İttifaklar ve menfaatler dünyada süratli ve sürekli değişiyor

5 Ağustos 2018 Pazar | 07:05
Onur Borman

Son dönemlerde gerek siyasi gerekse ekonomik konularda, hem ülkeler içinde hem ülkeler arası küresel gelişmeler sürecinde süratle değişmeler yaşanmakta ve dünya kamu oyunun bu şaşırtıcı olayların takibinde izleyeceği çizgi konusunda belirsizliğe düşmektedir. Özellikle uzun vadede, 1-  yatırımcılar için değişen hedefler açısından, ve 2cisi gelişmekte olan ülkelerin orta kesim veya orta direk diye tabir edilen kesimi için hayat zorlaşması açısından ve 3cüsü uluslararası ilişkilerdeki gelişmelerde gerginliklerin tırmanması açısından endişeler uyandırmaktadır.

Ekonomik ve siyasi çalkantılar, iniş ve çıkışlar, ticari ve kanlı savaşlar küresel sermayenin de yönünü değiştirmekte ve gerek direk yatırım gerekse sıcak para hareketlerini etkilemektedir.   Özellikle gelişmekte olan ülkelerin orta direk kesiminin alım gücünün daralmasına, göçlerin yarattığı çeşitli sorunların çoğalmasına, işsizlik, ve tümünün sonuçlarından çıkan sosyal sorunlarla  yaratılan belirsizlikler, geleceği de belirsizleştirdiği cihetle ülke insanlarının endişelerini daha fazla arttırmaktadır.

Dünyaya baktığımızda bütün bu olumsuzluklar hep gelişmekte olan ülkelerde yaşanmakta ve bu ülkeler süper güçlerin çizdiği uzun vadeli politikaların kurbanları olmaktadır. Özellikle yakın çevremizde orta doğuda, Afganistanda, Afrika ülkelerinin çoğunda, Orta ve Güney Amerika çoğu ülkelerinde ya ekonomik ya siyasi veya fiili kanlı savaşlar hep devam ettirilmekte ve bir çok kaynaklar çeşitli yöntemlerle sömürüldüğü gibi istenen politikalar da empoze edilmeye çalışılmaktadır. Kaldı ki insan haklarını savunan çoğu ülkeler de bu çarkların içinde..

Ekonomik savaşlar sonucu bozulan ekonomilerde ise darbeyi en çok halkın büyük kesimini teşkil eden üreticilerle dar ve orta gelirlilerdir.  Çünkü üretim imkânları çeşitli nedenlerle kısıtlanmaktadır. Ekonomi dengesi bozulduğunda ya resesyon, ekonomilerde daralma olur, işsizlik artar, veya aşırı borçlanmalarla, veya çeşitli nedenlerle üretimden ziyade tüketim dolayısıyla, ve veya arz talep dengesinin bozulmasıyla maliyet yükselmeleri ve yüksek enflasyon olur ve bu ülkeyi kemiren bir hastalık gibidir.  Bu konuda ve ortamlarda en kârlı kesim fırsatçılardır ki her ülkede dört gözle bekledikleri bir ortamdır. Tabii ki üretim-tüketim dengesi bozulan ülkelerin para değerlerinde de çeşitli nedenlerle düşüşler başlar.  Hem enflasyon hem kur oynaklıklarından yararlanan stokçular ve fırsatçılar, ve fazla gayret sarf etmeden yani reel üretim risklerini taşımadan kısa yoldan her türlü emtiada sadece alım satım işleri yapanlar, kaçak yollara tevessül edenler ve rüşvetçiler artar ve kazananlar olurlar.. Hele bir de devlete olan vergi yükümlülüklerinden de kaçınanlar haksız kazançlarına haksız kârlar ekleyerek gelir yelpazesi de bu şekilde daha hızla bozulur..

Hele etkin denetim ve etkin mali yapı uygulanmayan devletlerde kayıt dışılıklar ve kaçakçılıklar arttıkça, ahlâk boyutlarını da kapsayarak genişleyen bir çok bozulmalar da ülke insanlarının umutlarını körelten neden olur.

Gelişmiş ülkeler ve etkin yönetim ve etkin denetim uygulayan ülkelerde ne kadar ekonomik sıkıntı olsa da bunu ciddiyetle uygulanan programlar çerçevesinde kendi ülke insanları için sadece, adil ve hakkaniyete dayandırılarak daha erken çözebilmekte ve demokrasinin, özümsenmiş sosyal devlet anlayışını benimsemiş ülkeler olarak bu tür ekonomik ve mali sıkıntı ve zorlukları tüm halk kitlelerine yayarak devletler, çalışanla işveren ve kazananla kazanamayan arasında kazanç vergileri yollarıyla denge kurarak ülke kalkınmasını toptan bir gayret felsefesi içinde daha kolay çözmektedirler. İzleyelim tüm dünya ülkelerini ve görelim.

