Güney’deki Meclis, 1950 plebisitinin okullarda okutulması ve anılması yolunda bir karar aldı.
O dönemlerde AKEL de işin içindeydi.
Şimdi yok…
…
O zaman Sezar’ın hakkı Sezar’a…
…
Nazım Hikmet 1955 yılında Kıbrıs ve Kıbrıs Türkü’ne yönelik bir mesaj yayınlamıştı.
Mesaj şöyle:
“Kıbrıs ve Türk kardeşlerim,
Kıbrıs mücadelesi doğru ve haklıdır. Haklı istekler daima kazanılır. Bu mücadelede Türklerin vazifeleri Kıbrıs’taki Rumlarla birleşip Kıbrıs’ı müstemlekecilerin elinden kurtarmaktır. Kıbrıs’ı İngilizlerin hava üssü olarak kullanmalarına engel olabilirlerse bu, dünya sulhu için büyük bir muvaffakiyet olacaktır. Bu mücadelede muvaffak olunduğu taktirde, Kıbrıs’taki Amerikan üslerine de set çekilmiş olacaktır.
Bütün namuslu ve yurtsever insanlar, ki ben de bunların içindeyim, Kıbrıs’ın hürriyetine kavuşması için elimizden gelen her şeyi yapmamız lazımdır.” (19 Nisan 1955 Akşam Gazetesi)
…
O dönem, Enosis istekleri İngiliz’e karşı sürdürülüyor,
Rum mücadeleciler dağlarda İngiliz’le çarpışıyor,
Suikastler falan yapılıyordu.
Türkler Enosis’e sempati duymuyorlardı.
Namlular da henüz Türklere çevrilmemişti…
…
Aynı dönemlerde Kıbrıs ilerici hareketi (genellikle Rum komünistler) anti-emperyalist mücadeleyi Enosis odaklı savunuyor, bunun Türklere de yarayacağı yolunda düşünceler ileri sürüyordu…
…
Fakat daha sonra tüm olup bitenler Nazım Hikmet’in iyi niyetli, anti-emperyalist çağırısını da, birçok barışçıl girişimi de boşa çıkaracaktı…
…
Zaman1950’li yıllarda dondurulursa, İngilizlere karşı girişilen mücadelenin heyecan yarattığı söylenebilir.
O günkü koşulların uluslararası ilericileri de etkilediği Nazım’ın mesajından anlaşılıyor.
İsteğin Enosis olmasının altında tarihsel nedenler yatar.
O bir “ülkü”.
Ama boşa çıkan bir ülkü.
“Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak” ülküsünün altında da tarihsel nedenler vardı ama boşa çıkacağı aşikar bir “ülkü”ydü…
…
İki boş bir dolu eder mi?
…
Rum Meclisinde alınan karar bir ölüm yıldönümünü anma gibi.
En istekli olunduğu dönemlerde bile,
Ve hatta silahlı darbelere rağmen gerçekleşemeyen bir “ülkü” bu.
Aklı başında kesimlerin karşı oyuna rağmen mecliste karara bağlanmış olması ne kadar düşündürücü ve birçok Kıbrıslı Türk’e göre ürkütücü olsa da,
Aslında tarihsel olarak psikolojik bir ezikliğin ifadesi gibi duruyor.
Yoksa ölüye cansuyu verilse ne fayda…
…
Öte yandan Rum Meclisinde “yaşasın vatan, yaşasın din, yaşasın aile” diye haykırıp güneydeki cami ve diğer Osmanlı/Türk eserlerinin bakımına ayrılan yıllık ödeneğin kaldırılmasını isteyen ELAM’cı vekilin önerisi bir kişi hariç tüm vekiller tarafından reddedildi…
…
Adada yaşayan iki komşu korkularını yenmedikçe daha çok çekecekleri var.
Bunu daha iyi anlamak için bir fıkraya başvuralım:
İki komşu kadın hafta sonu kocaları olmadan yemeğe çıkmışlar.
Yemekten sonra bara falan derken sabaha doğru iyice sarhoş eve yürümeye başlamışlar. İyice sıkıştıklarını fark etmişler ama etrafta tuvalet falan bulamamışlar, mezarlığın yanından geçerken biri
– “Hadi şurada yapalım kimse görmeden” demiş, başka çare de yok, korka korka girip bir kenarda islerini bitirmişler.
Temizlenmek için bir şey bulamadıklarından biri külotunu çıkarıp kullanmış, diğeri eve böyle dönemem diye oradaki çelenklerden düşmüş bir bandı alıp kullanmış.
Sabah kocalardan biri uyanıp karısını donsuz olarak görünce telefona sarılıp öbürünü aramış:
– Yahu biz fena boynuzlandık galiba. Karım eve sabaha karşı eve donsuz olarak dönmüş…
– Sen gene iyisin, bizimkinin kıçına “seni asla unutmayacağız” diye bir de kart yapıştırmışlar…
































