Hükümet kararlarıyla aylardan beri arka arkaya önemli kıymete sahip Kamu ve Vakıf mallarının haksız ve ihalesiz olarak Hükümet yanlılarına dağıtımına devam edilmesinin ve nepotizmin halkta yarattığı büyük reaksiyonlara rağmen hız kesmemesi, ve geçen hafta şehir merkezlerindeki en kıymetli alanlara ve en yakınlarına devri, genel toplumsal bir reaksiyona dönüşmesine neden olmuştur. Hatta İktidar büyük ortağı UBP milletvekillerinin bazıları ve taraftarların çoğu dahi.
Burada tartışma konusu olan esas husus, Karar merciinde olanların kendi veya Partileri Yönetimlerinde yıllarca hükmedenlerin en yakınlarına, sürekli ihalesiz kararlarla, pahası yüksek bu defa da Şehir merkezlerindeki Kamu arazi ve parsellerinin, arka arkaya ticari amaçlarla verilebilmesidir. Bu hem yasalara hem de ciddi devlet Yönetim anlayışıyla bağdaşmaz..
Yöneticiler, iki seçim yapmak zorundadır. Ya ciddiyetle yasalara ve yasal prosedürlere uyarak Devlet yönetmelidirler ve halkın geneline fırsat eşitliği yaratarak kamu kaynaklarını tasarruf etmeliler, çünkü yönettikleri kaynaklar halkın malı, parası ve ülkenin kaynaklarıdır. Veya ticari faaliyete gireceklerse görevden ayrılıp İş hayatına atılacak, ve iş veya yatırım yapacaklar.
Hem Yönetimde olma hem de çeşitli şekillerde her türlü ticaretin ve her türlü çeşitli parasal kazancın içinde olma yarışında bulunmak, demokrasi ile idare edilen ülkelerde mümkün olmayıp, hatta demokrasi olmayan ülkelerde bile, halkın dayanma gücüne bağlıdır. Bazı toplumlar o kadar hassastır ki, göreve başlamadan önce bir Yöneticinin çalışanının sigortasını yatırmadığı için veya en basitinden düşük faizle bir bankadan kredi aldığı için ilgili Yöneticiyi istifa etmek zorunda bırakmaktadır . Mevkiini istismar ettiği için.
Devlet Yönetim anlayışı medeni ülkelerde bu doğrultuda olur. ‘Yani ben Yönetimdeysem ailem, yakınlarım……’ ifadeleri Devlet Yöneticileri için geçerli değildir.
Hem Devlet Yöneticisi ve karar mercii olmak hem de devlet kaynaklarını ticari ve şahsi amaçlı yasalara ve yasal prosedürlere uyulmadan yakınlara aktarmak, -bu aile olduğu gibi çeşitli menfaat ilişkileri veya nepotizme dayanabilir-, üstelik süreklilik halinde peş peşe olması, tabii ki kamu oyunu ayağa kaldırmıştır. Aylardan beri ihalesiz yapılan bu tür bir çok uygulamalara karşın gerek siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin gerekse halkın genel reaksiyonuna rağmen bunu okuyamamak, halka aldırmamak demektir. Halk, Yöneticileri kendi adına ülke kaynaklarını kamu yararına en iyi kullanıp ülkeyi ileriye götürmek için seçmektedir. Her seçimde verilen çeşitli sözler maalesef unutulmaktadır.
Bu dönem Plajlar, ve otel yatırımı diyerek çok kıymetli kamu malları ve evkaf malları hak sahiplerinin hakları çiğnenerek maalesef alelacele ve haksız bir şekilde direk belli şahıslara dağıtılmıştır. Şehitlik bile ısrarla verilmeye çalışılmıştır. Moral değerler alt üst edilmiş hiçbir değere itibar edilmeden ranta dönük icraatlar, kat yükseklikleri, izinsiz inşaatlar, tavan yapmıştır..
Kamu menfaatinin halkın parasının ve malının olduğu her yerde Yasaların koyduğu sınırlamalar vardır. Makamlara gelenler yetkilerini kullanırken sınırlarını bilmelidir. Bu sadece devlet Yönetiminde değil, Örneğin halkın parasını kullanan özel ve kamu tüm bankalar ve kurumlar ve kuruluşlar için de bu böyledir.
Örneğin ‘özel’ tabir edilen bankalarda dahi. Çünkü bankalarda en büyük varlık hacmi, halkın mevduatı, parasıdır. Hissedar veya hissedarlar bir sermaye koyar. Öz varlıkları vardır, Ancak en büyük kaynak halkın mevduatlarıdır. Bankalar yasasına göre halâ 2 milyon$ sermaye ile kuruluyor.. (Bu arada Yasanın tadil edilerek arttırılması gerekir.) Tabii banka öz kaynaklarını , ihtiyatlarını daha arttırabilir. . Merkez Bankaları tarafından da takip edilir. Sermaye yeterlilik standart rasyolarına bakılır. Ancak bunlara karşılık milyonlarca veya milyarlarca halktan mevduat toplar. Bu mevduatlar halkın parasıdır. Koyduğu sermayenin ve özkaynaklarının 30-40 -50 hatta daha fazla katı olabilir mevduatlar.. Dolayısıyla banka Yönetiminde bu paralar emanet paralardır ve devlet kontrolünde olması gerekir. Adı Kamu Bankası olmasa da tüm özel bankalar da Kamunun, halkın parasını kullanır. Bu vesile ile halkın parasını korumak için Bankalar yasası ile koruyucu hükümler ve uyulması gerekli hükümler vardır. Çünkü bankalar kredileri de halktan emanet olarak aldığı mevduattan verir.
Dolayısıyla Bankalar Yasalarında da krediler kullandırılırken öngörülen kriterler vardır. Aile efradı için hissedar ve yönetici olanlar bir sermaye koydu diye istedikleri kararları alamazlar. Esasen, Yasa’da banka kurucularının şahıslarında aranan koşullar olduğu gibi, Yönetim Kurulu ve akrabalarına kredi verilmesi konusunda da Yöneticiler için şu hüküm vardır, ‘ Menfaat ilişkisi ile bağlı oldukları tüzel kişiler, ana, baba, karı, koca ve çocuklarına taalluk eden kredi, teminat ve kefalet taleplerinin müzakeresine iştirak edemezler oy veremezler’ der. Bunu niye yazıyorum, özel şahıs kurucusu olsa dahi, halkın parası olan her yerde Yasaların karar mercilerini nasıl sınırlandırdığını ve istismar edilmemesi için buna uymak zorunda olduklarına dikkat çekmek içindir. Devlet Halkın koruyucusu olmak durumundadır.. Kaldı ki Devlet kurumlarının kendi kararlarında daha da titiz olması gerekir.
Halk reaksiyonunun diğer bir nedeni halkın beklediği hizmetlerin yürümemesidir. 2 tane Orta Vadeli Program çıktı. Hiç biri uygulanmıyor. Reform yasaları çıkmıyor. Halka dönük hizmetlere ihtiyaç hat safhada, Yollarda kazalar alınmayan zecri önlemler dolayısıyla artmaktadır. Büyük araçlar aşırı yüklerle ve tehlike saçarak yollarda pervasızca dolaşıyor. Bir ölçüm cihazı bile alınmadı.
Barajda su denize dökülüyor, en yakın Girne kazasında halâ susuzluk çeken 3-4 gün su alamayan bölgeler var. Hükümet ve belediyeler biliyor, henüz kısa bağlantı boruları bile yapılamadı. Arıtma tesisi yatırımı yapılmış olmasına rağmen bir yıldır çalıştırılmıyor. Su sisteme olduğu gibi verilmeye devam ediyor. Narenciye ve sulama bekleyen bölgeler malûm. Limanlar dökülüyor. Hiçbir tamirat yok. Çevre temizliği yok, her tarafta inşaat artıkları ve çöplükler artıyor. Rant amaçlı 10-12 katlı inşaatların yaratmakta olduğu ve yaratacağı sorunlar. Bunlar için araba park alanları yok. İnsanlar bu trafik sorunlarını özellikle Girne’de her gün yaşamaktadır.
Pahalılık, alım gücünün gittikçe düşmesi, tüm emtea ve hizmetlere getirilen nispetsiz artışlar, üstelik devletin devamlı hizmet ve emtealara yüklediği dolaylı vergi artışları ile geçim sıkıntıları ve sosyal yapının bozulması, suç oranlarının ülkede artması ve iyileştirici yeni bir hedef ve önlem alınmaması insanları tedirgin etmekte bir arayış içine itmektedir. Her ülkede en ucuz seyahat belgesi olan pasaport ve kimlik belgeleri ücretlerinin 800-1000TL gibi inanılmaz rakamlara gelmesi halkın yaşamını zorlaştırmaktadır. Halbuki Hükümetlerin görevleri, halkın hayatını kolaylaştırıcı önlemler getirmektir. Yıllardır devlet yatırımları ertelenmektedir.
Hal böyle iken, haksız iktisaplarla ilgili Hükümet kararlarının süratlenmesi halk reaksiyonunun bu noktaya gelmesine neden olmuştur.
Son alınan kararların yalnız bir veya ikisi değil hepsinin 3’ünün de ve hatta ihalesiz olan tümünün kararlarının iptali gerekir. Nepotizmle Lefkoşa şehir merkezinde iki parsel arsası var diye devlete ait milyonlarca $ kıymette, basında çıkan haritalara göre mevcudun 3 kat daha fazla büyüklüğünde 6 adet parsel daha ihalesiz kamu arazisinin karşılıksız cüzi bir kira ile verilmesi hangi hakkaniyete ve hangi yasaya uyar?
































