Köşe Yazarları

Kasulidis Ankara’yı değil Kuzey’i suçluyor

Geçtiğimiz gün bazı arkadaşlar, Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis ile “zaten bir basın toplantısı ile açıklamasını yapacağız” dedikleri bir görüşme yapmışlardı. Genelde son zamanlarda Rum basınında da yer aldığınca Kasulidis tahminlerin tam aksine müzakerelerin başlaması konusunda Türkiye’nin değil, asıl güçlük çıkaranın “Kuzey Kıbrıs Türk liderliği”nin olduğunu iddia ediyor ve bir arkadaş tarafından bana aktarıldığı kadarı ile özetle şunları söylüyordu:
“Türkiye ile bir sorunumuz yoktur… Çoğu konularda Ankara ile mutabakata varıyoruz… Buna karşın bize asıl güçlük çıkaran taraf Kuzey Kıbrıs Türk liderliği oluyor…”
(Bunu duydukta şaşırıyorum. Çünkü Kasulidis “doğruları” seslendiriyorsa, bugüne kadar bizdeki yetkili ve sorumluların Rum tarafı ile ilişkiler ve görüşmelerle ilgili, “Türkiyesiz inisiyatif yüklenemeyeceklerine” yönelik kanaat yıkılıyor, onun yerine “Ankara’ya rağmen bir KKTC politikası” olduğu ortaya çıkıyor… Bu durumda “ortak metin” konusundaki anlaşmazlık da Ankara’nın inisiyatifi dışında, KKTC’nin üzerine kalan bir siyasi tasarruf olarak görülüyor… )
Öte yandan Kasulidis, Eroğlu’nun açıklaması ile basına da yansıdığınca, “müzakere sürecinin takvime bağlanmasını kabul etmiyor…”
Pekala çözüme inanıyor mu? Bu konuda da Kuzey Kıbrıs yetkililerinden anlayış bekliyor. Ve bir kez daha hayret ediyorum. Çünkü yıllardır Türk tarafı Rum liderliğinden, Rum liderliği Türk liderliğinden “anlayış” bekliyorlar! Hiçbir konuda Türk ve Rum taraflar anlaşmaya varamamışlığa karşın, tutun ki sittin senedir birbirlerinden “anlayış beklemeleri” konusunda örtüşüyorlar!
Öte yandan Kasulidis BM’ler temsilcisi Downer’ı da şikâyet ediyor: Arkadaş bu şikâyete konu olayı anlattığında kahkahalara boğuluyorum! Çünkü Kasulidis şöyle söylüyor:
“Downer bize geliyor diyor ki ‘Sakın Mağusa Limanı ile Ercan Havaalanı’nın uluslararası trafiğe açılmasını kabul etmeyin sonra Türkler kapsamlı çözüme yanaşmazlar…’ Sonra adam kalkıp Türklere gidiyor, ‘Sakın Maraş’ı iade etmeyin sonra Rum liderliği kapsamlı çözüme yanaşmaz’ diyor!”
…Zaten biliniyor. Downer “Konfederatif sistemi” lanse ettiği gerekçesiyle çoktan beridir Güney’de istenmeyen adam ilan edildi… Aslında bu “istenmemenin” bir nedeni de uzun yılların yıpranmışlığı olmalı…
KISACA: Eğer esas mesleği doktorluk olan Kasulidis “bizim arkadaşlara” bir politik numara çekmemişse “hayret” dedirtecek açıklamaları ile bu kez Kuzey Türk liderliğini töhmet altına itiyor, Ankara’yı “uyumlu” hanesine kaydediyor… Hayret!

