Kayıp yılların senfonisi
En son ne kalmıştı geriye?
Halk ve Zafer Sinemasına asılan son film afişleri neydi?
Bayram yeri en son ne zaman kurulmuştu Çağlayan’da?
Çocuk Bahçesinde yasemin satan en son çocuk kimdi?
Hangi köşe bakkalı en son kepenk indirdi?
Ayasofya’dan kalkan son cenaze kime aitti?
Hangi köy otobüsü son kez konaklamıştı Deveciler Hanına?
……………………………………………………………………………………………….
“Fuat Edip, gençliğinde rüyasında çok güzel bir kız görür ve o kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Ailesi ona baskı kurar ve zorla evlendirilir. Bir bahar akşamı Fuat Edip’in yolu, Çamlıca Kız Lisesi’nin önünden geçer. Okulun dağıldığı sırada şairimizin gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır.
Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onun bu halini fark eden öğrenci de utanarak boynunu eğer. Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar kalır, artık her şey için çok geçtir. Âdeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken şu mısraları mırıldanır: Bir bahar akşamı rastladım size.”
…
Selâhattin Pınar’ın dilden dile dolaşan şarkısıdır bu.
Sözleri şair Fuat Edip’e ait.
…
Yukarıdaki hikayenin başka versiyonları da var.
Ama diyeceğimiz her şarkının ardında bir hikayenin yatıyor olmasıdır.
Yoksa o güçlü sözlerin oluşmasına imkan yok…
…
Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz?
…
Klasik müziklerin ardında da hikayeler vardır.
Beethoven’ın ünlü 9. Senfonisi birçok bölümden oluşur.
Son bölüm “Neşeye Övgü” besteciyi uzun yıllar düşündürmüştür.
Anlatıldığına göre, her bölümde ayrı temalar var.
Hüzün, kavga, doğa sevgisi ve neşe gibi.
Birçok anlatıcıya göre 9. Senfoni’de bestecinin hayata karşı bakış açısını, felsefesini yansıtır.
…
“Yeniçeri Müziği” kendisini Mehter Marşlarında hissettirir daha çok,
Zafer müzikleri olarak da tanımlanır.
Mozart gibi Beethoven’ın da bu müzikten etkilendiği anlaşılıyor.
- Senfonide bestecinin bu zafer müziğinden yararlanmaya çalıştığı söylenir.
…
- Senfoni ilk kez 1824 yılında seslendirilmiş ve zaten Beethoven bundan 3 yıl sonra hayata veda etmişti.
Konser Beethoven tarafından değil, bir başka orkestra şefi tarafından yönetilirken,
Besteci sahnenin bir kenarında ayakta duruyormuş.
Senfoni bittiğinde herkes ayağa kakarak büyük bir gürültü ile alkışlıyorlarmış ki Beethoven’ın kulakları işitemediğinden bunları duyamamış.
Ama şef onu kolundan tutup izleyicilere doğru döndürünce o muhteşem ve coşkulu manzaraya o an tanık olmuş.
…
Avrupa Birliği Marşı halinde de yaşatılan senfoni,
Aslında bestelenip sunuşu yapıldıktan sonra ilk 20-30 yılda tamamen unutulup hasıraltı edilmişti.
Bunu bir başka besteci neredeyse çeyrek asır sonra büyük uğraşlar vererek gün ışığıkna çıkarmış ve tüm zamanlara yayılabilecek duruma getirmişti.
…
Zaman her yerde aynıdır.
Gündüz ve gece ile ifadesini bulur.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde gölgelerin, karanlıkların, ışığın farkı vardır ancak.
Her şey gölgelerin, karanlığın ve ışığın içinde saklıdır kim bilir.
Ve aynı ışığın altındadır insanlar, aynı korkuların, aynı hüzünlerin, aynı kavga, aynı aşk ve neşelerin.
…
Bir müzik, güzel bir söz asırlar boyu ve zaman içinde kulaktan kulağa, dilden dile dolaşabilir.
O müzikler, o sözler hayata bakış açısını şekillendirmekte rol oynayabilir.
Ya da onlarla daha derin, daha hoş ve güzel düşünmeye, daha estetik değerlere önem vermeye itebilir insanı.
Şiirlerin, sözlerin ve müziğin böyle bir rolü olduğu kesin.
