Köşe Yazarları

KEDİ KUYRUĞUNDA MAŞRAPPA








Halkın Partisi “kendi aramızda tartışıyoruz, çeşitli görüşler var, sine-i millete de dönebiliriz, son kararı Parti Meclisi verecek” açıklaması yapmasının üstünden daha saatler geçmeden kendini “politikacıları yönlediren gazeteci” olarak gören kimi tipler ve klavye başında “kanaat önderi” olmaya soyunanlar, CTP’nin üstüne çullanıverdiler.




“CTP de yapsın. Yapmazsa rejimin bekçisidir, Erdoğan’ın partisidir…”



HP Genel Başkanı Kudret Özersay “konu meclise gelsin, gelişmeleri görelim, bizim hükümetçilik-muhalefetçilik oynamaya niyetimiz yok ama konu daha yenidir, gelişmeleri görmek lazım” diyor ama ego şişkinleri CTP’nin derhal karar vermesini istiyor.

Sanki de HP kararını vermiş gibi CTP’nin de aynı karar ulaşmasını istiyorlar.

“İstiyorlar” hafif kaldı, baskı yapıp tehdit ediyorlar.

Eskilerin el-insaf dediği durum tam da budur.

 

***

 

Son seçimleri boykot edip oy kullanmayanlar vardı.

Hani oy kullanmayıp, büyük bir muhalefet hareketi yaratacaklar ve rejimin gerçek yüzünü ortaya çıkarıp, uluslararası alanda mücadele başlatacaklardı.

“Seçime katılan partiler benim görüşlerimi yansıtmıyor” deyip de oy kullanmayanları tenzih ediyorum ama ortaya çıkan krizi kendine yontmaya çalışanlara da hayret ediyorum.

Hayret ediyorum çünkü seçimden sonra konuyu adeta uyuttular.

Herkes kendi konforlu alanına çekildi.

Sosyal medyada iki paylaşım, haftada bir basın bildirisi ile “normal yaşamlarına“ geri döndüler.

Birkaç “ufak-tefek” farkla.

TDP’yi barajın altında bıraktılar ve TDP’nin 3 milletvekilinin katkılarını ortadan kaldırdılar.

CTP’yi yüzde 30’da bıraktılar ve müdahalecilerin istediği gibi oynayacağı bir meclis yapısının ortaya çıkmasına neden oldular.

Kendilerini beklemekten usanan “uluslararası toplum” kıs kıs gülüyordur herhalde.

 

***

 

“Çok öfkeliyiz, yaşananlara absürd bile diyemem, maskaralık, meşru değil” gibi tanımlamalar yetmiyor artık.

Gelişmeleri mutemet edasıyla izah etmeye çalışmak da nafile.

Elbette hukuki bir çerçeveye oturmak gerekiyor ama yaşadıklarımızı sadece hukukla anlatmaya çalışmak da eksik kalıyor.

Siyasetin bu denli iğfal edildiği bir ortamda anayasanın ilgili maddeleri detay kalır sadece.

Şimdi siyasi liderlik zamanıdır.

Olanları edebi bir dille anlatmanın ötesine geçilmelidir.

Vatandaş olanı-biteni görüyor zaten.

Vatandaşın gerisine düşmek gibi bir tehlike vardır ve sanırım müdahalelerle mücadelede en büyük tehlike de budur.

Öncülük yapamayıp, kuyrukçu olmak.

Rahmetli Naci Talat, “kedi kuyruğunda maşrappa olmayacağız” demişti ve tam da bu günleri anlatmıştı.

Anlamak isteyene…







Başa dön tuşu