////////////////////////////
     
Kırk yıldır popülizmle yaşıyoruz. Çünkü…
Gelelim “içteki” vaziyeti umumiyeye. Lefkoşa Belediye Başkanı Kadri Fellahoğlu her halde artık sorunlar kertiğe dayanmış olacaklar, ilk kez “belediyeyi batıran popülizmdir” açıklamasını yapıyor ve ekliyor: “Belediyenin geliri ancak maaş ödemelerine yetiyor. Devlet katkılarının tümü de borçlara gidiyor…”
İşte gene aynı sorun! “Gelirler giderlere yetmiyor!” Dolayısıyla dönüp dolanıp “politikacı taifesi bu memleketi iyi yönetemedi” diyoruz.
FAKAT MADALYONU ÇEVİRİP BİR DE ARKA YÜZÜNE BAKIYORUZ: O kadar kınadığımız ve “siyasi partilerin oy uğruna sistem haline getirip memleketin canına okudukları” dediğimiz “popülizm” gerçekte neydi?
“İş, aş, hayat hakkı” arayan insanların, ihtiyacın da üzerinde devlet kademeleri sektörlerinde ve de belediyelerde istihdam edilmeleri değil miydi? Başından beri sürekli maaşları artırmak, köylüye çiftçiye teşvikler vermek, yatırımlar için belirli kişilere kıyaklar çekmek, falan… Değil miydi?
Tanınmamış bir devletin, ancak Ankara’dan pompalanan para ile hayatını idame ettiren cemaat esamesindeki bir toplumun, adına popülizm” de dense bu topraklarda tutunabilmesi için var mıydı bir başka çaresi?
“Evet vardı” mı diyorsunuz? Yani İstihdam yapılmayacak, teşviklerde bulunulmayacak, maaşlar zamlanıp astronomik hale getirilmeyecek, şuna buna kıyaklar çekilmeyecek…
Eee, sonra ne olacaktı? Hatırlayın 1974’lerden önce de gençlerimiz, ailelerimiz binlercesi ile nasıl göç yollarına düştülerdi… Göç eden evlatlarımızın arkasından nasıl ağlıyorduk…
Olay şuydu: İnsanları her halükârda bu topraklarda tutmanın çareleri aranacaktı ki memleketten göç edip gitmesinlerdi… O çarelerden birisi de “oy avcılığına sarmalanmış partizanca tutumlar da olsalar, sonuçta işsizlere iş uydurulmasını zorlayan “tu kaka” dediğimiz “popülist” yaklaşımlardı!
Tabii ki bunları “popülizme, partizanlığa” methiye döşenmek için yazmıyorum. Bu ülkede Türk halkı olarak yıllardır “var olmak” savaşımı nedeniyle Anayasadan hukukun üstünlüğüne kadar nasıl her bir “değerimizi” çatır çatır çiğnemek zorunda bırakıldığımızı anlatmak için yazıyorum…
Zaten bu nedenle değil midir ki sık sık, “bize çözüm gereklidir” diyorum. En azından ambargolardan kurtulur, az biraz soluk alırdık… 

////////////////////////////////////////

Ankara’nın sadece para pompalaması yetmiyor
Kıb-Tek’in kurtuluş için elektriğe zam yapmaktan başka çaresi kalmadı. Yeni bir olay değildir…
Bu konuda gelin politikacılardan önce “eğer elektriğe zam yapılırsa bakın hallerimiz ne olur” diyenlerin yanı sıra, o halleri ortaya koyanlardan birisi olan KTTO Başkanı Günay Çerkez’e bakalım. Önerilerini özetle aktarıyorum:
BİR: Elektrik Kurumu tarafından bakıldığında tahsil edilen gelirlerin giderleri karşılamadığı ne kadar gerçekse, hane halkının, mal hizmet üretenlerin, şirketlerin de bu elektrik fiyatları ile faaliyetlerine devam etmekte zorlandıkları o kadar gerçektir…
İKİ: Bu durumda çözümü verimlilikte aramak kaçınılmazdır. Çözüm daha düşük maliyetlerle elektrik üretecek sistemi yeniden yaratmaktır. Kurum özel sektör mantalitesine sahip etkin bir yönetime kavuşturulmalıdır.
ÜÇ: Sorunu politikadan kurtarmak gerekir. Geçmişte sorun zaten Türkiye ile tartışılmış ne yapılacağı konusunda geçmiş hükümetlerle mutabakata varılmıştı. Yeniden ele alınacaksa, erkence alınmalıdır.
DÖRT: Elektrik sorununun uzaması zarar verecektir. Sermaye ihtiyacı karşılanmalı, maliyetler düşürülmeli, sistem yenilenmeli, gerekirse TC’den kablo ile elektrik taşınmalıdır…
…Genelde sorunla ilgili hemen herkesin söylediği şudur: “Elektrik maliyetleri dolayısıyla giderler düşürülmelidir…”
HATIRLATALIM: Çok seslendirilmek istenmiyor ama Kıb-Tek’i bu durumlara düşüren sorunlardan birisi de işte o sistem haline getirilen popülizm sonucunda artırılan personel, astronomik maaşlardır…
Yine madalyonu çevirip öteki yüzüne bakıyoruz ve “son sözümüzü”, kırk yıldır yapılanların, çaresizlikle yıkılmasını seyretmek zorunda bırakılmışlığımızın çığlığa dönüşmüş son seslendirmesinde yazıyoruz: “Var mı bu adada “işi, aşı, parayı” kısıtlayarak ve de ortadan kaldırarak var olmanın bir başka çaresi?” Doğrusu ben bu çığlığı da Ankara’ya ithaf ediyorum! Sadece para pompalamak yetmiyor…

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı