ManşetPoli

Karababa’da kararan gece






(Sokak sokak Lefkoşa 6)

 

Canlı, hareketli bir şehirdi Lefkoşa.

Ta Lüzinyanlardan günümüze başkent.

Bu yüzden siyasetin nabzı da oldum olası bu sokaklarda atmaktaydı.

Ve şu Kıbrıs meselesi belası yüzünden nice cinayetlerin işlendiği yer de bu sokaklardan başkası değildi. Gün olur , Bir gece, Ansızın, Kanla kirlenirdi yaseminle…


 

Karababa Sokağının bir tarafı Yenicami ve Kirlizade Sokağına, diğer tarafı da Hafız Lisani Sokağına paralel uzanır ve bu sokak sona doğru bir yay çizerek Karababa ile kesişir.

Kuzey ucu Atilla Sokağı ile birleşir ki bu sokak Tantin’in hamamına uzanan bölgedir.

Karababa, ince uzun bir yoldur ta sınıra kadar dayanır ve bir yerde kışlanın arkasındaki sokakla kesişir.

Savaş ve Şht. Caner Sokaklar da Karababa’ya kesişen sokaklardır…

Sokağın Karababa türbesinin bulunduğu yer dört yol ağzıdır.

Bir tarafı Haydarpaşa Sokağı ile birleşir.

Bu sokakta bilindiği gibi şimdi Turizm Bakanlığının merkez binası, yani eski kışla, ya da daha eskilere gidilirse Türk Lisesi binası ve Haydarpaşa Camii yer almakta.

Birçok kez vurguladığımız gibi sokaklar birbirine bir yerden bağlanıyor.

Hani muhabbet sokakları denilse yeridir.

Sıra sıra evler,

Köşkler,

Hanaylar,

Birbirini kucaklıyor…

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”four” lightbox=”no” source=”media: 161767,161770,161769,161768″]…[/images_grid]

Sınıra yakın köşesinde de Karababa türbesi bulunuyor.

Bu türbenin 1571’de burada şehit düşen bir Osmanlı askerine ait olduğu söyleniyor.

Bu sokağın içinde bir zamanlar gömlekçi Muhittin’in evi bulunuyordu.

Sıra sıra üç ev sarı taştan yapılmış.

Bu evler kendilerini diğerlerinden ayırt ediyor.

Sarı taştan evlere gitmezden önce Ahmet amcanın evi bulunur ki,

Oğlu Mustafa(Fadıl) Çerkez bandodan arkadaşımızdı.

Öteden beri tahin helvacılığı ile uğraşan aile, bu mesleği sürdürüyor,

Ve sarı taşlara gitmezden önce sağ tarafa ayrılan yerler Çerkezlere ait.

Helvacı imalathanesi de burada kurulu.

Bir ara  Çerkez dostumuzu da yanıma alarak bölgeyi geziyoruz.

Bana üstünde asma tavları olan evlerin balkonunu göstererek,

“Yaz geceleri bu asmanın altında yatardım” diyerek o güzel günleri anlatıyor…

Öyleydi.

Lefkoşa’nın serin akşamlarında asma altlarında vakit geçirmek, hayata damgasını vuran bir yaşam tarzıydı sanki.

Geniş asmalık yerlerde öğle uykuları alınır,

Geceleri de uyarsa buralarda uykuya yatılırdı…

Dar sokaklarda kaldırım yoktu,

Ama seki vardı.

Sağlı sollu sekilerin arasından yürüyoruz.

Kimi evler bakımlı, kimileri bakımsız.

Bakımsızlıktan yıkılan bir ev,

Ayakta kalan kerpiç duvarları ile ağlamaklı gibi durmakta.

En alttaki kemerler üstünde yıkık dökük yükselen duvarları taşımaktan yorgun düşmüş halde.

Kim bilir ne hayatlar içinde yaşanmış,

Ve kim bilir sahipleri nerede?

No photo:

1970’li yıllarda bu sokaklara gelip gittiğimiz çok olmuştu.

Dönem arkadaşlarımızdan Altan Erdağ’ın ailesi Karababa Sokağı ile kesişen Şht. Caner Sokağında oturuyordu.

O eve defalarca girip çıktığımız olmuştur.

Bu sokak şimdi bir çıkmaz sokak.

Sınıra gelip dayanıyor.

“No Photo” şeklindeki uyarıların biri de burada barikat niyetine çekilmiş demir bir kapıya kondurulmuş duruyor.

Arkasında unutulmuş gitmiş anılar birer sessiz çığlık gibi insanın yüreğini parçalamağa yeter…

Bir zamanlar:

Hangi kapısına, hangi sokağına bakılırsa bakılsın,

Lefkoşa sokakları kendi insanları tarafından terk edilmiş hissini uyandırmakta.

Evler, kapılar, pencereler, yollara saygı ile eğilir gibi başını öne eğen cumbalı köşkler sanki o eski evler değil.

Halbuki bu sokaklar bir dönemler kalabalık olur,

Çocuklar yolların içinde oynar,

Kadınlar kapı önlerinde toplanır,

Seyyar satıcılar arabaları ile gelip gider,

Kimi zaman seyyar satıcılarla sokak sakinleri arasında muhabbetler olur,

Cuma günleri köyden kasabadan gelen satıcılar bu sokakları bir yukarı bir aşağı arşınlar,

Ve bu haliyle şeher, canlı, hareketli, neşeli, muhabbetli bir görüntü oluştururdu.

Kan lekesi:

Canlı, hareketli bir şehirdi Lefkoşa.

Ta Lüzinyanlardan günümüze başkent.

Bu yüzden siyasetin nabzı da oldum olası bu sokaklarda atmaktaydı.

Ve şu Kıbrıs meselesi belası yüzünden nice cinayetlerin işlendiği yer de bu sokaklardan başkası değildi.

Gün olur,

Bir gece,

Ansızın,

Kanla kirlenirdi yaseminler…

Ayhan Hikmet
Karanlık bir cinayetle hayatsına son verilen Ayhan Hikmet.

Ayhan Hikmet:

İşte,

1962 yılının 23 Nisan’ı 24’ Nisan’a bağlayan gece Avukat Ayhan Hikmet bu sokakta katledilmişti.

Onun kaldığı eve yürürken, evin dış cephesini her tarafı ile görüntüledik.

Kapı aynı kapı,

Pencereler aynı pencereler olmalıydı.

7 No’lu ev Ayhan Hikmetin verdiğimiz tarihte son uykusuna daldığı evdi,

Ve gözlerini bir kez daha açamayacak,

Karababa Sokağı siyasi bir cinayete tanık olacaktı.

Ayhan Hikmet, bu sokağa bitişik Haydarpaşa Sokakta 26 numaralı evde doğmuştu.

İngiltere’deki hukuk tahsilinden sonra yurduna dönmüş avukatlığa başlamıştı.

Ahmet Muzaffer Gürkan ile birlikte 1960 yılında, Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Cumhuriyet adında bir gazete çıkarmışlardı.

İbrahim Aziz’in “Perde Aralığından” adlı kitabında gazetenin çıkmasında Derviş Ali Kavazoğlu’nun da katkıları vardı ve bu gazeteye başyazılar yazmaktaydı.

Ayhan Hikmet bu evde vuruldu. Karaba Sokak No 7
Ayhan Hikmet bu evde vuruldu. Karaba Sokak No 7

Ama onları kötü bir gelecek bekliyordu.

Ayhan Hikmet memlekete dönünce Sabiha hanım ile evlenmiş, iki çocuğu olmuştu.

Ve hain gece gelip çattığında Karababa Sokağı kana bulanacaktı.

23 Nisanı 24 nisana bağlayan gecede 7 No’lu eve sinsice katiller girecek,

Genç avukat Ayhan Hikmet, uyurken vurularak öldürülecekti, talihsiz karısı bu olaya tanık olacak,

Karababa bir anda kana bulanacaktı…

Karababa türbesi Ayhan Hikmet’in kaldığı evin yüz metre kadar ilerisinde bulunuyor.

Karababa Kıbrıs’ın fethinde vuruşan bir asker,

Ayhan Hikmet ise Kıbrıs’ta Türk ve Rumların birlikte yaşamasının mücadelesini veren demokrasi ve barış askeri.

Kimbilir,

Bir gün o ev de anılacak bir yer olarak belirlenir…

Evi satıldı:

Gazeteci Sevgül Uludağ ‘ın,

28 Mart 2005 tarihinde yayınlanan “Yer altı Notlar/Milliyetçiliğin öksüz bıraktıkları (4)-Ayhan Hikmet’in Kızı Hıfsiye Hikmet” adlı seri yazıda anlatılanlara göre,

Kapılar açıldığında Ayhan Hikmet’in kızı Hıfsiye Hikmet ailesi ile birlikte kuzeye geçer.

Amacı evini görmek,

Babasının mezarını ve kuzeydeki ailesini ziyaret etmek.

Karababa’daki evlerine gittiklerinde hatıraları canlanır.

Kapıyı çalarlar .

Önce kapıyı açmamakta direnen ev sakini,  daha sonra gelen misafirlerini içeriye alır.

Hıfsiye Hanım evin odalarını gezerken zihni o karanlık geceye uzanır.

Hayal meyal olayları hatırlar.

Hatta babasının cansız bedenini.

Öylece kanlar içinde.

Evde oturan yeni sakinin Hıfsiye hanıma anlattığına göre,

Kadın onlara bu evi bir Kıbrıslı Türk’ten satın aldıklarını söyler.

Hatta onlara satan bu kişinin,

“Bu evin sahibi bu odada öldürüldü, karısı Rum asıllı, çocukları yok, ben bu evi size satarım” dediğini anlatır.

Hıfsiye hanım da haklı olarak yakınarak gazeteye şunları söyler:

“Kimin malını kime satarlar, (…) Türk, Türk’e bunu yaparsa, Rum malına neler yapmaz!”

 







Başa dön tuşu