Köşe Yazarları

İki soru iki cevap








Hemen konuya girelim ve soralım:




EOKA niçin kurulduydu?



Nasıl cevap vereceğinizi bilmiyorum.. Fakat  kafaları “emperyalizme” takılı kalanlarla, “ulusların kendi kaderlerini tayin etme haklarının” olduğu savından hareketle “özgürlük ve egemenliğine” sahip çıkmak isteyen ülkeler örneklemesinde, şu çok olağan cevabı vermek isterim: Şöyle ki:

EOKA İngiliz sömürge idaresine karşı kurulan bir yeraltı teşkilatıydı. Amacı “İngiliz sömürge Yönetimini” adayı terk etmeye zorlamaktı. Bunu da 1954’lerde adına “tethiş hareketleri” şimdilerde “terör” dediğimiz bir yeraltı örgütü olarak faaliyete geçirdikleri  “EOKA teşkilatı”nın “vur-kaç şeklindeki  eylemleriyle  gerçekleştireceklerdi… Nitekim de öyle de oldu.

PEKİ neydi EOKA’nın diğer amacı? “Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmekti. Adına da “Kıbrıslıların Milli Mücadele Örgütü” dedilerdi.

Ancak “Kıbrıslılar” lafına karşı Türk toplumunu bu “mücadelelerine” katacak bir girişimde bulunmadılardı.  Zaten başlarında da  İkinci Dünya savaşı kalıntısı olan “Grivas” adlı bir Yunan subayı vardı..

Kısaca “EOKA”nın asıl amacı İngiliz sömürgesini adadan kovup Kıbrıs adasını Yunanistan’nın ilhak etemesine zemin hazırlamaktı!  Yani Enosis’i gerçekleştirmekti..

İNGİLİZ sömürge idaresi EOKA örgütünün Türkleri “dışında tutmasını”  fırsat olarak kullandı.. “Eokacıları” etkisiz hale getirmek için Türk toplumunu yanına çekti.  Tamamen Türklerden oluşan paralı “Oksidari ve Komonda” birlikleri oluşturdu, Eoka avına bu birliklerle çıktı..

Ve bir taşla iki kuş vurdu: Hem EOKA’nın belini kırdı hem de Türk halkını derin uykusundan uyandırarak, Rum’un adadaki Türk toplumuna  karşın adayı Yunanistan’a yamamak için nasıl harekete geçtiğini açık seçik ortalara serdi!

BU nedenle EOKA’yı saf dışı bırakan İngiliz Koloni İdaresi, adayı terk ederken “Rumlar  ne Enosis’i gerçekleştirebildilerdi ne de “yok” saydıkları Türk halkının hak hukukunu çiğneyebildilerdi. Aksine Kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde azınlık haklarına sahip olsa da  Türk toplumu “dönüşümlü Başkanlığa” ortak bir Devlet oluşumuna katıldıydı..”

İKİNCİ sorum da şudur: “Eğer Türk toplumu EOKA’ya karşı TMT’i kurmasaydı  1963’de Makarios Akritas Planı doğrultusunda  Kanlı Noel saldırılarıyla Kıbrıs Cumhuriyetini  yıkarken, “Türk Rum karma yerleşim yerlerinin de söz konusu olduğu” dolayısıyla Türkiye’nin müdahalesinin kolay olmayacağı hatta imkânsızlaşacağı gerçeğinde Türk halkı kendini nasıl müdafaa edecekti?

Başka sorum yoktur. Sadece bir maruzatım vardır: “Rum Güney’i askeri garnizon haline getirir.. Önüne gelenle askeri anlaşmalar tatbikatlar yapar.. Doğu Akdeniz’i babasından kalan mirası gibi tepe tepe kullanmak isterken..

KIBRIS Türk halkının ne yapmasını beklerdiniz? Türkiye’nin nasıl bir strateji saptamasını dilerdiniz?

