Mahkeme yine beni şaşırtmadı ve “iyi ki bu ülkede hakimler vardır” sözünü bir kez daha doğruladı.
Adalet, her insanın önde gelen ihtiyaçlarından biridir.
Adalet, her toplumun önde gelen ihtiyaçlarından biridir.
Ve içinden geçtiğimiz dönemde belki de birçok kişisel ve toplumsal ihtiyaçlarımızdan da daha önemlidir.
Yasama, yürütme ve yargı bacağında şekillenmiş ama yasama ve yürütmeyle ilgili bu denli dejenerasyonun yaşandığı o çerçevede ciddi mağduriyetlerin ortaya çıktığı bu ülkede yargı elbette sıradan insanların dahil herkesin sığınacağı son güvenli limandır.
Aksi, herkesin kendi başının çaresine bakacağı korkunç bir kaostur.
Ve bugünlerde iç savaş yaşayan birçok ülke emin olunuz ki sığınacak bir yargı limanı olmadığı için çökme aşamasına gelmiştir.
Çalışma temposundan ve düzeninden şikayetçi olsak da “yargımıza” dört elle sahip çıkmalıyız.
***
Hertürlü tartışmalı-çatışmalı işlerin ve külhabeyi-kabadayı işlerin içinde olan Hataylılar Derneği Başkanı, YDP Genel Sekreteri ve muhtemelen bu seçimlerde milletvekili adayı olacak olan Bertan Zaroğlu’nun CTP Milletvekili Doğuş Derya’ya Facebook’ta yaptığı küfürler mahkemece değerlendirildi tazminata çarptırıldı.
Hakimin verdiği kararın gerekçelerini dikkatlice okudum.
Aynı konuyla ilgili ve aynı şahsın Facebook ve benzeri sosyal medya mecralarında küfürlerine ve akla zarar saldırılarına maruz kalan bizim için hakimin verdiği karar tam bir ders niteliğindeydi.
“KKTC’de bilişim yasası yoktur, onun için her isteyen istediğini yazabilir-yapabilir” şeklindeki yanlış tekerleme, suçluları koruyan öngörü bu kararla çöktü.
Doğuş Derya’ya utanmazca hakaret eden ama mahkemeye de “ben yazmadım, hesabım çalınmış olabilir” şeklinde ezik bir savunma yapan Bertan Zaroğlu’nun yaptıkları hakimin gerekçeli kararında bir bir yer aldı.
Bu kararla “Facebook’ta istediğim gibi hakaret ederim, sonra da inkar eder kurtulurum” şeklindeki sakat düşünce mahkum oldu.
Öncelikle, onca hakarete rağmen yılmayan ve davasını ısrarla takip eden Doğuş Derya’yı tebrik etmek lazım.
Birçoğumuz “bunlarla uğraşmaya değmez” diyerek sineye çekiyoruz ve aslında bu tiplere prim vermiş oluyoruz.
Doğuş Derya inatçı kimliğiyle sonuna kadar bu gericilikle mücadele etti.
Ve kazandı.
***
Bertan Zaroğlu, Aydın Akkurt ve benzeri tipler.
Geçmişin artığı güçlerin artığı ile beslenen tipler.
Bu listeyi uzatmak mümkündür.
İsim isim ve belgeleriyle.
Birçok dava açtık, on binlerce lira tazminata çarptırıldılar, sonra “biz fakiriz, ödeyemeyiz” diye ağlaştılar ve adaletin elinden kurtulmaya çalıştılar. (Adaletin bir parçası olan icra memurlarını bu noktada sorgulamak gerekir.)
Bertan Zaroğlu, Doğuş Derya’ya yaptığı küfürlerin benzerini bize de yaptı, dava açtık fakat henüz tarih bile alamadık. (Yüksek Mahkeme Başkanı’na duyurulur.)
Türkiye Dışişleri Bakanı’nın danışmanı olan Ozan Ceyhun “Hüseyin Ekmekçi ve Başaran Düzgün FETÖ’cüdür, rapor yazdım tutuklanmaları gerekir” dedi, dava açtık “gel ispat et” dedik, Türkiye Dışişlerine bağlı Büyükelçilik tebligatı almıyor ve Ozan Ceyhun’u koruyor.
Bertan Zaroğlu ve Aydın Akkurt, “Ankara’ya gidiyoruz AK Parti’deki dostlarımızla görüşeceğiz, Hüseyin Ekmekçi ve Başaran Düzgün’ün FETÖ’cü olduklarını rapor edeceğiz” diye yazıyorlar ama hiçbir AK Partili sesini çıkarmıyor.
Ve bunlar böyle at oynatıp düzenlerini sürdürüyorlar.
***
Bugüne kadar “çamura taş atmayalım be arkadaşlar” diye herkesi teskin etmeye çalıştım.
Mahkemenin verdiği Doğuş Derya kararından sonra bu yaptığımın yanlış olduğunu anladım.
Son sözüm Erhan Arıklı’yadır. (Ve o tipe sahip çıkan dostum Ufuk Üçay’a)
Milliyetçilere hep saygı duydum.
Ama içlerindeki çürüklere değil.
Eğer kendilerini arındırmazlarsa milliyetçiliklerinden kuşku duyarım artık.
“Ben hertürlü kötülüğü yaparım, demokrasi ve hoşgörü vardır, siz de buna katlanmak zorundasınız” dönemi bitti artık.
Herkes mutlaka demokrat olmalı…
































