Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KENDİ GERÇEĞİNİ ARAMAK

Birçok toplum aynı sorunu yaşar ki belki de içinde geçilen dönemin bir özelliğidir bu…

Kimlik ve kültürel erozyon tutun Kıbrıs’tan, Fransa’ya kadar tartışılan bir konu.

Bu sorun her toplumda benzer özellikler taşıdığı gibi farklılıklar da taşır.

Ve belirtileri çarpıcı şekilde gün ışığına çıkar.

Öyle ki,

Örneğin Kıbrıs’ta “Gerçek Lefkoşalılar”, “Gerçek Mağusalılar” gibi “gaile” leri taşıyan oluşumlar meydana gelir.

İnsanın kendi gerçeğini araması ne kadar kahredici bir durum…

Kimlik ve kültürel erozyona karşı mücadele etmek, bu konudaki endişeleri ve olup bitenleri dile getirmek veya bunlara karşı durmak, gerçek olanların dışında kalanları ötekileştirmek mi?

Bu kavrama dikkat etmek gerekiyor…

Kıbrıs’taki Türk toplumu öteden beri bu sorunu değişik biçimlerde yaşadı.

Ada İngilizlerin idaresi altına girdikten sonra uzun yıllar Kıbrıslı Elenlerin içinde erime, yok olma, varlığını koruyup korumama mücadelesi ile baş başa kaldı.

Öyle ki, Kıbrıs Elenlerinin nüfusu karşısında az (ınlık) olmaları, onlara toplumsal bir kimlik bile vererek Kıbrıs Adası Türk Azınlıklar Kurumu (KATAK) bile kuruldu!

Azınlık hakları istiyorlardı!

Halbuki dönemlerden çeyrek asır kadar önce adanın “efendi” si idiler.

İşler ters dönmüştü.

İşler ters-yüz olurken kimsenin aklına bağımsız bir ada gelmiyordu; böyle bir siyasi bilinç, siyasi refleks yoktu.

Her iki tarafın zihinleri milliyetçi görüşlerle zedelenmişti.

Bir açıdan travma geçiriyor ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı…

Aslında biliyorlardı!

Bir taraf anavatanlarıyla bütünleşmek isterken, bir taraf aynı şeyi istiyor ancak olmayınca adanın yarısını istiyordu.

Bunlarla oyalanıp duruyorlar, arkalarındaki dürtülere bakmadan birbirlerini kırıyorlardı.

Ama doğrusu, her iki taraf da varlığını korumasını bilmişti.

Sadece bu varlığı birleştirmesini bilmiyorlardı…

Bir taraf “azınlık”tı ya!

Kaybolmaktan korkuyordu.

Birleşmekten de korkuyordu!

“Birleşme” yi siyasal bir kavram olarak görmüyor, azınlık çoğunluk ilişkisi içinde kaybolmak olarak algılıyordu.

Şimdi de böyle.

Ve şimdi de böyle olunca,

O azınlık nüfusu çoğunluk yapma gayreti başlatılmıştı ve bugün oldu sürüp gidiyor…

Fakat bir şey oldu.

Nüfus çoğaldıkça yine kaybolmaya başladıklarını görmeye başladılar.

Nüfus hangi coğrafyadan gelirse gelsin kültürel bir karşıtlık doğurması kaçınılmazdır, hele de bir yere var olan gerçek nüfusun üstünde nüfus taşınırsa.

Kısacası böyle oldu.

Gaileler, endişeler bu yüzden…

Lefkoşalı’nın, Mağusalı’nın gerçeğini aramak bu yüzden…

Kısacası, azınlık olma, yok olma, var olup olmama korkusu, endişesi, acısı ve çaresizliği sürüyor…