…
Okulda son zil sesi çalındığında sevinçli bir telaş içine girerdi öğrenciler.
Kız Lisesinin öğrencileri evlerine gidecek ve siyah önlüklerini bir tarafa atıp günün modası olan kıyafetlerini giyeceklerdi.
Boy aynalarının karşısında makyajlarını yapacak, öğrenci görüntüsünden bir anda sıyrılıp sokağa çıkacaklardı.
Liseli erkek öğrenciler bisikletlerine binecek, Lefkoşa’yı turalayacaklardı özenle taranmış saçları ile.
Yarınların ne olacağını kimse bilmese de sevinçli bir telaşa kapılırdı insanlar.
Bir sinemaya, bir parka,
Hatta hafta sonları yapılan bayrak merasimlerine giderken sevinçli bir telaş içine girerlerdi.
Bu insanların her birinin Beethoven gibi hüzünleri ve sevinçleri vardı.
İnsanoğlu ayrı coğrafyalarda yaşasa da, ayrı kültürlerden olsa da hüzne, aşka, kavgaya ve neşeye dair aynı şeyleri hissetmiyor mu?
Gözyaşı ile kahkahanın farkı olabilir mi insanlar arasında?
Ya da isyan etmek duygusunun?
Ancak onlar kayıp yılların senfonisi yazacaklardı üstelik bundan habersiz.
Hatta gün gelecek yaşadıkları sokaklar boşalacak,
Doğup serpildikleri o çiçekli evlere dönüp bir daha bakmayacaklar,
Ve hatta gün gelecek,
Farkındadırlar ya da değildirler,
Hatıraları bile yok olacaktı…
…
Bir senfoninin en hüzünlü bölümüdür bu şehirde hayat…
…
Zemheri aylarında hendeklerde nöbet tutan Mücahit’in hasreti bir senfoniye nasıl yazılır?
Sokakları tel örgülerle yasaklanan bir şehrin hikayesi bir senfonide nasıl anlatılır?
Seyyar satıcıların bağrışmaları senfonik bir koroya nasıl uygulanır?
Dikiş makinelerinden çıkan ayakça sesleri uyarlanabilir mi bir senfoniye?
…
- Senfoniyi kim dinlerse dinlesin, hangi ırktan, hangi renkten, hangi milliyetten insanlar dinlerse dinlesin aynı hüzne, aynı neşeye kapılmıyor mu?
Peki, bu ülkenin neşesi nerede?
…
En son ne kalmıştı geriye?
Halk ve Zafer Sinemasına asılan son film afişleri neydi?
Bayram yeri en son ne zaman kurulmuştu Çağlayan’da?
Çocuk Bahçesinde yasemin satan en son çocuk kimdi?
Hangi köşe bakkalı en son kepenk indirdi?
Ayasofya’dan kalkan son cenaze kime aitti?
Hangi köy otobüsü son kez konaklamıştı Deveciler Hanına?
…
Bir senfoninin hüzünlü bölümü gibi hayat…
…
Bu Venedik eskitmesi memlekette sevinçli telaşlar yerini kedere ve bilinmezliğe bırakacak,
Gün gelecek insanlar birbirine yabancılaşacaktı…
…
Ama henüz vakit erkendi.
Hasretin mektuplarla giderildiği yıllardı.
Radyolarda seslendirilen şarkılarda sevinçli bir telaş vardı.
Bisikleti ile işine gücüne giden insanlar çok şey beklemezdi hayattan.
Aynalı’dan taze ve sıcak fıstık alıp bir parkta, bir bahçede oturmak,
Bir kahvehanede vakit geçirmek,
Gelene geçene “merhaba” demek,
Komşunun sevincini ve kederini paylaşmak,
Bazen bisikletle turlamak,
Bazen Boğaz tepelerinde gün batımını seyretmek,
Bazen bir ağacın geniş gölgesinde yaşar gibi yapmak…
…
Böyle geçerdi yıllar,
Bu şekilde yaşanırdı hayat,
Bir senfoniye düşen telaşlı ve kaygılı notalar gibi.
Bir tek son bölümü yazılmamış.
Neşesi eksik…
