Örneğin en son ABD’de 2008’de başlayan ve küresel krize dönüşerek dünyayı saran ekonomik ve mali krizlere bakalım.. ABD’den başladı ve mortgage olayları ile finans piyasasının denetimsizliğinden alt üst olan mali piyasaların ardından gelen ekonomik sarsıntılar- ki küreselleşen dünyada ticaretten borsalara kadar- tüm dünyaya yayıldıktan sonra diğer ülkelerde yarattığı çöküntüler ve arkasından ABD tarafından başlatılan parasal genişleme politikalarıyla yüzmilyarlarca doların tahvil alımlarıyla veya güçlü 5 ülkenin Merkez bankalarına tahsis edilen milyarlarca dolarlık para stokundan sonra yıllarca parasal genişleme politikalarının sürdürülmesi ve küresel piyasalarda da bollaşan küresel sermayenin önemli  bir kısmı daha az veya daha çok  gelişmekte olan ülkelere kaydı ve fayda sağladı ise de, bu uzun sürmedi. Çünkü bu sürede hatalarını düzelten gelişmiş ülkeler reform önlemleriyle birlikte denetim mekanizmalarını güçlendirirken ve ekonomide reform önlemleri alırken, gelişmekte olan ülkeler bunu ihmal etmiş ve küresel piyasalarda dolaşan sermayeden yararlanırken bunun ilelebet devam edeceği varsayımı ile reform ve denetim ve kayıtdışılığı önleme mekanizmalarını geliştirmeyerek kalkınmasını hazır dış sermayeye bağlayarak çoğu gelişmekte olan ülkeler dış sermayeye bağımlı hale gelmiş durumdadır. Ve bu bağımlılıkla büyümeyi tercih ederek dışa bağımlı bir yapı çerçevesine girmiştir. Çıkamaz mı çıkabilir ancak hem zaman hem de daha sıkı ekonomik ve mali programlar gerektirir.

ABD’de mortgage olayları başladığında yıllarca (19 yıl)ABD Merkez Bankası Başkanlığını yapmış A. Greenspan, piyasanın kendi kendini regule ettiğine inanan bir kişi olarak denetim mekanizmalarını ihmal ettiğini ancak şimdi inandığı kendi kendini regule edebilen serbest piyasa sisteminin çöktüğünü ve büyük bir hayal kırıklığı içinde olduğunu ve denetimin esas olduğunu anladığını ancak çok geç olduğu yönünde itirafları olmuştu.

Halen, kalkınmış ülkeler ciddi önlemlerle tekrar düzlüğe çıkmış ve bu dönemde gerek ABD’nin gerek AB’nin uyguladığı parasal genişleme politikaları, bu ülkelerin aldığı iç ekonomik reform kapsamındaki önlemler, vergi, teşvik, üretim, etkin denetim ve diğer düzeltici konulardaki ciddi genel ekonomik ve mali önlemlerle ve reel faizlere dikkat edilerek düzlüğe çıkılmıştır. İstihdam arttırıcı üretime dönük devlet politikalarıyla ekonomilerini düzelttikçe, şimdi de parasal genişleme politikalarını tek tek terk etmeye başlayınca, bu sürede küresel  dış sermaye ve borçlarla kalkınan ve bu sürede iç mali ve ekonomik yapılarını güçlendiremeyen ülkeler ekonomik ve mali açıdan zora girmiştir.

Şimdi Trump Yönetimi orta doğuda yeni ittifaklar peşindedir. Bir ara orta doğuda aleyhine dönen dengeyi daha değişik ittifaklarla ters çevirmeye ve bölgedeki nüfuzunu genişletmeye çalışmaktadır. Son dönemde Türkiye’nin orta doğuda Rusya ve İran’la yaptığı anlaşmalarla sağladığı yakınlaşmalar ile orta doğudaki fiili askeri ve siyasi başarıların dengesini bozmaya yönelik hareketlenmeler söz konusudur. İsrail başta olmak üzere Mısır ve Güney Kıbrıs, hatta orta doğu ülkelerinden bazılarıyla ilişkileri geliştirmek ve pekiştirmek ve bir Pakt oluşturmak ve tekrar güç dengesini istediği yöne çevirmek gayretleri görülmektedir. Türkiye’nin aleyhine bu güne kadar desteklenen terör örgütlerine ilaveten Türkiye ile diğer komşu ülkelerin ilişkilerini de germe gayretleri vardır.

En son rahip Brunson’un iadesini isterken orantısız davranışlar ve acayip görülmemiş bir davranışla Türkiye’de iki Bakanı hedef alan  tehditler ve öncesinde de siyasette ve diplomaside diyalog kültürünün terk edilerek şimdi Türkiye’ye ambargo tehditleri savurması, hiçbir ‘dostluk’ kriterlerine sığmamaktadır. Bölge stratejik pozisyonundan ve kaynaklarından yararlanma biçimi her yönden tehlike yaratmaktadır.

Güç gösterileri ile dünyayı ve insanlığı devamlı rahatsız edici davranışları sergileyen  Liderler belki akıl yolu ile daha yapıcı ve insanlık ve barış adına daha çok gayret gösterme basiretini kullanırlar.

3.8.2018

Onur Borman