KıbrısManşetRöportaj

“Kadınların, çocukların ezilmesine dayanamam”


Kıbrıs’ta doğdu, hayatı yurt dışında geçti. Zorlu bir hayatı oldu. Çok parası yok ama o bir yardım meleği. “Bir hayal hediye et” sloganıyla Hindistan’dan Kenya’ya iz bıraktı, yüzlerce çocuğun annesi oldu… Ayda Sabri

 

 

YARIM YERİM KALANI PAYLAŞIRIM: Ayda Sabri: Dünyada ezilen, sömürülen, horlanan, istismar edilen insan çok. En fazla da kadınlar ve çocuklar. Ben tok yaşarken onların aç yaşamasına dayanamam. Yarım yerim ama geri kalan yarımı ihtiyaçlılara harcarım

 

PARADAN ÇOK YÜREK GEREKİR: Çok param yok ama güçlüyüm. Süper hayatım hiç olmadı, hatta yıllarca çok sıkıntı çektim. Ama Hindistan’daki kadınları görünce kral hayatı yaşadığımı düşündüm. Niye yardım etmeyim! Paradan çok kalp, vicdan gerekir

 

Anne-baba Kıbrıslı, o da adada doğdu ama 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Avustralya’ya göç etti. Bütün hayatı yurt dışında geçti. Çeşitli nedenlerle zorlu bir hayatı oldu. Zorluklara teslim olmak yerine hep mücadele etti ve şimdi o insanlığın hizmetinde. Nerde yardıma muhtaç insan, özellikle kadın ve çocuk varsa Ayda Sabri orada. Hindistan’da, Kenya’da, Kanada’da… Sponsorlar bularak, cebinden harcayarak, bağış toplayarak bitmek bilmez bir enerjiyle insanlığa hizmet etmeye çalışıyor. “Bir tek çocuk bile kurtarsam daha rahat uyurum” diyor ama o dünyanın farklı yerlerinden yüzlerce çocuğun annesi. “The Gift a Dream” (Bir Hayal Hediye Et) diyerek başladığı bu yolculuk 8. yılında.

 

4 yaşında göç yollarında

Ayda veya kayıtlardaki resmi adıyla Aydanur Sabri (Kipouridis), 1968 Köfünye/Geçitkale doğumlu. Baba Beyzade Sabri Pirgalı, anne Hayriye ise Köfünyeli. Anne köyünde geçti hayatları göç edene kadar. 4 çocuklu aile, birçok Kıbrıslı gibi bir bavulla akrabaların bulunduğu Avustralya’ya göç etti. Yıl 1972. Ayda bu tarihte 4 yaşında. Gidiş o gidiş, 20’li yaşlara kadar…

“Dayım vardı, akrabalarımız vardı orada, öyle göç ettik. Mali durumu iyi olmayan bir aileydik. Babam çobandı. Aynı zamanda muhafazakâr. Zor zamanlar geçirdik. Adapte olana kadar da zorlandık. Gerçi ben 4 yaşındaydım, Kıbrıs’taki hayatımı hatırlamazdım ama dil, çevre bir dizi sorun yaşadık. Aile de tutucu bir aileydi.”

Evde anne-baba hep Türkçe konuştuğu için ana dilini öğrendi, kelime ve vurgularda sorun yaşasa da unutmadı.

 

Gelenekler hayatını yönlendirdi

İlk ve orta eğitimin ardından işletme eğitimi için üniversiteye başladığı yıllarda, geleneklerine katı şekilde bağlı aile görücülük usulüyle evlilik telkini yapmaya başladı. Hâlâ gözyaşlarıyla anlattığı bu dönem, belki de hayatının dönüm noktasını oluşturdu.

“Ben evlenmek değil, iş sahibi olmak, hayatımı kazanmak, dünyayı gezmek istiyordum. Hayallerimle ailemin çizdiği gelecek denk değildi. 20 yaşında ille de evlenme, üstelik görücü usulü evlenme bana göre değildi…”

Bu sıkıntılı dönemde üniversiteyi yarım bırakarak İngiltere’ye gitti. Orada çalıştı. Sonra İstanbul ve Kıbrıs. Yaklaşık 20 yılın ardından ilk kez doğduğu topraklara döndü. 1990’ların başı. Nene, dede, bazı aile bireyleri burada nasılsa. Ama yine olmadı, evlilik baskısı sürdü.

Yaklaşık bir yıllık kaçışın ardından Avusturalya’ya, anne-baba evine döndü ama durum değişmedi. Bu kez yeniden Londra’ya gitti ve burada evlendi 1992’de. Evlendiği adam tanışık ve Kıbrıslı Türk olduğu için aileden itiraz gelmedi. Londra’ya yerleşti. Üniversite eğitimi almaya başladı, bu kez hukuk okumak istedi. Gündüz iş, gece okul, yeni bir düzen derken kızı Ayfer’e hamile kalınca Avusturalya’ya döndü. Eşiyle birlikte. Londra macerası böylece kısa sürdü.

 

Evlilik de kısa sürdü

Evliliği de uzun sürmedi. Ailenin karşı çıkmasına rağmen yaklaşık 7 yılda boşandı. 5 yaşındaki kızı Ayfer ile dul kaldı.

“Kıbrıs’tan daha zor oralarda böyle şeyler. Kıbrıslılar yurt dışında daha gelenekçi, daha tutucu. Nasıl ki görücülükle evlenme isterler, boşanmayı da yadırgarlar. O nedenle sıkıntılı bir dönem oldu.”

Detaya girmeden sıkıntılı oldu demekle yetindi ama aradan 20 yıldan fazla geçmesine karşın hâlâ gözleri yaşlı anlattı o günleri.

 

40 yaşında master yaptı, hiç pes etmedi

Fakat pes etmedi. Annesi çocuk bakımına yardımcı oldu, o da gündüz çalıştı, gece okudu. Farklı işlerde çalıştı, işletme eğitimi aldı. “40 yaşımda master yaptım” diyor gururla.

Farklı işlerde çalışırken 2006’da kendi işini kurdu. Finans ve emlâk üzerine. Ortaklıklar kurdu ve ondan sonra arkasına bakmadan yürüdü…

“Bir yerden sonra hayatım değişti. Artık istediğim hayata sahiptim. Kendi hayatımı kendim yönetiyordum ama bedeli ağır oldu…”

Ekonomik krizlerle işlerde aksama olunca okullarda eğitmenlik de yaptı. Farklı alanlarda kendini geliştirdi. Şimdilerde şirketinin çalışma alanı iş danışmanlığı, liderlik eğitimi, nörolojik dilbilimi.

Yaklaşık 4 yıl önce, ikinci evliliğini de yaptı. Şu an can yoldaşı olan, yardım faaliyetlerinde en büyük destekçisi Yunan Arthur Kipouridis ile 2016’da evlendi.

 

Düğün için gitti, ruhu Hindistan’da kaldı

Bu kadar sıkıntılı hayat içerisinde yardım faaliyetlerine hangi ara vakit ve imkân buldu? Şu günlerde benim bir grup arkadaşla birlikte Kenya’da bulunmamıza vesile olan farkındalık etkinlikleri nasıl başladı?

“Tamamen rastlantı. Ders verdiğim okulda Hintli bir öğrencim düğünü için davet etti. O güne kadar Hindistan’a gitmemiştim. Gitmeye karar verdim, 2011’de. İnanılmaz etkileyiciydi. Kalabalık, yoksulluk, pislik, her şey beni çok etkiledi. Bir daha ruhum eskisi gibi olmadı.”

Bu dönem meditasyon kursları da aldığı döneme rastladı ve bu kez bir arkadaşıyla birlikte meditasyon kursu için tekrar gitti Hindistan’a. Bu gidiş gelişler hayatını değiştirdi.

 

Gerçek beni uyandırdı

“İlk gidişimde yoksulluktan, yoksunluktan zaten çok etkilenmiştim. Meditasyon kursu için daha uzun süre gidince okulları, bazı bölgeleri de gezdirdiler. Köylere gittim, farklı insanlarla tanıştım. Kadınlar eğitimsiz, çocuklar, özellikle kızlar okutulmaz. Her türlü istismar var. Gerçek beni uyandırdı. Avustralya’ya dönünce bir ay kendime gelemedim. Mutlaka bir şeyler yapmam gerekiyordu…”

Ve yaptı da. Orada tanıştığı, çocuklara yardımcı olan mali zorluk içindeki bir çift için bağış kampanyası başlattı.

“O Hindistanlı çift, mali zorluklarına rağmen o çocuklara sahip çıkıyorlardı. Ama çıkmaza girdiler, kapanma noktasına geldiler. Kapatmayın, ben gereken parayı bulacam dedim ve buldum.”

