Cenevre’de iki tarafın ayrı ayrı hazırladıkları haritalar, taraflara gösterildikten hemen sonra BM kontrolündeki kasaya kaldırıldı. İki tarafın hazırladığı haritalar birbirinden yüzdelik olarak (%29.2 ve 28.5) çok büyük bir farklılık göstermemesine rağmen, siyasi kulislerde kurucu devletlerin sınırlarının geçeceği yerler açısından büyük farklılıklar ihtiva etmekteydi. Aynı kaynaklardan duyduğumuz kulis dedikodularına göre Rum tarafının haritasında Değirmenlik, Kormacit köyü, Kormacit burnu, Karpaz ve Güzelyurt’un Rum parça devletçiğine bırakılması öngörülmektedir. Akıncı’nın sunduğu haritada ise hem Karpaz’ın, hem de Güzelyurt’un Türk yönetiminde bırakılması teklif edilmektedir.

Mehmet Ali Talat’ın Gambari süreciyle birlikte başlattığı müzakerelerde, harita konusu Garantilerle ilişkilendirilerek en son konuşulacak konu haline getirtilmişti tam 8 yıl boyunca. Mustafa Akıncı’nın haritayı sunmasından sonra ise harita sunmak artık tabu olmaktan çıkarılmış ve açıkta duran diğer konularla birlikte de ilişkilendirilebilecek bir konu haline getirilmiştir.
Öte yandan, bazı çevreler son yapılan Cenevre zirvesi ve Konferansı’nda tarafların masaya ilk defa harita getirdiğini iddia etmiştir. Bu iddia tamamen yanlıştır ve yanıltıcıdır. Daha önce birçok defalar, taraflar gerek birbirlerine gerekse BM’ye çeşitli harita çalışmaları sunmuşlardı.
Taraflar, 1974’te Türk ordusunun gerçekleştirdiği Birinci harekâttan sonra yapılan ateşkes döneminden başlayarak, birbirlerine defalarca harita sunmuşlardır. Federasyon ve federe devletlerle ilgili ilk harita ise 12 Ağustos’ta yine Cenevre’de yapılan bir konferansta Türk heyeti tarafından sunulduğunu biliyoruz (Birand 1975).

Bu konferansta Rauf Denktaş, Kleridis’e kurucu devletlerin tutacakları bölgeleri gösteren detaylı bir Federal Kıbrıs haritası sunmuştu. Mehmet Ali Birand, “30 Sıcak Gün” adlı çalışmasında harita olayını şöyle anlatır: “Bir gün önceki çalışmalar tamamlanmış̧ ve ortaya iki ayrı plan çıkmıştı. İKİ BÖLGELİ FEDERATİF plan Denktaş̧ tarafından, KANTONLU PLAN da Türkiye tarafından önerilecekti.”
Türk heyeti Kantonlu haritayı Yunanistan ve Rumların kabul edeceklerini sanıyorlardı ve böyle bir harita verdiklerine adeta pişman olmuşlardı. Fakat Bülent Ecevit daha fazla kan dökülmeden sorunu çözmek istiyordu.
Beklenildiği gibi Denktaş’ın verdiği planı Kleridis bir türlü kabul etmek istemedi. Birand, o dönemde Denktaş ve Kleridis arasında geçen pazarlığı “30 Sıcak Gün” adlı kitabında şöyle betimlemişti:
Kleridis “Ben bunu resmen alamam dedim sana…” Denktaş “Pekâlâ kardeşim o zaman gayri resmi al.” Birand, Denktaş’ın bir ara kâğıdı Klerides’in kucağına attığını ve onun da haritayı alıp masaya bıraktığını yazar. “Bir köşe kapmacadır oynanıyordu” diye yazar Birand. Yazar Denktaş̧’ın bir ara zorla Klerides’in eline haritanın bulunduğu kâğıdı tutuşturduğunu iddia eder. Kağıttaki haritada “Limnitis – Lefke’den çıkıp, Lefkoşa’nın Türk kesiminden geçip Magosa’nın Türk bölgesini içine alarak, şehrin limanında biten bir hatla Ada ikiye bölünmüştü.” Toprakların yüzde 34’ünü kapsayan bir parça idi bu. Kleridis “Rauf bunu ben değil, hiç̧ kimse, ne arkadaşlara ne de halka kabul ettiremez… Olamaz… İmkânsız bir şey. Kıbrıs’ı hem ikiye bölüyorsun,’ hem de göçmenlerle bir temerküz kampına çevirmek istiyorsun.” Denktaş, “Dikkat et, bunu kabul etmezsen çok kan dökülür sonra.” Kleridis kızgın bir şekilde, “Baksana yahu Magosa limanımı bile almışsın.” Denktaş, “Liman için ortak bir yönetim düşünebiliriz. Zaten bu sınırlar tartışma konusudur. Kleridis, “Ben de coğrafi bir zeminin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ancak bugün kabulü imkansızdır. Bırak biraz süre versinler. Sen Güneş̧’i ikna edebilirsin.” Denktaş yüksek sesle bağırarak, “Sen değil misin ki federasyonun faydalı olabileceğini düşünen? Şimdi neden korkuyorsun?” Kleridis, “Bunu kabul edersem Lefkoşa’ya dönemem. Halkıma ihanet etmiş̧ olurum. Üstelik ben kabullensem, onlar reddederler ve yıllarca sürecek bir gerilla savaşı başlar. Durumu anla ve biraz vakit bırakmaları için Türkleri ikna et.”

