Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Kıbrıs Müzakerelerinde Mekan Politikaları 1

 

Doç. Dr. Hossein Sadri

 

Ağırlıklı mimarlık ve şehircilik eğitimi almış, son zamanlarda tarım ve ekolojiye eğilmiş biri olarak, klasik anlamda mimarlık alanı içinde tanımlanmayan çeşitli konularda yazı yazmam garipsenebilinir. Ancak mekan politikaları üzerine odaklanmış araştırma ve çalışmalarım, beni bir evin, yerleşke veya kentin ve hatta daha büyük mekansal örgütlenme olarak ülkenin, nasıl var olduğuyla değil, hep neden var olduğuyla ilgilendirmiştir. Bu sorgulamayı yapmak aynı zamanda, başka bir mekan politikaları, dolayısıyla başka bir kent veya dünyanın olasılığı üzerine okumamı, fikir geliştirmemi ve çözüm arayışları içine girmemi sağlamıştır. Bu nedenle de yaşamakta olduğum Kıbrıs adasının mekansal bölünmesi ve yeniden birleştirilme çabalarına da kendi zeminimden yani mekan politikaları perspektifinden bakmak, bu açıdan sorunlu gördüklerimi paylaşmak ve önerilerimi sunmak için bu yazı dizisini yazıyorum.

 

Bu sene Mimarlık Bölümü’nde verdiğim Etik dersini “kafes” örneği üzerinden yürütüyorum. Bir mekan politikası olarak kafes, içindeki kuşların hayatını şekillendirmek için onları esir tutanlar tarafından uygulanan en güçlü yaptırımdır. Kafes bir taraftan sınırları çizilmiş ve şiddetle kontrol edilen, ancak öte taraftan sınırlar içinde kuşun çeşitli ihtiyaçlarının giderilmesi düşünülmüş bir yapıdır. Kafes, suluğu, mamalığı, salıncağı, tüneği, yumurtlama yuvası ve oyuncağı gibi doğrudan kuş için sunduğu “imkan”lara ek olarak, kuş yemi, bit ilacı ve gaga taşı gibi daha da önemli bir görev yapan, yani doğadan koparılmış ve özgürlüğüne el konulmuş kuşun kafes içinde hayatının “sağlıklı” idame ettirmesini mümkün kılan “olanak”larla donatılıdır. Dolayısıyla kafesin işlevselliğinin sürdürülmesinde önemli rol oynayan tüm bu donatılar mesela bit ilacının varlığı da bir mekan politikasıdır.

Bir mekan politikası olarak kafes, insan türünün kuşlar üzerine hegemonyasını yerine getirebilmek için uyguladığı en etkili silahtır. Kuşun evcilleşmesini, yani başka bir deyişle kontrol altına alınmasını ve “insan için yaşamasını” sağlayan araçtır. “Uygarlık” / yerleşik hayat ve evcilleştirme olgularının gelişmediği dünyada, avcı ve toplayıcı insanlar kafes politikaları gütmeden özgür kuşlarla karşılaşırdı. Ancak insan araçlarını geliştirdikçe, kuşlar üzerine insanın mutlak hegemonyasının sağlanabilmesi için, öldürme silahları yerlerini özgülüğüne el koyma ve yaşatma silahlarına vermiştir. Ormanda her gün binlerce kilometre uçan, çeşitli besinlerden beslenen, kendi türü ve diğer çeşit türlerle karşılaşan, toprakla temas kuran bir kuşu, ufacık bir mekana hapsetmenin tekniklerini ve araçlarını ilerlettikçe insan, kuşlar daha da özgürlüklerinden yoksunlaştı. Kuş ve kafes örneği bu bağlamda sembolik anlamlar da ifade ettikleri için hafızada kalıcı bir etki bırakması nedeniyle seçilmiştir. Yoksa, bitkiler ve saksılar arasındaki ilişki de tamamıyla kafes kavramının ve evcilleştirme, esir tutma, insan için yaşatma ve hegemonya altında tutma kavramları için ve insanın mekan politikaları için ayrıca bir örnek olabilir.

 

İnsanların yaşam alanlarının da günümüz kentleri ve kentleşmiş yerleşkeleri şeklinde organizasyonunun mekan politikaları açısından “kafes” örneğinden hiç de farkı yoktur. Tek ve en önemli farkı insanın evcilleşmesinde gücü elinde tutmakta olan egemen sınıf ve grupların kendi türlerinden olan ezilenler üzerine çok katmanlı iktidar yapıları kurarak bu politikaları uygulamalarıdır. Evde erkek hegemonyasından, kentteki ve dünyadaki çeşitli hiyerarşik düzenlemelerin, “esir tutulmakta olan” insan grupları üzerine uyguladıkları “yaşatma silahları” olarak mekan politikaları kafes için ayrıca önemli örneklerdir. Eğitimden, sağlığa, ulaşımdan, kültüre, barınmadan, çalışmaya, güvenlikten, haklara ve hukuka, esir tutulan insanların toplu bir şekilde hayatlarını şekillendirmek için uygulanan en güçlü yaptırım mekan politikalarıdır. Mekan politikaları aynen kafes örneğinde olduğu gibi bir taraftan insanların aktivitelerinin mekansal sınırlarını çizerken, onların yaşamsal ihtiyaçları için imkanlar sunmaktadır. Hatta özgür olduklarını, ezilmediklerini ve değişimi sağlamak için bir umudun olduğunu hissetmelerini sağlamak için çok sayıda ve çok kompleksleşmiş mekan politikaları üretilmektedir.

