Kıbrıs’ın tümü, Rum ,Türk, Ermeni , Maronit ve hangi ulustan olursa olsun ada üzerinde yaşayan herkesindir.
Bunu inkar etmek, ırkçılık yapmaktan başka bir şey değildir.
Kıbrıs’ın 1960 Cumhuriyetinin kuruluşuyla birlikte özel bir durumu da doğmuştur:
Kıbrıs Cumhuriyetinin asli kurucuları Rumlar ve Türklerdir. Bu iki ulusun 1960 antlaşmalarından kaynaklanan kuruculuk hakları vardır.
Bu haklardan en önemlisi yönetimi paylaşmalarıdır.
Kıbrıs Cumhurbaşkanının Rum olması karara bağlanmışken, Cumhurbaşkanyardımcısının da Türk olması ANAYASAL MADDE olarak yazılmıştır.
Her iki topluma da, benimsemedikleri bir karar olması durumunda VETO HAKKI da tanınmıştı.
Her iki toplum arasındaki çatışmaların kaynağı TOPRAK DEĞİL, YÖNETİM SORUNUYDU.
Makarios tüm ada üzerindeki yönetimini perçinlemek için, Türklerin yönetimdeki paylarını azaltmak istiyordu.
O dönemki Türkiye Hükümeti yetkilileri ANAYASA ÜZERİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLERE karşı çıktıkları için, Makarios ve Grivas’tanoluşan milliyetçi kanat Türkleri silah zoruyla sindirmek istedi.
1968 yılına kadare olan saldırılarda Rumlar çoğunluklarını kullanarak ada üzerindeki birçok Türk köyünü ele geçirdiler. Ancak Toprakları işgal etmek, Kıbrıs Türklerinin ada üzerindeki söz söyleme hakkını engelleyemedi.
EOKA B faşistleriyle Yunanistan Cuntasının ortak silahlı müdahalesi, Makariosu 15 Temmuz 1974’tte darbeyle öldürmeye çalıştı.
20 Temmuz 1974’tte Türkiye Hükümeti Garanti ve İttifak maddesini kullanarak, Makarios’un çağrısıyla Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Bu çıkartmanın 1960 antlaşmasına atıfta bulunarak yapıldığını bir yere not etmeliyiz.
Ancak Türkiye hükümeti “BOZULAN NİZAMI TESİS ETMEK” yerine fetih siyasetine yönelince, Türkiye ULUSLAR ARASI HUKUK zemininin dışına çıktı.
1983’e kadar Rumlar ve Türkler arasında yapılan görüşmelerde ana parametre, adanın federasyon temelinde yeniden birleştirilmesiydi. O tarihe kadar KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİ tüm dünya ile ilişki kurabilen ve ticaret yapan bir devletti.
1983 te kurulan KKTC, Kıbrıs Türklerinin ayrılıkçı bir hareketi olarak görülünce BM ninaldığı kararlarla, tüm dünya tarafından adım adım yalnızlaşma sürecine girdi.
Annan planı ve Montana süreçlerinde gerek Türkiye gerekse Kıbrıs Türkleri olumlu ve birleştirici bir çizgi izledikleri için, Rumlar iyice tecrit olup, tüm ada üzerinde her istediklerini yapamaz hale geldiler.
Karayalçın ve Çiller hükümeti ,Türkiye’ninAB ile Gümrük Birliği karşılığında , Rumlara tek başına AB ye girişini onaylamasaydı, Kıbrıs Rumları AB ye giremeyeceklerdi.
Şimdi günümüze gelelim:
Kıbrıs Türklerinin 1960 kurucu antlaşmasından kaynaklanan haklarından dolayı, adanın neresinden olursa olsun çıkacak gazdan, petrolden ve madenlerden pay almak hakları vardır.
Rumların ,AMERİKALILARA, FRANSIZLARA, İSRAİLLİLERE VE ŞİMDİ DE HİNTLİLERE tanıdığı askeri üs hakları yasal değildir. Türkiye Garanti ve İttifak antlaşmaları gereğince bunlara karşı çıkma hakkına sahiptir.
Bu haklara sahip olabilmek için, ayrılıkçı “BAĞIMSIZ EGEMERN İKİ DEVLET” tezini terk edip, 1960 antlaşmanızı CİDDİYETLE savunmanız gerekir.
Bağımsız ,egemen iki devlet teziyle Rumların Güney Kıbrıs’ı Türkiye ve Arap ülkeleri aleyhine, ve Kıbrıs Türklerini dikkate almayan bir çizgiye getirdiğimizi hala anlayamamak gerçekten ilginçtir.
Bu çizgi gerek Kıbrıslı Türkleri gerekse Türkiye’yi gelecekte büyük tehlikelere sokmaya adaydır.
