Konferans bittiğinde ise iki harita önerisi de kabul edilmemişti. 14 Ağustos’da ise Türk birlikleri Denktaş’ın önerdiği haritayı ortaya çıkartmak için harekete geçmişlerdi bile. Türk ordusu iki günün içerisinde önerilen %34 oranını da aşarak %36’lık bir bölgeyi Türklerin kontrolüne sokmuştu.
Siyaset tarihçisi Soyalp Tamçelik, Federasyonla ilgili ikinci haritayı 1977 yılında Kıbrıslı Rumların sunduğunu iddia eder. Bu haritanın detaylarına ulaşamadım ama anladığım kadarıyla Kıbrıslı Türkler tarafından anında reddedilmişti. Daha sonra yeni bir haritanın masaya gelmesi için uzunca bir sürenin geçmesi beklenecekti.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Hugo Gobi 1981 yılında göreve geldikten sonra görüşme masasına bir harita koymayı deneyecekti. Namı değer Gobi haritası, adadaki toprağın %62.5’inin Rumlara, %27.5’ini ise Türklere bırakılmasını öngörüyordu. Türk tarafı, Gobi’nin bu haritayı hazırlarken, ilgili taraflarla yeteri kadar müzakere etmediğini iddia etmelerine rağmen öneriyi bir çeşit görüşme zemini olarak kabul etmek zorunda kalmışlardı. Ayrıca yaptıkları karşı öneride toprak tavizini 29 artıya sınırlayarak, Güzelyurt’un Türk devletçiğinde kalacak bir şekilde harita tartışabileceklerini deklare etmişlerdi.

Gobi Haritası KKTC sınırları içinde yer alan 47 yerleşim biriminin Rum idaresine bırakılmasını öngörüyordu (Tamçelik 2012, 1034-7). Bu da 85,000 Rum göçmenin evlerine geri gelmesi demekti.
Uzun münakaşalardan sonra Denktaş, Türk tarafına adanın %27.5’ini bırakan ve anlaşma zemini olarak kabul edilmiş olan Gobi haritasını, reddetme yoluna gidecekti. Reddetmesinin en büyük nedenini ise Rumların ısrarla geri istedikleri Güzelyurt yani Omorfo bölgesi olarak açıklayacaktı. Tamçelik (a.g.e), Gobi haritasının Rum yönetimine daha önceden ve gayri resmi yollarla verildiğini iddia eder. Dışişleri Bakanı Rolandis’in, ABD’ye yaptığı bir ziyarette (2 Ekim 1981), Gobi ile görüştüğünü ve her ikisi de adı geçen harita üzerinde bazı değişiklikler yaparak, anlaşmaya vardıklarını açıkladıklarını yazar. 3 Kasım 1981 tarihinde BM haritayı Yunan Başbakanı Andreas Papandreu’ya da gönderecekti. Fakat ilginç bir şekilde Yunan hükümeti, müzakereleri başlatmak için Türk askerlerinin adadan çekilmesini şart koşarak (a.g.e), Gobi haritasının hayata geçirilmesini engellemiş ve Türk tarafını sorumluluk almaktan kurtarmıştı.
BM Genel Sekreteri Waldeim’in yerine, Perez de Cuellar’ın gelmesiyle birlikte, toprak oranının %29-30 (a.g.e) civarlarında bir rakamla konuşulmasına başlanması, Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Rolandis’i telaşlandırmıştı. Bunun üzerine Rum lideri Vasiliu’yla görüştükten sonra Yunanistan’a da giden Rolandis, gayri resmi de olsa Türklere %27.5 oranında toprak bırakan bir haritanın bulunduğunu hatırlatmaya çalışacaktı. Yani eski Gobi haritasını tekrardan masaya taşımak istiyordu. Bu arada Gobi ise, “bir değil, onbir, hatta daha fazla haritanın” bulunduğunu söylüyordu etrafta (a.g.e).

