Köşe Yazarları

Kabahat kimde…

Dün Erenköy mücadelesinin anma yıldönümüydü.

Herkes kendi meşrebince bir şeyler yazdı.

Ama kimse Erenköy aleyhine bir şey söylemedi.

O bir varoluş mücadelesiydi. Ya bu adada varolacaktık, ya da yok olup gidecektik. Öyle bir avuç toprağı kaybetme meselesi falan da değildi…

O mücadeleye katılanlar da, sadece bugünün milliyetçileri değildi tabii.

Bugün siyasi yelpazenin başka başka yerlerinde olan insanlar da vardı onların arasında. Bir Naci Talat, bir Özker Özgür, bir Alpay Durduran…

Bu gençleri sonradan kendilerine çizdikleri yolla eleştirmek kolay.

Ama o noktaya nasıl geldiklerini sorgulamak gerekir bence…

Dün UBP Milletvekili Aytaç Çaluda’nın bir mesajını okudum. “Geçmişimizi unutturmaya çalışanlar var” diyor.

Eğer öyleyse, sizler de başarısız oldunuz demektir Sayın Çaluda.

Aslında mesele Çaluda özelinde değil. Genel bir durum…

Öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki bu mücadele, belli bir kesimin tekelinde yürümüş. Sanki bu mücadeleyi, sadece bugün “milliyetçiyim” diyenler vermiş.

Böyle bir iddia gülünç olur.

Onun için de eleştirilir…

Milliyetçiliği siyasi çıkar adına kullanan, bunun için başkalarını sürekli suçlayanlaradır sözüm…

Unutulmasını istemiyorsanız, bugünün geçmişten daha iyi olmasını sağlamalıydınız.

Başkalarını suçlamak o kadar kolay ki. Üstelik “prim” de yapıyor…

Nereden nereye geldiğini unutanların, geleceği olmaz.

Aklı başında hiç kimse de bunu yapmaz zaten.

Erenköy bir “onur ve gurur”sa, bu herkes için böyledir…

Ama kabul edelim.

Birincisi, geçmişimizi çocuklarımıza basma kalıp, çarpıtılmış, abartılı bir hamasetle anlattık.

Düşmanlık-kahramanlık ikilisi üzerine kurulu şovenist bir dille, gerçeklerden epeyce uzak bir anlatımı dayattık.

Sadece Erenköy için geçerli değil bu. Tüm direniş tarihi için de geçerli…

İkincisi, o topyekun katıldığımız muhteşem varoluş mücadelesinin hemen sonunda, özgürlük kazandık.

Ama bu özgürlük ortamında halka sunulan ilk şey de, “adaletsizlik” oldu.

Kayırmacılık, sen-ben bölünmesi, çıkar kavgaları, ganimet kavgaları, makam kavgaları…

Sonuçta kırk yıl sonra geldiğimiz noktada, kendimizden sonrakilere bıraka bıraka bir kaos bıraktık.

Şimdi yargılanan budur bence…

Başkalarını suçlama edebiyatıyla bir yerlere varamayız. Hamasetle de.

Keşke bu yüzyılda hala hamasetle düşüneceğimize, hamasetten çıkar elde etmeye çalışacağımıza, geçmişi yargılayanların ne dediğine bir kulak verebilsek…

Keşke kabahati biraz da kendimizde arayabilsek…

Kaybetmeyiz, aksine kazanırız. Ama hep birlikte… Eğer derdiniz buysa tabii…

Neyi amaçlamıştık, ne bulduk…

Bu kadar basit…

 

YERİN KULAĞI VAR

“BIRAKIR KAÇARLAR” DİYE BEKLEYENLER:

Birileri ha bire, “Hükümet Ankara’dan randevu alamıyor” propagandası yapıyor. Bir kısmı “bize göre” diyerek, bir kısmı da kaynağı belirsiz, belki de bir yerlerden aldıkları mesajlarla spekülatif iddialar ortaya atıyor. Be arkadaşlar, bir günde yüzde 7 fakirleştik, farkında mısınız? Hala daha böyle bir durumu siyasi hesaplar için kullanmak, ne kadar doğrudur? Hükümet  istediği temasları yapamazsa, elinize ne geçecek? Hepimiz aynı gemide batmıyor muyuz? Yoksa geçmişteki gibi “belki bırakır da kaçarlar, bizim çocuklar gelir” hesabı mı var? Pes doğrusu…

