Köşe Yazarları

KIBRIS BİR BARIŞ ADASIDIR


“Suriye’deki İdlip odaklı  savaşa.. Bazı AB ülkelerinin Kıbrıs üzerinden askeri gövde gösterileri yapmalarına..    Mesela Makron’lu Fransa’nın rüştünü ispat etmek isteyen çocuklar gibi Erdoğan’a nispet Degol uçak gemisini Rum kara sularında dolandırmasına.. hatta Rum tarafının, kime karşı olduğu belirsiz korumacılığını üstlenmesine.. Beride Yunanistan’nın Amerika ile Doğu Akdeniz’de “NATO” kulpu takılan aslında Türkiye’ye yönelik gövde gösterisinden başka bir şey olmayan tehditlerine karşın…

Kıbrıs’ın her iki yakasında da “barışın ve barışçı ilişkilerin” sürmesi; tutun ki dünya siyasi literatürüne kazınacak ibretlik bir olaydır. Ve bu olayın mimarı da Türkiye’dir..

ÇÜNKÜ adada ısrarla koruduğu barışçı ortam yukarıda vurguladığım çatışmalara, komplolara, Rum Yunan ikilisinin Doğu Akdeniz’deki tek yanlı tasarruflarına, Yunanista’nın kışkırtıcı dürtülerine  karşın  gerçekleşmektedir..

Dolayısıyla Akıl mantık diyor ki yıllardır Zümrüdüanka   kuşu gibi adı var kendi yok esamesindeki “çözüm” ve arayışları sürerken; işte adada hüküm süren bu “barışçı ortam” gözetilmelidir. Masaya bu barışçı ortamı yaratan “siyasi, ekonomik ve askeri olgular” konmalıdır.

ÇÜNKÜ adada çatışmaları sonlandırıp barışı sağlayan bu unsurlar, Allah’ın ayetleri gibi  gökten  indirilmedirler! Bugünlere Ortadoğu’yu saran kanların içinde boğularak,  savaş ateşlerinde yanarak, göç yollarında savrularak gelindi.. Binlercesiyle insanın canları pahasına ödedikleri diyetle gelindi..

Bugün adada yaşanan barış ve huzur, iki halk arasındaki  ekonomik ilişkiler en azından iki yakanın insanlarının korkmadan, çekinmeden Kuzey’de ve Güney’de özgürce dolanmaları… Barış değil de nedir? Hatta çözümdür bile…

DİLEĞİMİZ bu ilişkileri hiç bozup zedelemeden adada “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı (geçmişte olduğu gibi) yine Türkiye ve Yunanistan’nın” garantörlüğünü içeren)  Federal bir Kıbrıs çözümünün gerçekleşmesidir.. Ki o Doğu Akdeniz’de çıktı çıkacak denilen doğal gaz, sonrası yedi sülalemize de yeter istikrar ve barışımıza da…

BİR Türk yurttaşı olarak bilmem meramımı anlatabildim mi Sn. Anastasiadis.

*****

NE İDİYSEK YİRMİSİNDE, ELLİSİNDE DE OYUZ!  

Bir şiirinde Fuzuli, “Dehr bir pazardır” der.. Yani dünya.. Ve ekler: “Herkes bu pazarda malını sergiler, satar. Kimileri bilgisini, kimilerini marifetlerini, kimileri ürettiklerini tabi..”

1483 yılında doğan Bağdat’ta ölen Fuzuli işte şu kocaman dünyanın düzenini, işleyişini  tek bir mısrasında bu kadar açık ve net özetlediydi..

Ki 2020 yılının şu dünyasında Ve tabi ki biz Kıbrıs’ta, hâlâ kuramadık bu düzeni. Olanın adı da “kaos!”

Ki herkes “işi gücüyle” uğraşmaz, başkasının işi gücüyle uğraşır! Politikacı taifesi de aslında bu “karışmacılıkla” yaratılan düzensizliği organize eder! Hem de halkın oylarıyla seçilip görevlendirilerek!

HER halde hepten bileceğiz. Kaç yıldır bu ülkede “kaçak et sorunu vardır?” Tutun ki 1974’den beridir! Fakat ne millet (yakalanıp cezalandırılmak pahasına) Rum tarafından satın aldığı  kaçak eti Kuzey’e sokmaktan bıktı usandı ne de Devlet kaçak et geçirenleri yakalayıp cezalandırmaktan vazgeçti!

TUTUN  ki KKTC’deki hükümetlerin en başarılı oldukları icraatlarından biridir, sınır kapılarında yada sınırların bilmem neresinde; Kuzey’e kaçak et getirmeye çalışanları yakalayıp cezalandırmak!

Tam 46 yıldır “arakası yarın serisinden” devam eden “kaçak et” adlı bir dizi film! İnşallah birgün  Derviş Zaim filmini de yapar!..

OYSA: Eğer 1974’den sonra doğru düzgün Hayvancılık politikaları oluşturulsaydı şimdi  biz Güney’den değil, Güney bizden et kaçıracaktı…

GELELİM diğer konuya: “Hıyarla domates’in kilosunun 15 liraya orsa ettiği ülkede bir ayak üstüne bahaneler uydurulup sonunda pahanın nedeni  “iklim koşullarının yağmuruyla, donuna” bağlandı. Ki yıllardır bu bahanelerin hiç de yabancısı değiliz!

Ki iki gün dişinizi sıksanız 3. gün fiyatlar az biraz dengelenir de…

PELALA ama bir devlet “iklim koşullarına yenik, esen rüzgârlar önünde uçurtma gibi uçup giden, yağan yağmurlarla ıslanan, basan soğuklarda donan, sıcaklarda yanıp kavrulan enten püften bir çaresiz dide midir?

Kİ 45 yıldır hâlâ ne bir tarım politikası oluşturabildi düzgün ne de üretimin istikrarlı fiyat politikalarında pazarlanması sağlandı..

Kİ hatırlatayım: Bir devrelerde enginarımızı Mersin gümrüğünden geçirip Türkiye pazarında satamıyorduk. O dönemlerde de “Köşemizden” (bu da bir kader olmalı) Enginarın faziletine ait yazar, TC’e veryansın ederdik de…

Geçen gün TC’deki bazı Tv. kanallarında gezinirken, sebze meyve pazarlarına yönelik bir programda (onlarda da bizdeki gibi fiyat anarşisi vardır) baktım pazar tezgâhlarında tek bir enginar bile yok!                                           Oysa neredeyse bizde çiçeğe kaçacaklar da hani bir dönemlerin, “enginarımızı TC’ye ihraç edemiyoruz” dediğimize nazire, “işte tam da şimdi Türkiye pazarlarında o tezgâhları doldurması gereken Kıbrıs Enginarları” demez misiniz?

NE var ki ya yeterince üretemiyoruz yada ihracatını yapamıyoruz.

Fakat asıl sırıtan gerçek şudur: “Çiçeğe yatacak kadar kart enginarları hâlâ çarşı pazarda beş lira tanesinden “göbek enginarı” diye satıyorlar. Pardon, milleti kazıklıyorlar!

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı