Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Kendi evlatlarına hasret bir ada

Özellikle Avrupa ve Amerika’da okuyan yığınla Kıbrıslı Türk gencinin ülkelerine dönmeyi tercih etmedikleri anlaşılıyor.

Ve Kıbrıs adası, her zaman olduğu gibi kendi evlatlarına hasret kalmaya devam ediyor…

…………………………………………………………………………………………………………………………..

Lozan Antlaşmasının 21. Maddesi şöyledir:

“5 kasım 1914 tarihinde Kıbrıs’ta turan Türk tabası, mahalli kanunun tayin ettiği şartlar dairesinde İngiliz tabiiyetine sahip  ve bu yüzden Türk tabiiyetini kaybetmiş olacaklardır. Bununla birlikte işbu muadenamenin meriyet mevkiine 8anlaşmanının yürürlüğe) girdiği günden itibaren iki yıllık bir müddet zarfında Türk tabiiyetinde kalmakta serbest olacaklardır;  bu takdirde bu haklarını kullandıkları tarihi takip neden on iki ay zarfında Kıbrıs adasını terk etmeye mecbur olacaklardır.”

girne-marangozlar

Durum buydu.

Üstelik bu göç durumu yeni Türkiye Cumhuriyetinin Lefkoşa Konsolosluğu tarafından da körüklenmekteydi.

Dönemin konsolosu ahaliyi Anadolu’ya göç için yüreklendirmekteydi.

Bu politikadan daha sonraları vazgeçilecekti ancak aradan nice yıllar geçmiş olacaktı.

Peki, ahali göç etmiş miydi?

İngilizlerin adaya gelişlerinin üzerinden 45 yıl geçmişti.

Yeni nesiller yetişmiş, hayat şartları da çoktan değişmişti.

Şalvarını atıp pantolon giyenler olduğu gibi,

Sarığını atıp şapka giyenler vardı.

İngilizlerin adaya getirdiği yeni koşullara giderek uyum sağlanmaktaydı.

Neticede, bazı kaynaklara göre 7 bin kadar kişi sandallara binerek göç etmişlerdi.

Ne var ki, göç edenlerin yarısı da bir müddet sonra Anadolu’daki yaşam şartlarını beğenmeyip geri gelmişlerdi.

girne

O dönemlerde Kıbrıslı Türklerin adadaki toplam sayısı 70 bin kadardı.

Ama göç siyaseti nüfusun azalmasına neden olsa da, ahalinin top yekun yaşadığı toprakları bırakmadığı anlaşılıyordu.

Zaten top yekun bir göç olmuş olsaydı haliyle bugünkü koşullar da olmayacaktı.

Destanları günümüze kazandıranlardan birinin Aynalı olduğu bilinir.

İngiliz bayrağı Lefkoşa Baf kapısında göndere çekildiğinde Aynalı o günleri henüz 7 yaşında iken yaşamıştı.

Lozan Antlaşması sırasında ise olgunlaşmış, ellisine gelen bir adamdı.

Yüz yaşına kadar yaşayan Aynalı 1960’ta Türk askerinin tekrardan adaya gelişini de görecekti.

Bazı insanların hayatı tarihin makas değişikliğine tanık olduğu zamanlara ayna tutuyor.

Aynalı da bunlardan biriydi ve o da vatanında kalan çoğunluk arasındaydı.

Aynalı’yı bu yazının içine neden aldık pek bilemiyoruz.

O yılların tanıklarından biri olmasından mı,

Tarihin ve hatta medeniyetlerin değişim noktalarına tanıklık etmesinden mi?

Bizim kuşağımız ise tarihin başka dönemlerine tanıklık edecekti.

1963 olayları, 1974 Kıbrıs Harekatı, 1983 KKTC ilanı, 2003 referandumu gibi kavşaklar da günümüzde yaşayan birçok insanın tanık ettiği tarihi dönemlerdir.

Tarihin bu yüzüne tanıklık edenler de eski kuşaklar gibi göç olayları ile karşı karşıya kalmışlardır.

Bu durum, İngiliz’in adaya gelişinden günümüze dek sürüp gidiyor…

girne1

İngiliz’in göç politikası neticede tutmayacak,

Kıbrıslı Türkler vatanlarında yaşayacak ve bu toprakların geleceğinde söz sahibi olacaklardı.

Tarihe dönüp bakıldığında, o göç politikasının hangi amaçlara hizmet ettiği gayet iyi anlaşılmaktadır.

Eğer ada Türkleri top yekun göç etmiş olsalardı, adanın kaderi Lozan Antlaşmasından sonra alevlenen Enosis emellerine teslim edilmiş olacaktı.

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’ta Lefkoşa Büyükelçiliğinde Müsteşarlık da yapan CHP eski  milletvekillerinden Onur Öymen, adada bir tek Kıbrıslı Türkün olmaması halinde, Kıbrıs’ın Türkiye için büyük önemi olduğunu (Halk TV’de yaptığı bir konuşmasından) vurgulamıştı.

Bu görüş, aslında Lozan Antlaşması ile hatta 1960 Garanti Antlaşmaları ile de doğrulanmaktadır.

Ancak bugüne kadar, adanın önemi Kıbrıslı Türklerin varlığı üzerinden vurgulanıp bu doğrultuda sözde siyaset üretildiğinden, bu tür söylemler en azından kulağa hoş gelmiyor.