Rauf Denktaş’ın %91’ini kabul ettiğini söylediği, BM Genel Sekreteri Boutros Gali’nin 1992 yılında hazırladığı, “Bütünlüklü Bir Anlaşma Çerçevesine İlişkin Fikirler Dizisi” olarak bilinen BM Çözüm Planı, devletlerin idareleri altında tutacakları bölgelerini gösterirken, Türk bölgesi içinde Rum kantonları; Rum bölgesi içerisinde ise Türk kantonları oluşturmayı teklif ediyor ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin toprak oranının %28.2 olmasını öneriyordu. Yani Gobi haritasına göre Kıbrıslı Türklere sunulan toprak oranı %27.5’ten %28.2’ye çıkmıştı. Bu harita Maraş, Güzelyurt ve 37 yerleşim yerinin Rum devletçiğine bırakılmasını öngörüyordu. Tabii ki Güzelyurt’un verilemeyeceğini öne süren Denktaş̧, “% 29+” formülünü yeniden öne sürmüş̧ ve Güzelyurt’un Türk tarafında bırakılmasını teklif eden yeni bir haritayı taraflara sunmuştu.
Görüşmelerin ikinci turunda ise BM revize edilmiş başka bir harita sunacaktı. Tamçelik bu haritanın Camillion ve Feissel’in, Vasiliu’yla doğrudan yaptıkları temaslardan sonra ortaya çıktığını iddia eder. Tamçelik (2012, 1051) yeni haritayı ve önerileri şöyle sıralar:
“Haritada, Rum yönetiminin Lefke’den Mağusa’ya kadar uzanan 150 millik (Uluç, 1992:9) sınır boyunca, Rum yerleşimine açılmasını istendiği 20’ye yakın yerleşim birimine yer verilmiştir (Uluç, 1992:9). Ancak görüşmeler sırasında Türk tarafının, Güzelyurt bölgesinin Türk egemenliğinde kalmasını, “verimli toprağın eşit dağılımı ilkesiyle” (Uluç, 1992:9) savunulduğu görülmüştür. Bu görüşten hareketle ABD ve BM yetkilileri, Güzelyurt’taki meyve bahçelerini Türklere bırakmayı, şehir merkezini de Rumlara vermeyi önermişlerdir (Uluç, 1992:9).”
Bu arada görüşmeler sıkı bir şekilde devam ederken taraflar gizlilik ilkesi çerçevesinde verilen haritaları dışarıya sızdırmama kararı almışlardı. Tabii bu gizlilik fazla sürmedi ve 20 Haziran 1992 tarihinde Yunanistan’da çıkan Selides Dergisi, BM’nin sunduğu haritayı yayımladı. Ortalık bir süre gerginleştikten sonra, BM bir defa daha yeni bir haritayla gelmeyi deneyecekti. Tamçelik, sunulan bu yeni haritayla, KKTC nüfusunun üçte birinin yeniden göçe zorlanacağını iddia eder. Aynı harita, KKTC topraklarının %25’ini Rum yönetimine devretmekteydi. Maraş ve Güzelyurt kentleriyle, 34 yerleşim yerinin Rum devletçiğine bırakılması da bu öneri kapsamındaydı (Tamçelik, 2000:398). Türk tarafı böyle bir aranjmanda 50-60 bin Kıbrıslı Türkün yeniden göçmen durumuna düşeceğini iddia ediyordu. Tamçelik, bu haritada “daha önceleri toplum liderlerinin BM gözetiminde yaptıkları doruk anlaşmalarında, üzerinde mutabık kaldıkları verimlilik, yeterlilik, tapu ve güvenlik gibi kriterlerin göz ardı edildiği” iddiasında bulunur. Daha sonra, bu defa Rauf Denktaş, kendisinin hazırlattığı bir haritayı BM’ye sunar.
Bu öneride Denktaş, Türk tarafına bırakılacak toprağın %29.9 oranında olduğunu söylemesine rağmen, BM uzmanları yaptıkları incelemelerden sonra bu oranın %32.5’e kadar çıktığını tespit etmişlerdi. Bu yanlışlık Türk tarafına büyük bir itibar kaybı yaşatacaktı.
Tamçelik Türk tarafının, sözü edilen müzakereler boyunca BM Genel Sekreterliğini harita ve belge bombardımanına tuttuğunu ve zaman kazanmaya çalıştığını yazar. Özellikle, görüşmelerin harita konusunda odaklaşmasını sağlayarak esasa ilişkin sürecin başlatılmasına engel olmaya çalışmıştı. Böylece müzakereleri sadece harita odaklı bir hale getirerek müzakerelerin, başarı şansını da oldukça azaltmayı başarmışlardı.
Müzakere masasına son olarak BM tarafından harita konulması 2003 yılında Annan 3 planıyla olacaktı. Bu haritalardaki oran ise Türk tarafına 28.5’lik bir bölge bırakıyordu. Annan 5’de ise harita sayısı bire inmiş ve Türk tarafının seçtiği harita referanduma bütün planın bir parçası olarak sunulmuştu.
Sonucu hepimiz biliyoruz: Güzelyurt’un iade edilmesini de içeren bu plana Kıbrıslı Türklerin %65 evet oyu verecekti.
Kaynakça
Mehmet Ali Birant, 30 Sıcak Gün, İstanbul: Milliyet Yayınları, 1975.
Soyalp Tamçelik, Kıbrıs Meselesinin Çözüm Plânları (BM’nin 789 Sayılı Kararına Göre), Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2008.
Soyalp Tamçelik, Kıbrıs’ta Gobi ve Gali Planlarına Göre Harita Meselesi, International Journal of Human Sciences [Online]. (9)2, 2012, s.s. 1031-1074.
Mete Hatay | Poli
