Dönüşte kampanya başlattı, küçük/büyük katkılarla 10 günde 5 bin 800 Dolar bağış toplayarak o çifte gönderdi. Böylece okul kapanmadı. Ve arkası geldi. Bir daha Hindistan’dan kopamadı. Çocuklar, kadınlar derken sürekli gidip geldi, kampanyalar yaptı. Şimdilerde 100 civarında çocuk, onun sağladığı imkânlarla eğitim almaya devam ediyor.

Artık vakıf aracılığıyla

Yardım faaliyetlerine 2012’de başladı, bir süre sonra vakfı kurdu. 2014’te. “Çalışmaların, kampanyaların, bağışların kurumsallaşması için bir örgütlenme şart olmuştu” diyor The Gift a Dream Foundation için.

Hindistan’da farkındalık etkinlikleri, kadınlara eğitim faaliyetleri, çocukların, özellikle kızların okula gitmesine yönelik faaliyetleri 2012’den beri kesintisiz sürüyor. Vakfın girişimiyle eğitim alan her çocukla ilgili süreci bire bir takip ediyor. Şu sıralar 100 civarında çocuğun eğitimi kesintisiz sürüyor, “tümü benim çocuklarım” diyor Ayda.

Geçtiğimiz yıldan itibaren Kenya’da da farkındalık projeleri geliştirdi. Bu yıl bizim de bir ekiple katıldığımız proje, gelecek yıllarda farklı şekillerde sürecek.

Kıbrıs’a da uzandı

Ayda Sabri, Kıbrıs’ta da bazı projelere talep üzerine destek verdi. Kıbrıslı Türk Yalçın Adal ve Kıbrıslı Rum Stavros Georges’in iki yıl önce yaptıkları ‘barış yürüyüşü’nün kampanyasını üstlendi. Adayı bir uçtan bir uca yürüyen Türk ve Rum gençlerle birlikte tüm adayı dolaştı.

Geçtiğimiz yıl da Güney Kıbrıs’ta düzenlenen bir bağış kampanyasının organizasyonunu üstlendi.

Ayak izi oluşturmaya, iz bırakmaya devam

Gönüllü faaliyetler, hele böyle sınırları aşanlar zor etkinlikler. Yorulmuyor mu? İnsanlara nasıl ulaşıyor?

“Bu işler zincir. Bir yerden sonra artık insanlar sizi buluyor. Yorgunluk da göreceli bir şey. Evet, işimi, gücümü, kızımı bırakıp, cebimden para da harcayarak bu faaliyetleri sürdürmek zor ama geri dönüşüm aldığım için yorgunluk hissetmiyorum. Destek veren yürek çok. Sizler Kıbrıs’tan kalkıp geldiniz, bana motivasyon oldunuz. Böyle destekler oldukça yorgunluk, bıkkınlık hissetmezsiniz. Kalbi benimle çarpan, parası olmasa da yüreğiyle katkıda bulunan insan çok. Mesele para değil, yürek. Yüreğiniz varsa para bir şekilde bulunur. Kadınların ve çocukların ezilmesine, haksızlığa uğramasına dayanamam. O yüzden pozitif ayak izi oluşturmaya, iz bırakmaya devam. Dünyayı iyilik kurtaracak.”

Yaz aylarında yeniden Hindistan’a gitmeye hazırlanan Ayda Sabri, ardından göçmen kadınlara yönelik bir proje için davetli olarak Kanada’ya gidecek. “Her şeyin başı eğitim. Özellikle kadınların ve kızların eğitimi çok önemli” diyor.

Ayda Sabri ile bu röportajı Afrika’da, Kenya’nın başkenti Nairobi’de yaptık. Burada tanıştık. Onun vakfı The Gift a Dream Foundation’ın organizasyonuyla iki haftalık sosyal farkındalık etkinliği için bulunduğumuz Nairobi’de. Kuzey Kıbrıs’tan Sevcan Çerkez, Semra Beyhanlı, Hatice Düzgün, Şerife Çelebi; Güney Kıbrıs’tan Pavlina Platanos ve Andreas Andreou, Avustralya’dan Darren Sandford, Ayda ve eşi Arthur Kipouridis’ten oluşan ekiple engelli veya özel ilgiye muhtaç yoksul çocukların bulunduğu bir okulda mesai yapıyoruz. Toplam 15 günlük bu projenin amacı, olabildiğince iz bırakmak ve daha önemlisi farkındalık yaratmak. Kenya’nın en yoksul bölgelerinden Kibera’da yaşayan çocuklara, imkânsızlıklar içinde hizmet veren, vermeye çalışan bir okul bu.  Bu okula yönelik projeleri ve katkıları devam edecek vakfın.



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı