sivil uzantılarının elindeydi.

 

***

 

Tüm bunlar, Cumartesi sabah, daha güneşin ilk ışıkları bölgemizi aydınlatmadan saat 05:45 sıralarında geldi aklıma.

Rutin, sabah ritüellerimi gerçekleştirmek amacıyla hazırlık yaparken, televizyonun başına çakılıverdim.

Donald Trump açıklama yapıyordu ve Suriye’yi vurmaya başladıklarını tüm dünyaya duyuruyordu.

Gemilerden atılan füzelerin yanında, Kıbrıs’taki üslerden kalkan savaş uçaklarının da “başarılı” bir şekilde Suriye’yi vurdukları anlatılıyordu.

Birden aklıma lise yıllarımda katıldığım o protesto mitingi geldi.

Hani “kızılların kandırdığı gençler” olarak lanse edildiğimiz miting.

O mitingi organize eden ve daha sonra devletin üst makamlarında görev alan gençler acaba şimdi ne yapıyorlardı.

Televizyonun başına geçip, Suriye’nin nasıl vurulduğunu mu izliyorlardı?

Yoksa görevleri sırasında ahbap edindikleri İngiliz veya Amerikalıları arayıp daha fazla “malumat” mı almaya çalışıyorlardı?

“Elimize fırsat geçtiğinde bu üsleri niye gündeme getirmedik” diye vicdan yapıyorlar mıydı?

Benim gibi “bir yenilginin acı dolu itirafını” kendi kendileriyle de olsa paylaşıyorlar mıydı?

Çünkü, Kıbrıs hala NATO üssüdür ve emperyalizmin batmayan uçak gemisidir.

Üstelik asla gitmeyecek bir şekilde…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı