Köşe Yazarları

Bu Kez Farklı Olacak…


Yeni yılla birlikte başlayacak yeni süreçle ilgili farklı yorumlar yapılsa da, garantörler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin sürece dahil olmasının, Mont Pelerin’de tıkanan sürece yeni bir ivme kazandırdığı da bir gerçek olarak karşımızda duruyor…

Türkiye’yi temsilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın masada yer alacak olması sürpriz bir hamle olarak görülse bile, Türkiye’deki gücü ve yaptırım yetkisi düşünüldüğünde, masada olmasının gerektiği bir gerçek. Erdoğan’ın dominant kişiliği ile süreci yöneteceği ve sonucu ne olursa olsun, en çok konuşulan isim olacağı kesin gibi…

Bir başka bakış açısıyla, orada sonuç ne olursa olsun bunu kendi toplumuna kabul ettirme becerisi olan bir siyasetçi Erdoğan…

Ya 50 yıldır çözülmeyen bir sorunun çözülmesinde önemli bir rol oynayarak tarihe geçecek, ya da “kanla aldığımızı masa başında vermedik” diyerek noktayı koyup yine tarihe geçecek…

Şimdi kafalardaki en büyük soru, Erdoğan’ın Cenevre zirvesine nasıl bir ruh hali ve planla gideceğidir. Kafasındaki başkanlık sistemine ulaşmak, Türkiye’deki ana muhalefet CHP ve özellikle de başkanlık sistemi için kilit rol oynayan MHP’nin, Kıbrıs konusundaki duyarlılıklarını göz önünde bulundurup öyle bir politika mı izleyecek? Mesela, Davos’ta olduğu gibi, “One minute” deyip Kıbrıs’ta yeni bir sürecin önünü mü açacak..?

Diğer yandan, Ortadoğu’da Suriye krizi ile başlayan ve bugün resmen savaş noktasına gelen bir durum ve son zamanlarda Avrupa ile yaşanan kriz önemli etmenler… Türkiye, dış politikada zor günlerden geçiyor, ekonomi şu an için pek riskli görünmüyorsa da, ilerisi için tehlike çanlarının çalabileceği bir ortama doğru sürükleniyor. İşte tüm bu yaşananlar, Cenevrede Türkiye’nin önüne konulup, Kıbrıs’ta vereceği bazı tavizler karşılığında durumunu düzeltmesi kartı açılabilir mi? Örneğin doğu sınırında oluşturulmak istenen “güvenli bölge” için yeşil bir ışık yakılabilir, Avrupa Birliği ile yaşanan krizin sonlandırılması yönünde bazı adımlar atılabilir. Ve bunlara karşılık olarak da Kıbrısta var olan “Kırmızı çizgilerden” geri adımlar atılması istenebilir…

Bu iki görüş, bana göre olasılığı yüksek senaryolar. Tabi ki bizim düşünemediğimiz başka ciddi bir takım kazanım ve tavizler de masaya getirilebilir. Unutmamamız gerek şey, bu adada “Kıbrıslı” değil “çok uluslu” bir çözüm palanının ortaya çıkacağıdır…

Sonuç olarak, her iki taraf da adada bir çözüm istiyor. Yarım asırdır süren bilinmezliğin ortadan kalkması, geleceğe yönelik güven ve huzur ortamının sağlanması, hem biz, hem de Rumlar için olmazsa olmaz… Kalıcı olabilmesi için, aldıklarımızla, verdiklerimiz arasındaki dengenin korunması ve  her iki tarafın da haklarını koruyan, adil bir anlaşma olması şart. Bunun için mücadele edenleri “Rumcu” diye damgalamayacağımız gibi, ‘haklarımız veriliyor’ diyenleri de “çözüm karşıtı” olarak suçlamamalıyız. Hele de, böylesi bir dönemde,  en azından asgari müştereklerde bir ağızdan konuşabilmeli, ortak bir ta ır sergileyebilmeliyiz…

Cenevre’deki müzakerlerin sonunda, ya bizi Federal bir çözüme götürecek bir anlaşma metni  çıkacak, ya da federasyon bir daha gelmemek üzere rafa kalkacaktır…

Kesin olan tek gerçek bu…



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı