Sedef Avcı’yı, Kıvanç Tatlıtuğ ile başrolleri paylaştığı ‘Menekşe ile Halil’ dizisinden sonra iyice yerleştirdik aklımıza… Ve o hep sakin sakin ilerledi kariyerinde; tıpkı karakteri gibi. Sivri açıklamaları, sataşmaları, huzursuzlukları, dünyayla alıp veremediği şeyler yok . Evliliği deseniz, örnek gösterilir cinsten. Ama o şu sıralar kendini en çok ‘anne’lik rolüyle mutlu hissediyor. Yine de anneliğin kolay bir şey olmadığını düşünüyor ve ikinci çocuk konusu açıldığında, düşünmediğini belirtiyor.
Peki ne mi düşünüyor? Yeni karakterler doğurmak. “Tek hayalim farklı karakterler canlandırmak. Çünkü insanlar bir kere ne gördüyse, hep onu görmek istiyor, ters bir rolü kabul etmeleri biraz zor oluyor. İster istemez yapımcılar da, hep aynı tarzda rollerle size geliyor. Farklı rolleri oynamak tabii ki isterim ama bu daha çok sinemada mümkün. Televizyonda biraz daha zor oluyor” diyor. Şimdi sizi onun sakin dünyasına davet ediyoruz.
Bu kadar naif bir karakter bu kadar düzgün ve korunaklı bir hayat. Bunun bir sırrı var mı?
Evet özel bir çaba harcamıyoruz sadece bu bizim karakterimizle alakalı. Normal hayatımıza aynı şekilde devam ediyoruz, farklı bir şey yapmaya çalışmıyoruz. Biz böyle mutluyuz, bu da bu şekilde yansıyor. Ekstra bir efor yok. ‘Böyle olalım, böyle bir çift olalım ya da örnek olalım’ gibi bir durumumuz yok.
Ünlü olmak sanki sizin yapınızda birine ters olmalı. Şan, şöhret, ün kelimeleri size neler hissettiriyor?
Ben öyle hissetmiyorum, öyle bakmıyorum. Ne bileyim ünlü deyince bana garip geliyor mesela. Sadece işime odaklıyım ben, işimi yapıyorum. Ekran önünde olduğunuz için biliniyorsunuz elbette. Ama hiç ‘ben ünlüyüm ben ünlüyüm’ diye bir şey geçmiyor aklımdan. Hatta şimdi anlatınca, söylemek bile garip geliyor. Hiç öyle yaşamadım ünlülük kavramını. Kime göre neye göre ünlü zaten? Birine sorsanız belki hiç tanımaz başka biri tanır. Yani öyle pek bu kavramla yaşayan biri değilim.
Peki oyunculuk, mankenlik, modellik bir çocukluk hayali miydi; yoksa her güzel genç kıza söylenip yönlendirilen, öyle aklınıza sokulan bir virüs gibi miydi?
Modellik de oyunculuk da küçükken hayallerimi hiç süslemezdi. Küçükken balerin olmak istiyordum ben. Sonra kemik yapımdan dolayı bırakmak zorunda kaldım ama bu arada dokuz sene bale yapmış oldum. Daha içine kapanık ve utangaç bir çocuktum. Oyunculuk ve modellik de çok kamera önü bir iş olduğu için hiç aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Peki çocukluğunuzla ilgili hatıralarınızda en çok neler var?
En çok bale var. Dört yaşında baleye başlamıştım ve neredeyse genç kızlığa kadar, o bayağı bir yer kapladı hayatımda. Disiplin olsun, hayata bakış açısı olsun bana çok şey kattı. Hala onun bana verdiği disiplin, her yere ilk giden olma nedenim olabiliyor bazen. Hayatta da disiplinli ve planlı programlı olmayı seviyorum. Bunun en büyük payının oradan geldiğini düşünüyorum. Çocukluğum denince en çok bale bana çağrışım yapıyor.
Oynadığınız roller içinde çok özlediğiniz ya da ayrı tuttuğunuz bir karakter var mı?
Herkesin kendini ilk ispatladığı bir rol vardır. Benim için de o, ‘Menekşe ile Halil’deki Menekşe’dir. Kendi kariyerim açısından da oynadığım karakterler arasında da hep farklı bir noktada benim için. Oyunculuğumda bir kırılma noktasıdır bana göre.
Peki ‘Bedel’de de zor durumda olan bir karakteri canlandırıyorsunuz. Senaryoyu ilk okuduğunuzda ne hissettiniz?
Bir tarafta sevdiğim erkek öbür tarafta zorla tehdit üzerine evlendiğim bir adam. Ve sevdiğin insanı kurtarmak adına sevmediğin biriyle evleniyorsun. Bu gerçekten çok korkunç bir şey. O yüzden çok iç burkucu ve sert bir hikayesi vardı bana göre. Zorlandığım zamanlar oldu tabii duygusal anlamda.
Annelikle birlikte nasıl bir değişim geçirdiniz?
Bayağı bir değişim geçirdim. Tabii ki insanın bütün öncelikleri değişiyor, hayata bakış açısı değişiyor…
Annelik hep istediğiniz bir şey miydi? Anaç bir yapınız var mıydı hep?
Yok hayır. Hiçbir zaman hayatımda öyle anaç bir yapım olmadı. Önceden öyle ‘çocuğum olsun’ diyen bir tip değildim. Hormonal zamanın gelmesini bekleyenlerdendim daha çok; gerçekten hissettiğim ve istediğim zamanda güzel bir evlilik sonucunda olsun istedim… Herkes “Hadi yapmıyor musun?” dediği zaman, “Ben kendimi hazır hissetmiyorum, hissettiğim ve gerçekten istediğim zamanda olsun’’ derdim ve sonunda öyle de oldu.


