Göç meselesi İngiltere adadan ayrılırken ikinci dalgasını yaşamıştı.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti oluşturulduğunda,

İngiltere’ye göç etmek isteyenlere bu ülkenin kapıları açılmıştı.

Rakamlar ne söyler bilmiyoruz ama o yıllarda da göç olduğu bilinmektedir.

Ki Lozan’dan sonra meydana gelen göçler çoğunlukla yabancı ülkelere olacaktı.

Lozan Antlaşması yıllarında (Anadolu’ya göç hakkı 2 yıl olarak sınırlandırılmıştı) bütün hissiyatları ile Türkiye’ye bağlı olan Ada Türklerinin Kıbrıs’ta kalmayı tercih etmelerinin altında yatan nedenler iyice araştırılmalıdır.

Ada Türklerinin göç konusunda kafaları iyice karışmıştı.

Bunu destekleyenler olduğu gibi desteklemeyenler de mevcuttu.

Matbaacı M. Akif Bey, Kıbrıs gazetesinin 28 Kasım 1949 tarihli sayısında o günleri anlatan yazısı aydınlatıcıdır.

Söz konusu dönemin rengini ortaya çıkarması bakımından bu yazının bir kısmını aşağıda veriyoruz:

“(…) Söz ve Doğru Yolun (Dönemin gazeteleri A.O) bu muhacerete teşvikleri memleketin beşte ikisi tarafından terviç ediliyordu (destekleniyordu). Birlik gazetesi ise ihtiyati davranıyor ve bu yüzden sevilmiyordu. Türkiye hükümeti Balkanlardaki muhacirleri bin bir müşkilatla yerleştirmeğe çalışırken Söz ve Doğru Yol mütemadiyen muhacereti (göç) kışkırtıyorlardı.”

… Akif Bey daha sonra Kıbrıs’tan göç edenlerin Tarsus, Adana ve Antalya gibi yerlere gittiklerinden, bunların ellerinde herhangi bir zanaat olmadığından işsiz kaldıklarından ve belediyelere sığınarak bir parça ekmeğe muhtaç olduklarından bahsederek meydana gelen bazı ilginç olayları da anlatır ve şunları yazar:

“Girne Limanından güvertesi dolu bir gemi hareket ederken yalıda gözlerine ilişen Birlik (Dönemin gazetelerinden A.O) yazarı Fadıl Beye Avukat Fadıl N. Korkut) el çırparak bir takım galiz elfaz (terbiye dışı sözler) sarf etmişlerdi.

Şayanı dikkattir ki bu kafile iki ayı bulmadan perişan bir halde Karpas’a çıkmışlar ve derdest olarak Larnaka’ya karantinaya konulmuşlardı.

Bu zavallıların paraları olmadığı ve aç kaldıkları Larnaka halkı tarafından öğrenilmiş ve bunlara kafi miktar yiyecek gönderilmişti.

Karantina müddeti sona erince 36 şilin karantina ücreti ödemek için günde iki şilin yerine 18 gün hapse gönderilmişlerdi.

20 gün geçmeden ikinci bir 70 kişilik kafile gelmiş ise de onlar da karantina dolayısıyla denizden Larnaka’ya sevk edilmişlerdi.

Bu ikinci kafile de evvel ki gibi perişan bir halde idi ve diğerlerinin uğradıkları akıbete boyun eğmek mecburiyetinde idiler.”

Akif Bey daha sonra kendisinin de şahit olduğu bir olayı anlatır ve gördüğü 45 kişilik bir grubun Mersin’den geri döndüklerini, hepsinin de perişan vaziyette olduğunu, kendisinin bu duruma müdahale ettiğini ve dönemin Evkaf Murahhassı ve Kavanin Meclisi Üyesi İrfan Beye telgraf çektiğini, neticede İrfan Beyin bu gruba yardımcı olduğunu belirterek sözlerini şöyle bitirir:

“Bu acı vakalar böyle devam ederken Söz ve Doğru Yol mütemadi muhacereti teşvik ediyor ve Türk Konsolosluğu da buna göz yumuyordu. Çünkü o da Adadan Türklerin muhaceret etmesi taraftarı idi.”

Neticede Anadolu’ya göç politikası istenildiği gibi sürdürülememiş, Kıbrıs Türkünün çoğunluğu bu göçü benimsememiş, gidenlerin bir kısmı da geri gelmişti.

Ama, göç olgusu daha sonraları tutacak, gidenler neredeyse bir ömür ülkelerine dönmeyeceklerdi.

1960’lı yıllarla 1970’li yıllar böyle olmuştu.

60’lı yıllarda özellikle İngiltere’ye göç eden nüfusun bir kısmı,

70’li yıllarda Avustralya’ya göç etmişti.

1923’lerde Anadolu’ya göçü tercih edenler, bu kez İngiltere’yi tercih ediyorlardı.

1974 sonrası şartlarda da azımsanmayacak sayıda insanın adadan göç ettiği bilinir.

Günümüze bakarsak göç yine vardır ve gençler arasında hat safhada olduğu bilinmektedir.

Elimizde veriler olmamasına rağmen,

Özellikle Avrupa ve Amerika’da okuyan yığınla Kıbrıslı Türk gencinin ülkelerine dönmeyi tercih etmedikleri anlaşılıyor.

Ve Kıbrıs adası, her zaman olduğu gibi kendi evlatlarına hasret kalmaya devam ediyor…