Köşe Yazarları

KABUK MU DEĞİŞTİRİYORUZ? YOKSA ESKİDİĞİMİZ İÇİN Mİ DEĞİŞİYORUZ!







Çünkü bir  dünya devleti değiliz! Olabileceğimize yönelik bir olasılık da görülmüyor! Yani 1974’den bu yanadır “de fakto” bir yönetimiz! Dayanabildiğimiz tek güç Türkiye.. Dünyaya açıldığımız en yakın  yer Güney Kıbrıs.. Ötesi her hangi bir dünya ülkesiyle ne siyasi ne ekonomik anlaşmamız var! Sadece kendimizi Devlet olarak lanse ettiğimiz için Türkiye ile “göstermelik ve çoğu zaman kör gözüne parmağım” dercesine “anlaşmalar” yaparız. Şu kadar yıllık şu kadar para hesaplarında da plan program…




BU SİYASİ ANOMALİYİ daha kaç yıl ve “öyle geldi böyle gider” çaresizliğinde sürdüreceğimizi ise ne biz biliriz ne Türkiye!



Dolayısıyla dünya alem de bilmez! Bütün umudumuz bir gün Rum’un insafa gelip bizimle “iki egemen Devlet esasında bir siyasi anlaşma yapmasıdır” ama bu da hâlâ uzak ihtimal!   Dolayısıyle bu nedenle soruyoruz:               SİYASİ  YÖNDEN tanınmamış, ekonomik yönden arızalı ve cılız, sadece TC’nin himmeti oranında var olan, adını KKTC koyduğumuz bu devleti daha kaç yıI bu minval üzere sürdürüp götüreceğimizi de kimseler bilmediğinden, sonucu sadece “Allah bilir” diyoruz!             DOĞRUSU Allah’ın da bildiğinden artık emin değilim çünkü bir siyasi sorun yarım asır öyle geldi böyle gitmez, dolayısıyla Allah da kabul etmez! Buna karşın:

***

TANINMAMIŞ OLSAK DA DÜNYA DEVLETİ GİBİYİZ! Peki ama bu  “umutsuz ve can sıkıcı” yorumu neden yapıyorum?

Çünkü “tanınmamış” olsak da dünyadaki hiçbir ittifakın içinde yer almamış, kapılarımız dünyaya kapalı da olsa, biz bu ülkede “Devlet yapılanması” içinde Devlet gibi bir siyasi düzenle varız hatta b düzenle yaşamaya çalışanız!”

DÜNYADA bir başka emsali var mıdır bilmiyorum.. Fakat olay hem çok siyasidir hem çok anlamlı.. Çünkü:      “Tanınmakla tanınmamak” arasında gidip gelirken dünyaya açılmış üniversitelerimizde dünyanın dört bir yanından   gelen öğrenciler  vardır…

ARTI dünyanın en ünlü markalarından arabalarımız, araç gereçlerimiz.. Göklere yükselen apartmanlarımız, ithalatımız ihracatımız.. Sürekli artış gösteren okullaşmalarımız yanı sıra Avrupalarda bile eğitim gören gençlerimiz.. Kısaca ne varsa tanınmış dünya devletlerinde bizde de vardır! Hatta mafia, kumar, uyuşturucu, hırsızlık dolandırıcılık! Ne varsa dışımızdaki dünya devletlerinde  aynisi vardır bizde de!

AMA tanınmış Devlet değiliz! Hayret!                                                                            ***

BÜTÜN BU anlatımlardan sonra ne  diyecektim? “İşte bu ülkede  siyasi çözümün önündeki en büyük engel sahip olduğumuz bu “devletsel olanaklar” nedeniyledir! Ki kapsamında zırt pırt  seçim yapmak bir yana hükümetler kurulup hükümetler bile yıkılmaktadır!        Üstelik hiçbir dünya ülkesine nasip olmayan talihte bir cebimizde kendi pasaportumuzu taşımakta, ötekinde Avrupa pasaportu!                                                            MESELA: Dünyanın bir ucundaki Japonya değil mi? Biz gitmesek de oraya, bazı  öğrencileriyle  onlar bize gelmekte! Hem üniversitelerimize hem satın aldığımız türlü çeşitli arabaları ile!

Bir ülke insanı başka nasıl dünya devleti, yurttaşı olabilirdi ki?

***                                         SAHİP OLDUKLARIMIZIN FARKINDA MIYIZ? Ki onları sahiplenip değerlendirirken önce kendimize, ardından  Güney’e kabul ettirmek!” Bu da siyasi dirayetle  inancı gerektirmiyor mu?

TOPLUM olarak bu mertebede miyiz bilmiyorum! Ancak henüz “nasıl bir çözüm” sorusuna bile ulusal birliktelikte cevap veremezken, demek ki bu konuda karar vermek için daha  çok uzun yıllar beklememiz gerekecek..

İŞTE SORUN! Çünkü bir amaca yönelik bekleyeceksek güçlü olmak zorundayız! Hem ekonomik yönden hem toplumsal birliktelik yönünden!                                           OYSA  yıllardır      artık çocuk oyuncağı haline getirdiğimiz Devleti “seçimlerden seçimlere” dolayısıyla “hükümetlerden hükümetlere” atlaya zıplaya yarattığımız “yönetimlerle” yönetmeye çalışırken…            Bir yandan da  cici demokrasiye sığınarak halkı kamplara ayırmak pahasına siyasi partiler arasında yarattığımız hizipleşmelerin bitmez tükenmez tartışmaları içinde tutuyoruz!                                             Şöyle ki artık bu ülkede insanlar değer yargılarının mihengine vurulduklarında,   siyasi parti etiketleriyle sınıflandırılır olmakta!

ÜSTELİK Kıbrıs siyasi sorununun “çözümüne” bile olumsuz etki edecek hizip ve ayrımcılıklarla!

NE var ki artık yozlaştıkça zararları artan  bu toplumsal değer yargı ve siyasi tutumlarıdır ki toplumumuzu “ete tırnağa batan” illegal bir yapıya sürüklemeye başladı.. Bir kaçını  hatırlatalım:

***

ARTAN SUÇLAR ve CEZALAR! Gün geçmiyor ki medya organlarında günlük dökümleri verilmesin. İşte bir kaçı:      TRAFİK kazaları: Dolayısıyla artan trafik cezaları.. Neden olduğu ölümler, yaralanmalar, toplumda açtığı acılı yaralar!

UYUŞTURUCU kullanımı: Dolayısıyle kaçakçılığı ile  dağıtımı ve sağlık yönünden gitgide kuşku duyulan toplumsal zararlarının sürekli büyüyüp çoğalması!

Kumar: Öteden beri olagelen bir illet. Son zamanlarda “turist elbisesi” giydirilerek neredeyse yasal hale getirildi!

HIRSIZLIK! Gün günden artan olaylarıyla mahkemelerin davalarına yoğunluğunca dava katmakta!

VE bitmeyen çevre kirliliği! İmar iskânla birlikte sorunları artarken ülkeyi kirletmek kişisel sıkıntılardan kurtulmanın panzehiri oluverdi!

Gitgide insaf ile günahı unutan esnaf ve zanaat  erbabı! Stokçuluk yapan tüccarlar yanı sıra Marketler.. Fırsat bu fırsattır düsturunda “işte şimdi tam zamanıdır” dediklerince kazıklama mekanizmasını çalıştıranlar… “BÜYÜDÜK” ve kirlendik” diyordu şarkıda. Devlet olduk işte!









Başa dön tuşu