 

HATIRLAMAKTA FAYDA VAR:

Bugünlerde mevcut hükümete yönelik bilinçli bir yıpratma kampanyası olduğunu görüyoruz. Öyle ki, “bu hükümet gider de UBP gelirse döviz düşecek, zamlar olmayacak, hayat ucuzlayacak” algısı yaratmaya çabalıyorlar.  Bakın önceki gün mahkeme, 2013 (UBP iktidarı) yılında “eşdeğer” kapsamından çıkarılıp özel bir otele verilen 15 dönümlük arazi için ara emri almış, peşkeşe ‘dur’ demiş. Ya “kara Çarşambalar” ilan ettiğimiz ve sadece zam kararı üreten, binlerce vatandaşlık dağıtan Bakanlar Kurulu’nu ne çabuk unuttuk. Evet ülke zor günlerden geçiyor; hükümet de ağır kalmış olabilir ama, yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım…

 

İTİBARSIZ TEKLİF:

YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, önce hükümete desteklerini geri çektiklerini açıkladı, ardından da “TDP’den kurtulun, size dışarıdan destek verelim” önerisini yaptı. Resmen şaka gibi. Neden TDP de, mesela DP değil diye de sormayacağım. Siyasetlerini ayrımcılık üzerine kuran bir partinin açıklaması da bu kadar olurdu. Kimse de böyle bir teklife itibar etmez zaten.

 

HERGÜN DAHA DA FAKİRLEŞİYORUZ:

Bir yanda zamlar, diğer yanda dövizin önlenemez yükselişi yetmezmiş gibi, sıcaklar da işin tuzu biberi oldu. Eskiden ne olacak memleketin hali diye sorar dururduk, şimdilerde ise tek gündemimiz “dövizin hali” oldu. Her gün yeni bir rekorla uyanıyor ve yeni güne biraz daha fakirleşmiş olarak başlıyoruz…

 

TARIMA 195 MİLYON:

Maliye Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamada, Bakan Serdar Denktaş’ın, ‘tarıma harcanan 195 milyon liranın yeterli olup olmadığının tartışılmasına karşılık, tarımda yepyeni bir yöntem izlenmesi halinde, 195 milyonun ülke tarımına hayli hayli yeteceğini söylediği’ belirtiliyor. Eminim öyledir. Tarımımızın harcanan bu paraya kıyasla verimli olduğu söylenemez. O halde? Yıllar yılı her gelen bakanın diline doladığı tarım reformu neden yapılmaz? Neden bu para her yıl artan oranlarda akmaya devam eder de, bu düzen değişmez? Dedik ya, artık ders vermeyin, icraat yapın, bekliyoruz.

 

KAPILARDA İZDİHAM:

Eskiden sınır kapılarında sadece tatil günlerinde yaşanan yoğunluk, son zamanlarda neredeyse günün her saatinde aynı. Özellikle kuzeye geçişlerde kilometrelerce kuyruklar oluşuyor. Bu ilginin tek nedeni, TL’nin erimesiyle birlikte, euroyla alındığında bedavaya gelen gıda ürünleri ile akaryakıt. Hiç beklemezdim ama, komşuların cep derdi, siyaseti yendi.

 

ZİRVEDEKİLER

Serdar Denktaş ( Maliye Bakanı):“Bir taraftan ‘hani kendimizi yöneteceğiz’ derken diğer yandan ‘bulacan, verecen annem’ çelişkilerinden artık kurtulmalıyız. Para basan bir makinemiz yok. Bu tür yaklaşımlardan vazgeçelim”…

 

DİPTEKİLER

Bir Kayıt Dışılık Daha: DAÜ-Sen bir açıklama yapmış, devlet katkısının azaltılmasına karşı çıkmış. Açıklamada ciddi bir iddia var. Herkesin bildiği ama söylemediği bir iddia. Diyorlar ki, ‘bazı özel üniversiteler, çalışanların maaşlarını düşük gösterip, devlete daha az yatırım yapıyor. Böylece hem çalışanın yatırımları alt düzeyden oluyor, hem devlet kaybediyor. Ama devlet buna göz yumuyor’. Alın size bir kayıt dışılık daha… Bu artık YÖDAK ya da Eğitim Bakanlığı’nın değil, Çalışma Bakanlığı’nın ve Maliye Bakanlığı’nın işi. Sağır sultanın duyduğunu devlet duymaz mı..?

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı