Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İstanbul 2020 sonrası

“Bugün duyduğun haberler sana utanç veriyor, Olabilir. Bugün din ve ırk uğruna cinayet işleniyor, olabilir. Mostar Köprüsü çökmüş Neretva ne kadar üzgün kimbilir” diyordu Bulutsuzluk Özlemi; “Yaşamaya mecbursun” adlı şarkılarında. 9 Kasım 1993 günü bir Hırvat topçu, yine aklı geri bir Hırvat komutandan aldığı emirle yüzyıllık Mostar Köprüsü’nü tek atışla nehre gömmüştü. O köprünün tek suçu ise Neretva Nehri üzerinden bölgedeki Müslümanlara hizmet vermesiydi. Barış zamanı tekrardan restorasyon ve   şimdilerde de bi’zamanlar kan ağlayan o bölgeyi binlerce  turist ziyaret etmekte. Ya kızıl rengindeki Golden Gate Köprüsü’ne ne demeli? San Francisco Körfezi’nin girişinde bulunan bir asma köprüdür Golden Gate. Bu köprü Napa ve Sonoma Valley’i birleştirir altı şeritli yoluyla. O da Amerika’nın simgesidir tıpkı NY Özgürlük Anıtı gibi. E onların köprüsü var da İstanbul’un yok mu! “Birinci Köprü” olarak da adlandırılan Boğaziçi Köprüsü! O da İstanbul’un Avrupa ile Asya yakaları arasına inşa edilmişti. Bi’şehir düşünün ki ortasından ‘deniz’ geçer. İşte burdaki bölgeye de “Şehr-i Muhteşem” de derler. Cânım İstanbul; Nice şiirlere konu bulan ya da konu olan bu bölge son dönemlerde yine dünya medyasının huz’rundaydı bildik 2020 Yaz Olimpiyatları nedeniyle. Neymiş? ‘Kıtaların buluştuğu yerde’ olimpiyatlar varmış. Ve bu olimpiyatlar dünya insanlarını birleştiren ve kaynaştıran bir köprüymüş! Külahımıza anlatsınlar. Neyse, İstanbul’un yarıştığı ülkeleri daha önce de yazmıştık ve nitekim de yarış üç şehir arasında geçti bildik; Tokyo ve Madrid. Tabii Madrid finansal güvencelerindeki sıkıntıları nedeniyle geriye düşünce Tokyo ile İstanbul final oynadı. Bi’defa Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) adında bir şirket(!) var. Bu şirketin yan kuruluşları da vardı bi’zamanlar. İsa’dan önce 774 yılıydı. Hasat zamanı gerçekleştirilen şölenlerin çerçevesi genişletildi ve de adına da Antik Olimpiyatlar dendi. Yıllar geçti ve Fransız Baron Pierre de Coubertin ve teşkilatı tarafından bugünkü IOC örgütlendi ve Antik’in başlangıç yeri olan Atina’da, İsa’dan sonra 1896 yılında ilk Modern Olimpiyatlar’a start verildi. Günümüze kadar olan süreçte türlü türlü şiddetler, ölümler, şikeler, dopingler, boykotlar ve de hileler gördü bu dünyanın 1 numaralı spor organizasyonu. İşte geçen akşam da 2020’yi düzenleyecek ev sahibi için oylama yapıldı. Bi’defa IOC’nin olipiyat oyunlarını düzenleme hakkı yetkisini vermesi için onlarca kriteri var. En önemlileri ise şunlar; Savaş değil barış bölgesi olması zaten şart! Birinci kriter o olimpiyata ev sahipliği yapacak şehir vatandaşlarının gönülülüğü ve çok ama çok arzu duymaları. İkinci kriterde daha önce gerçekleştirilmiş ulusal ve uluslararası organizasyonlarda dopin konusuna karşı olan sıfır tolerans durumu. Üçüncüsü ise o şehirdeki genç nüfus sayısı. Arkasından da o şehrin sportif tesisleşme açısından planlama ve de finansman güvencesi. İşte, hâl böyle iken İstanbul bu kriterlerin neresinde? İstanbul’a ilişkin ilk göze çarpan avantajlar genç nüfusun dinamikliği ve tesisleşme konularındaki teminatlar. E buraya kadar tamam ama ya doping konusu? Sıfır tolerans maalesef yok denecek kadar az. Ulaşım mı? Daha ilgili Olimpiyat Stadı’na sürdürülebilir bir ulaşım yolu yok. Gönüllülük mü? İstanbul ahâlisi bu durum içi çok da gönüllü değilmiş diyor kamuoyu araştırmaları. E işin içerisine ‘islam devleti’ algısı ve de Diren Taksim Diren işleri girdi mi adamlar zaten gelmemekte dünden razı. Sonuç mu? 2020 vahşi ve de agresif  Tokyo tanıtımı kazandı. E hâl böyle olunca da özellikle sosyal medyada kına yakma ve ilgili hükümetle akraba olma durumları. Sonuç mu? Kaybeden tek bi’taraf var. O da minimum 12 milyar USD kayıplı Türkiye. E biz? Biz mi? Biz hâlâ daha Sıla 4 tadında bir köprüden geçemedim ve de az doldur içemedim. Ey olimpiyatlar sen benden vazgeçtiysen, ben senden geçemedim Allah tüketmesin. 2016’ya sporcu sokabilecek miyiz? Bu kafayla evet! Tabii ki de rüyamızda..