Alın başınızı ellerinizin arasına fakat bir defa değil, o İHA’ı, İskele’de yapımı tasarlanan  Deniz Üssünü bin defa daha düşünün..

*****

NÜFUSUMUZ TEHDİT ALTINDA MIDIR?

VE “artık bin defa daha düşünmemiz gereken bir de  “nüfus ve demografik yapı sorunumuz”  vardır.. Ki bunun büyük kısmı Üniversitelerle ilgilidir.

Nitekim bir süre önce aslında “KKTC için büyük bir lafazanlık nedeni olacak rakamların içinde buldumdu kendimi!

Deniyordu ki yapılan açıklamada, “KKTC  üniversitelerinde  140 ülkeden 41 bin 219 yabancı öğrenci vardır.”

Hatta deniyordu “2019-2020 ders yılında KKTC ile TC’li öğrenci sayıları düşerken, 3. Ülkelerden gelen öğrencilerin sayılarında bin 901 kişilik artış oldu..

Yani ne? Gitgide hem kendi öğrencilerimizi hem de TC’den gelenleri kaybederken mesela sadece  bu yıl Nijerya’dan 7 bin öğrenci gelmiş.. Ki ötesi 3. Ülke öğrencilerinin çoğu da Afrika’nın adını bile bilmediğimiz ülkelerinden gelen öğrencilerdir..

GEÇEN ders yılına karşın bu yıl az da olsa  öğrenci kaybına uğrayan Mağusada’ki DAÜ olmuş.

HER şeye karşın  tutun ki  nüfusumuza nüfus yoğunluklarıyla katılan bu üniversite öğrencilerinin ekonomimiz ve çarşı pazardaki harcamalarından kaynaklı katkılarıyla,  çarşı pazarda    para sirkülasyonu yönünden   elbette faydaları yadsınamaz..

Fakat ayni faydayı “kaliteli eğitimle toplumsal düzen”   değerlendirmelerinde sorguladık mı? Fayda ve zararlar değerlendirmelerini yapabildik mi?

ÇÜNKÜ bu 41 binlik öğrenci ordusu içinde zaman zaman “yakalandılar” da dense “kaçının kaçak işçiler olarak” çalıştığını bilemiyoruz! Dolayısıyla  “işgücüne” katılımlarının “çalışma disiplini ile rejimini” nerede bozup laçka ettiklerini de bilmiyoruz!

Devlet ve belediye hizmetleri almalarına karşın o hizmetleri nasıl kullandıklarını yarar ve zararları değerlendirmelerinde de bilmiyoruz.

Çoğunun geri kalmış ülke öğrencileri oluşları nedeniyle Üniversitelerin eğitim kalitesine olumsuz etkilerini ne olduğunu da bilemiyoruz!

KALDI ki Üniversite Yönetimlerinin  “kalite” olayını kendilerine ciddi ciddi dert yaptıklarını   de sanmıyorum.. Çünkü öyle bir gaileleri olsaydı, memleketi “Afrika’nın adını sanını işitmediğimiz ülkelerinden KKTC’e doluşan öğrencilerle doldururlarken, daha seçici olurlar, sadece “okul harcı kaparozlamak” için değil, “ünlü ve adlı sanlı” olmanın da mücadelesini verirlerdi..

BİR başka olay: Aramızdaki bu 41 bin öğrencinin “sosyal hayatımız” yönünden getirileriyle götürülerini de bilmiyoruz!

TC’den kaydırılan nüfus karışında bile “olumsuz tepkiler” gösterir ve kültürümüzü yoz ediyorlar diyecek kadar da kendimizi kıyasa sokarken, nereden geldiklerini bile bilmediğimiz 3. Ülke öğrencilerini (ki denetlendiklerini sanmıyorum)  dikkate bile almıyoruz!

Vesselam Devletimizi bile düzgün  çalıştırmadığımızın aczinde, yoksa diyorum  “çapımızı” çok mu aşıyoruz?





Başa dön tuşu