Türkiye, 30 Mart’ta, çok önemli bir YEREL seçim yapacak. Bu seçim, sadece BÜYÜKŞEHİR belediye başkanlarını, yerel yöneticilerin seçimini değil, Tüm Türkiye’yi ve Orta Doğu’yu Kıbrıs’ı da derinden etkileyecek.
Bu yerel seçimde yaşanan süreç, son yıllarda hemen hemen hiçbir seçimde yaşanmadı. Bu seçim, tarihe BÜYÜK MEYDAN OKUMA’ların ve ŞANTAJ’ların rol aldığı bir seçim olarak geçecek.
Teknolojik olanaklarla desteklenen GÜLEN CEMAATİ’nin arkasındaki BÜYÜK GÜÇ, zamanla daha fazla sorgulanacak.
Toplumsal dalgalanmalarda, süreci duygularla değil, toplumsal çıkarlara etkileriyle değerlendirmek gerekmektedir. Çoğumuz, böyle bir değerlendirme yerine, taraflardan birinin propagandasının etkisi altında kalarak değerlendirmeler yapıyoruz.
Bu seçim sürecinde, DİNİ AKIMLARIN bir parçalanma ve kendi aralarında çatışma sürecine girdiklerini mutlaka tespit etmeliyiz.
Her dini örgütlenme, gerçekte, belirli grupların ekonomik çıkarlarını savunan örgütlenmelerdir.
Gülen Cemaati ile Tayyip Erdoğan’ın çatışmasında, devleti ele geçirme ve tüm ekonomiyi yönlendirme çelişmesini mutlaka dikkate almak gerekmektedir.
Çağımızda, ekonomik ilişkiler, dış siyasetle de iç içedir.
Tayyip Erdoğan, ÜLKE İÇİNDE, kendi halkını sömürerek, palazlanan bir ekonomik faaliyet ve bürokratik yapı egemenliği yerine, dışa açılan ve Anadolu Sermayesi’ne ağırlık veren bir politika izleyerek, eski, klasik zengin tabakanın çıkarlarıyla çelişmiştir. Bu tabakalar, geçmişte, iktidarlarını ordu ve bürokratik yapı ile paylaşarak palazlanmışlardı.
Erdoğan’ın, Kürt sorununu bitirip, iç pazarı birleştirmek ve Kürt sorunu nedeniyle her yıl boşu boşuna belirli çevrelere aktarılan MİLYARLARCA DOLAR’ı, ülke ekonomisine kaydırma siyaseti de, hem ülke içerisinde, hem de ülke dışında belirli çevrelerin çıkarı ile çelişmekteydi. Bu çevrelerin, Erdoğan’ı etkisiz hale getirmek için, her tür aracı acımasızca kullandıkları bir yerel seçim dönemi Türkiye’de yaşanmaktadır.
Türkiye’deki iç karışıklık ve çatışmalarda, İSRAİL FAKTÖRÜ’nü daha yakından incelemek gerekmektedir.
İsrail, Kürt ve Kıbrıs sorununu çözecek olan Türkiye’nin bölgesel olarak çok büyük bir ekonomik ve siyasi güç olacağının farkındadır.
Kürt ve Kıbrıs sorununun çözümünden hemen sonra, bölgemizde sıra FİLİSTİN SORUNU’na gelecektir.
Amerika, Büyük Orta Doğu Projesi’nde, demokratik ve sorunlarını çözerek, kapitalist dünyanın bir parçası olacak olan bir Orta Doğu istemektedir.
Özellikle OBAMA YÖNETİMİ’nin, İsrail’in bugünkü yöneticileriyle, sık sık farklı politikalar izlediği bilinmektedir.
Arap Baharı ile bölgede yeni düzenlemelere giden Amerika’nın, İsrail ve Kıbrıs gazının, AB ülkelerine en erken zamanda ulaşması ve AB’nin Rusya enerji kaynaklarına bağımlılığının azalması politikasını da yeni dönemde dikkate almalıyız.
İsrail, ekonomik olarak sıkışmasına rağmen, Erdoğan ile iş birliği yapmak yerine, çatışmayı, kendi çıkarları için daha uygun görmektedir.
Gülen Cemaati’ne ve diğer Erdoğan karşıtı güçlere, geniş dinleme olanakları sağlayan ve dünya çapındaki medya üzerindeki etkisiyle, Erdoğan’ı yıpratan en büyük güç, İsrail’dir.
Biz, Kıbrıslılara gelince, büyük siyasi güçlerin çatışmasında, geçmişte, daima birbirimize düşürülerek, Türk ve Rum çatışması şeklinde parçalanarak, yabancılara hizmet ettik.
Şimdi, bölgesel ayar çalışmaları içerisinde Amerika’nın BİR KANADI ve AB’nin çıkarları gereği, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, büyük çalışmaların yapıldığı bir dönemdeyiz.
Türkiye’deki siyasi güçlerden Erdoğan, yeni ayarın yapılmasını destekleyen tek güçtür.
Bu siyasi ayarın yapılması durumunda, Kıbrıs’taki çatışma sürecinin yerine, uzlaşma sürecinin egemen olacağı ve askerlerin adadan çekilerek, Kıbrıs’ın BATI TÜRÜ bir demokrasi ile yönetileceği gerçeği önümüzde durmaktadır.
30 MART seçiminin sonuçları, sadece Türkiye’yi değil, bölgemizi ve özellikle Kürt ve Kıbrıs sorununu derinden etkileyecektir.
































