Köşe YazarlarıManşet

KATIRLARDAN BU YANA NE DEĞİŞTİ?

Başaran Düzgün yazdı






Yazar ve araştırmacı rahmetli Haşmet Gürkan “Kıbrıs’ta neler oldu” kitabında detaylı bir şekilde anlatır.

Padişahın Kıbrıs’ı Büyük Britanya İmparatorluğu’na (İngilizlere)  satmasından sonra (1878) ferman yayınlar ve “kullarım İngilizlere itaat edecek” der.



İngiliz askerleri Larnaka’dan adaya çıkarlar.

Çıkmadan önce, öncü bir birlik gönderirler ve durumun ne olduğunu kolaçan ederler.

Larnakalılar (Türkler ve Rumlar dahil) heyecanla İngilizleri beklemektedirler.

Olumlu haber gidince İngiliz donanmasındaki binlerce asker Larnaka’ya güle oynaya çıkarma yapar.

İngiliz askeri komutanların hedefi başkent Lefkoşa’dır.

Başkent Lefkoşa’yı teslim alacaklar ve adadaki hakimiyetlerini tesis edecekler.

Larnaka’yı güle oynaya işgal eden İngilizler başkentten kuşku duymaktadırlar.

Padişahın “itaat edin” fermanına rağmen Başkentlilerin direneceklerini ve surlariçine çekilip savaşacaklarını zannetmektedirler.

Ona göre hazırlık yapmaya başladıklarını gören Larnakalılar İngilizlere “akıl verir.”

“Lefkoşa’da büyük bir fakirlik ve parasızlık vardır. Padişah yıl oldu maaşları ödeyemedi. Eğer getirdiğiniz şilinleri (İngiliz para birimi) katırlara yükleyip katırları askeri konvoyun önüne koyarsanız, Lefkoşa’ya sorunsuz bir şekilde girersiniz.”

Larnakalıların dediği gibi olur.

Şilin yüklü katırlar önde, İngiliz askerleri arkada Lefkoşa’ya girerler.

Lefkoşalılar (Türkler ve Rumlar dahil) katırları ve İngilizleri sevinç gösterileriyle karşılarlar.

“Kralım çok yaşa” nidaları arasında üç hilalli  Osmanlı bayrağı gönderden indirilir ve yerine Büyük Britanya’nın aslanlı bayrağı çekilir.

Rahmetli Rauf Denktaş anılarında, dedesi Rauf beyin bu törene tanıklık ettiğini ve kendisine “Türk bayrağı tekrardan göndere çekilecek, biz göremedik ama siz göreceksiniz” dediğini nakleder.

 

***

Kıbrıs gazetesinde Yazı İşleri Müdürü idim.

Rahmetli Mehmet Ali Akpınar Genel Yayın Yönetmenimiz idi.

Hem Asil Nadir’in “yatırımsal” beklentileri hem de Akpınar’ın muhafazakar yapısı nedeniyle Denktaş’a ve hükümete yönelik pek eleştirel haberler yapamazdık.

Yaptığımızda da günler süren krizlerle boğuşmak zorunda kalırdık.

Bir dönem “abiciğim bunun içinde paslandınız, gazetecilik yapmıyorsunuz, memleketi bok götürür siz de uzaktan izliyorsunuz” telkinleri başladı.

Çevre sorunları bir yana ülkede ciddi bir ekonomik kriz vardı ve bizi de “pembe habercilik” yapmaya zorluyorlardı.

Mesleki açıdan böylesi sıkıntılı günlerdi ve “gazetecilik yapmıyorsunuz” lafı bizim için tam bir ironi idi.

“Gazetecilik” yapmaya başladık.

Ekonomik krizden dolayı insanımızın İngiltere’ye iltica ettiği günlerdi.

Fabrikalar kapanıyor, binlerce çalışan işsiz kalıyor, esnaf kepenk kapatıyor ve vatandaş beş parasız hayatını idame ettirmeye çalışıyordu.

Meğerse, kendi arlarında toplantılar yapmışlar, “ekonomik olarak batıyoruz, KKTC elden gidiyor, milli davayı kaybediyoruz” kampanyası yapıp Türkiye’den para koparmaya karar vermişler.

Denktaş bizim “öldük-bittik-mahvolduk” yayınlarımızı alıp Ankara’ya gidip “para göndermezseniz milli davayı kaybedersiniz” dermiş.

Ardından da “uçak dolusu para geldi” haberleri yapardık.

 

***

 

Başbakan Ersan Saner ve Maliye Bakanı Dursun Oğuz Ankara’ya gittiler.

Önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve ardından da Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile görüşecekler, protokol imzalayacaklar.

Memlekete geri döndüklerinde de bütün bakanları toplayıp, bir basın toplantısı düzenleyip, “para musluğu açıldı, anavatanın güveni bize tamdır” diyecekler.

 

***

 

Yazının başlığındaki soruya yanıt veriyorum;

1878’de, başkent Lefkoşa’ya şilin yüküyle giren katırlardan sonra değişen bir şey olmadı…

 

 

 







Başa dön tuşu