Köşe Yazarları

Kıbrıs merkezli kuram











Halbuki herkes 30 lira alırdı…

Bir tarafta komün hayatı vardı neredeyse, bir tarafta komünist avlamak, tavşan keklik avlamak kadar sevaptı!

Dünyayı değiştirecek diye yollara düşüp görüş bildirenlere “Ne yani, makinist de, doktor da aynı ücreti mi alacak?” şeklinde manası kendinden menkul sorular sorulurdu!

Halbuki herkes 30 lira alırdı!..

Evlerde aynı dikiş makineleri aynı bisikletler vardı.
Mücahit elbiseleri ile okul üniformaları tek tip bir görüntü yaratırdı.
Lakin, karşınıza dikilip “Ne yani Çinliler gibi hep aynı kıyafeti mi giyeceğiz?” şeklinde anti-tez öne sürülürdü!

Kıbrıs Türkü çok çekti.
Herkes terzi, herkes kunduracı, herkes polis…
Farklı meslekler gelişmediğinden, yüksek eğitim olanakları yaygınlaşmadığından, toplumsal zihin de o düzeydeydi.
Böyle bir toplumun arasından Tolstoy yetişebilir miydi?

Halbuki Tolstoy’un yaşadığı dönemde buharlaşma çağı yeni başlamıştı.
Yani, alt tarafı bir kara tren vardı!..

Bir de şimdiki zamana bakın!..

Ya Galileo Galile?
Engizisyon döneminde yaşamış.
Ne vardı ki o dönem?
Alt tarafı birkaç mercekle bir teleskop yapmış.
Gökbilimle ilgili çalışmalarını bununla halletmiş.
Bakmış ki, güneş dünyanın çevresinde değil, diğerleri güneşin çevresinde dönüyor…

Bize gelince,
Kimde teleskop vardı?
Kim gece gökyüzüne bakıp küçük ayı ile büyük ayıyı inceledi ki?
Bereket, kimilerinde dürbün vardı!
En azından karşıki mevzilerdeki kıpırdanmalar gözlenebiliyordu!

Gün geldi,
Sosyal konut icat edildi?
Herkese aynı evler yapıldı!
Komünizm benzeri, komün evleri!
On binlerce insan komün evlerine yığılır gibi bu evlere dolduruldu.
(Doğrusu, döneminde iyi bir gelişmeydi; abartmayalım, kastımız anlayışın kendisidir.)
Fakat, işin garip tarafı,
Az biraz sesini yükseltenlere “Moskova’ya…” diyorlardı?

Devletçiliğe karşı olan amatör kapitalistler yıllarca devletçilik yaptılar…
Sanki de gizli komünisttiler!
Ahali baktı olacak gibi değil, bir de aslını deneyelim diye, bu kez değiştirmeye başladı…

Ama onların da teleskopu yoktu!

Galileo Kutsal Kitap’tan da şüphelenmişti.
Engizisyon ile başının belaya girmesinden kurtulamamıştı.
İki sefer yargılanmış.
İdam kararı verilmişti.
Fikirlerini ret ederse, idam kararı ev hapisliğine döndürülecekti.
Öyle yaptı.
“Görmedim, Duymadım ve Bilmiyorum”  diyerek mahkemenin suyuna gidip, kelleyi kurtarmıştı…

Galileo “Güneş merkezli kuramı” benimsiyordu!..

Biz Kıbrıs merkezli kuramı benimsiyoruz!
Diğerlerini görmedik, duymadık, bilmiyoruz!

Evrende ne olup biterse, hepsi bizim etrafımızda dönüyor!

Üstelik karşılıklı olarak birbirimizin hareketlerini dürbünle izlemeye devam ediyoruz!










Başa dön tuşu