 

Bu nedenle çoğu toplumsal sorunlarımızın derinlerinde yer edinen  mekan politikalarını deşifre etmek ve tartışmak, bu sorunlara köklü çözümler bulmamız açısından bize önemli ip uçları verecektir. Bu yazı dizisinde bugün Kıbrıs’ta karşı karşıya olduğumuz yeni bir Kıbrıs inşası projesi ve müzakerelerin mekan politikalarını ele alarak daha farklı bir perspektiften bu ortak geleceğin şekillenmesini irdelemeye çalışacağım.

 

Mülkiyet, ekonomi, vatandaşlık, AB, toprak, güvenlik, yönetim ve tüm müzakere başlıklarında mimarisi şekillenmekte olan yeni Kıbrıs’ın mekan politikalarını ele almayı hedeflediğim bu yazıda, kurulmakta olan yeni Kıbrıs projesini eleştirirken, öte yandan alternatif önerilerle, aslında özgürlükçü ve eşitlikçi başka bir Kıbrıs’ın da mümkün olduğunu göstermek ve Kıbrıs halkının nasıl bir fırsatı kaçırdığının altını çizmek istiyorum. Oluşmakta olan yeni Kıbrıs’ta küçük ölçekte topraklar üstündeki hakimiyet sistemi, mülkiyet başlığı altında, ortak ve daha büyük alanlar üzerine hakimiyetler yönetim ve vatandaşlık başlıkları altında, daha da büyük ölçekte adayı yine de siyasal anlamda ikiye bölen toprak başlığı altında müzakerelerde mekan politikaları belirlenmektedir. Bu doğrudan mekanlar üzerindeki hakimiyeti konu alan başlıklarda, mevcut sistemin devamlılığını esas alan, özel mülkiyet, temsili demokrasi, etnik vatandaşlığa  dayalı ikiye bölünmüşlük ön planda tutulurken, ekolojik perspektifi, gücün yerele ve tabana indirilerek doğrudan demokrasi pratiklerini, müşterekler, kamusal ve ortak mülkiyet gibi seçenekleri göz ardı etmekte ve değişim ve iyileştirme hedefinden uzak durmaktadır.

 

Bu doğrudan mekanla ilgili olan başlıklara ilaveten, diğer başlıklarda da, dolaylı olarak mekan politikaları etkin rol oynamaktadır. Örneğin güvenlik başlığında, güvenliğin yerel ve insani, hatta bütüncül ölçeği göz ardı edilirken, devletler-arası ölçeğinin ön plana çıktığı, ekonomi ve AB başlıklarında da küresel neo-liberal ölçeğin talepleri yerel ve küçük ölçekli taleplerin önünde tutulmuştur. Belki de bu sebepledir ki, müzakerelere dünya güçlerinin gösterdiği ilgiyi ve heyecanı, ister güneyde veya kuzeyde köylerdeki halk göstermemektedir. Her ne kadar seçim öncesi ve seçimin ilk aylarında güven artırıcı önlemler çerçevesinde, mekansal politika olarak yerel ve halkın gündelik yaşam ölçeklerinde de bazı düzenlemeler düşünülmüş olsa da, bunlar çoğunlukla gerçekleşemedi veya ikinci plana itildi. Bununla beraber müzakerelerin vaadetmekte olduğu “barış”ın için boşaltılarak, iki kesimin ortak bir üst devlet kurmasına, adanın tümünün AB üyesi olmasına, ve bu yapının devamının sağlanmasına indirgendi. Bunun anlaşma olması hailnde bile, başarısı küçük ölçeklere, halka, tabana ve yerele dayanmak yerine, dış güçlerin maddi ve manevi desteğine bağlı kaldı.

 

Yeniden bir devlet oluşturma ve bunu uzun bir süreye yayılmış fikir yürütme pratiklerine dayanarak yapabilme şansı tarihte çok az sayıda toplumun karşısına çıkabilir bir fırsattır. Kıbrıs’ta yaşayacak olan tüm canlı türlerinin gelecekte de barışçıl bir Kıbrıs’ta yaşamasını ve dünyanın diğer halklarına da umut tutabilmesini olası kılan bu büyük fırsat ne yazıkki kaçmak üzeredir. Bugünkü müzakereler sadece ara-bölgedeki sınırı kaldırmayı hedeflemekte, gündelik yaşamlarımızda ve beynimizin içindeki sınırlara dokunmamakta, bizi daha geniş, daha rahat ancak yine bir “kafes”e doğru götürmektedir.