Köşe Yazarları

Kaçacağımız yerin hayali ve pazarlığı

Öyle bir yer ki.

Sessiz sakin olsun.

Vasıta olsun ama trafik olmasın.

Yol olsun ama duble olmasın.

Hem denize hem de dağa yakın olsun.

Ahım şahım bir ev olmasına gerek yok.

Yeter ki damı akmasın.

Hava soğuduğunda, yağmur yağdığında hasta edecek kadar üşüyüp ıslanmayalım.

Hava sıcak olduğunda da serinlemek için cereyan yapacak konumda sineklikli penceresi, kapısı olsun.

Yeter ki birlikte vakit geçirmekten keyif aldıklarımızla birlikte olalım. En önemlisi sağlıklı olalım. Kahkahalarımız eksik olmasın.

Hayatımızın merkezinde whatsapp, facebook, instagram değil ağaçların koyu gölgesi altında etrafında toplaşacağımız kocaman ahşap bir masa olsun.

Vaktimizin büyük bölümü orada geçsin.

Elektrik olsun ama müzik dinlemek, gerektiğinde ısınmak ve yemek yapmak için kullanalım.

Aydınlanmak için ışık olmasın mesela.

Gerekirse kamp ateşi yakalım.

Güneşin batmasıyla uyuyalım.

Ertesi gün güneşin doğuşuyla uyanalım.

Böylelikle akşam yemeklerini de geç yememiş oluruz.

Radyo olmasın.

Gazeteler de bir ay sonra toplu olarak postayla gelsin.

Ve evet internet erişimi de olmasın.

Günü gününe haber almayalım.

Ne oluyor bitiyor Kıbrıs’ta Türkiye’de ya da dünyada bilmeyelim.

Haberlerde iyi olan bir şey yok zaten.

Olanlar da hem içerik hem de sayı olarak insan aklının sınırlarını katlayarak artıyor.

Biz ise havada tüy misaliyiz.

Kabul edelim, varlığımız var ama ağırlığımız yok şu dünyada.

Bizim höşgürü kültürümüze de uygun olacak şekilde pasif direniş yapalım.

Dünya liderlerinin söyleyip yaptıkları ile sebep olduklarını takip etmeyelim.

Onlar konuştukça benim aklım bloke oluyor zaten.

Dinliyorum ama ilk cümlelerinden sonra duyamıyorum söylediklerini.

Tek adam ihtirasıyla ‘’ben yaptım oldu’’ diyen liderlerin tümünün ayni zaman dilimine denk gelmesi tarih adına nasıl bir tesadüftür?

Ya da tümünün ayni zaman diliminde buluşması neyin habercisidir belki çok daha doğru bir soru.

Bu durum olacak olanlara bir sebep midir yoksa demokrasinin de bir maliyeti olduğunun yoklaması mıdır?

Bu ‘’seçilmiş’’ liderlerin yön vermeye çalıştığı dünyadan umut dolu, hayırlı bir gelecek çıkar mı?

Kaçıp sığınacağımız yerde her biri numunelik olan bu liderlerin söyleyip yaptıklarından uzaklaşıp onları takip etmeyeceğimiz bir dünya kuralım derim.

İnsanı bilmediği şey rahatsız etmezmiş derler. Haber almayalım bunlardan.

Başka türlü rahat yok yoksa bize.

Ha ille de kaçacağımız yerde TV seyredilecekse de çok daha rasyonel olan başka canlıları seyredelim mesela.

Yalnızca hayvanlar alemi ve tabiata yönelik yayın yapan TV kanallarına erişim olsun.

Hayvan ve bitkilerin hayat yolculuğunu ve maceralarını seyredelim.

İstediğimiz kadar kitap olsun. Eksildikçe de posta yoluyla isteyelim gelsin.

Tavla ve oyun kâğıtları olsun.

Pirili olsun. Yıllar oldu elim değmedi.

Uçurtma yapacak malzeme olsun.

Kamışları, kâğıdı, kuyruğunu kendimiz göz kararı kesip ölçüp yapalım.

Kâğıdını da sulandırdığımız un ile yapıştıralım.

Uçurtmayı gökyüzünde yükseklere çıkartıp uyur hale getirmek için elimizde bol bol ıspaho olsun.

Oltalarımız ve kıyıdan biraz açılmak istersek diye küçük bir teknemiz olsun.

Ahım şahım bir yemek beklentisi olmasın hayatımızda.

Teferruattan uzak basit yapılan yemekler yiyelim.

Velespitle makul bir sürede ulaşım mesafesinde olan bir köy bakkalı ve kasabı olsun.

Yeter ki büyük yerleşim yerlerinden uzak olalım.

Yetecek kadar kâğıt ve bir tane de daktilo olsun.

Yazıları gazeteye göndereceğimiz bir de postane olsun yakınlarda. Bakkalın ya da kasabın hemen yanında.

***

Niye yazdım tüm bunları?

Gönyeli ’de olan vahim olaydan sonra içime kurt düştü.

Zamanını bilmeden kaçacak yer olarak bilinçaltında sakladığım adamız bu yaşanan travma ile iyice elimizden kayıp gidiyor diye düşündüm. Her gelişimizde yabancılaştığımı görüyordum ama bu son olay sanki de bardağı taşıran son damla oldu.

Bu adada bunu da mı görecektik diye hayıflandım kendi kendime.

Bu düşüncelerle bir de baktım ki kaçacağım yerin hayaliyle çocukluğuma yürüdüm bu yazıyı yazarken.

Bu yürüyüşü yaparken yoruldum.

Ayaklarımın altı acıyor şimdi.

Sığınacağımız yer arayışında bir anda internetin ve gelişen teknolojinin insan hayatına sunduğu nimetlerin olmadığı dünyaya, çocukluğuma yürümüşüm.

Az yol değil.

30-40 yıl öncesine yürüdüm.

Birçoğumuz gibi etrafımızda olup bitenden kaçıp sığınacak yerin arayışında ve hayalindeyiz.

Bir tarafta Gönyeli deki vahim olayın travması diğer tarafta da Türkiye’deki 24 Haziran seçimleri duruyor.

Görüldüğü üzere birçok konuda da pazarlığa açığım.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı