Poli

“İki Kapılı Bir Handan” Girip Çıkarken







Ahmet Okan
Ahmet Okan

Herhangi bir anımız orada birikmemiştir!




1962-63 yıllarından itibaren göçmenler yerleştirilmişti odalarına.



Her tarafı perişan haldeydi ve içinde, tavuk başta olmak üzere çeşitli havyanlar barındırılıyordu.

Zaten daha önceleri devlerin öteberi taşıyıp konukladıkları yerdi Büyük Han

1571 fethinden sonra yapılan ilk han olarak bilinir.

Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından yaptırılmış ama onun adı yaşatılmamıştı!

Bir meydana adı verilmesine rağmen, Muzaffer Paşa’nın kim olduğu pek bilinmiyor.

Zaten genellikle böyleydi.

Kimi paşaların adını taşıyan mahalleler, Arabahmet Paşa gibi, bunların da kim oldukları bilinmez, sorgulanmazdı pek!..

Dediğimiz gibi bizim kuşağın pek anısı yoktur Büyük Han ile ilgili olarak, en azından Lefkoşalıların!

Kırık dökük, bakımsız bir yer olarak bilinirdi.

Büyük Han bu açıdan zihnimizde boş bir yer tutar desek yeridir.

Ama bu durum, onun içinde çile dolduran insanların dışındadır kuşkusuz…

Han, 1571’lerde yapıldığında bir ticaret merkezi olarak düşünülmüş.

Bazı tarihçilere göre bir zamanlar “Alaiyeliler Hanı” (Antalyalılar) olarak bilinirmiş.

Orta yerinde duran sütunlar üstündeki yapının mescit olduğu söylenir.

Onun altında da su haznesi.

Haşmet Gürkan’ın dediğine göre Lefkoşalılar “Üstü cami altı çeşme” dediklerinde, burasını anlatmaya çalışırlarmış.

1960’lı 70’li yıllarda özellikle Cuma günleri Bandabuliya ve çevresi kalabalık olduğunda bile, Büyük Han’ın pek önemi yoktu.

İnsanların yanından gelip geçtiği, çarşı işleri ile ilgisi olmadığı, içine girilmeyecek bir mekan olarak bilinirdi tam da ortalık yerde.

Zaten viran hale gelmiş, Lefkoşa’nın ortasında kendi kaderine terk edilmişti.

Bir zamanlar kazandığı görkemli dönemlerini çoktan terk etmişti…

İngiliz adayı devraldığında, polis merkezi ve cezaevi için uygun bir yer arıyordu.

Birçok yönetimin kullandığı Sarayönü’ne kadar sarkan Lüzinyan Sarayı’nın altı Osmanlı döneninde hapishane olarak kullanılıyordu.

Azılı katiller ve diğer suçlular burada tutuluyordu.

Ancak, taş taş üstüne koymayan Osmanlı yöneticileri sarayı viran duruma sokmuşlardı.

  1. asrın bitişine doğru çekilen bazı fotoğraflarda sarayın viran hali görülmektedir.

İngiliz’in ilk işi harabe haline gelen bu sarayın son kalıntılarını yıkmak oldu.

Yerine bugünkü mahkemeler binasını yaptı.

Ama bunu yapmazdan önce Polis Merkezi ile hapishaneyi Büyük Han’da kurdu.

Büyük Han’ın odaları hücreler haline getirildi ve adi suçlular buralarda tutuldu.

Ünlü Hasanbulli tutuklandığında, bu hücrelerde kaldı önce.

O sıralarda Lefkoşa’da Merkezi Cezaevi inşa edilmekteydi.

İnşaat bitince ve kullanılır hale gelince, Hasanbulli de Büyük Han’dan alınıp yeni cezaevine konmuştu…

Günümüzde biraların yudumlandığı, coca cola reklamlarının yapıldığı, kahkahalar eşliğinde muhabbetlerin sürgit ettiği o hanın her zerresinde bir tarih yatar.

Kaç nesil, kaç yaşam tarzı gelip geçmiştir sündürme ve odalarından…

Haşmet Muzaffer Gürkan “Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa” adlı kitabında han ile ilgili anısını şöyle anlatır:

“Ben yetiştiğimde Büyük Han, her odasına yoksul bir ailenin sığınıp kirayla oturduğu, değil içinde yanında bile tuvalet kokusundan durulmayan bir yer halindeydi.

1962’de onarılacak diye buraya sığınan aileler biraz da zorlanarak han boşaltılmıştı. Uzun süre kapalı tutulduktan sonra birkaç yıldan buyana restore edilmeye çalışılmaktadır.”

Nihayetinde restore edilmiştir.

İyi de yapılmıştır.

Eski Lefkoşa’nın, yani surlariçi kentin ortasında, Kıbrıs’ta ilk yapılan ve hanların en büyüğü olan bu yapı yaşanır hale getirilmiş, yerli yabancı binlerce insanın ayak bastığı yerlerden biri olmuştur.

Hanın sarı taşlarının, sütunlarının, hücreye benzer odalarının konuşması beklenemez!

Hediyelik eşyalarla dolu odaların içinden Hasanbulli’nin gözlerinin size bakacağı yoktur; ne de herhangi bir suçlunun iniltileri ya da İngiliz askerlerinin ayak sesleri duyulacaktır!

Yapının giriş çıkış noktalarına eski fotoğraflar, gravürler, bazı anlatılar, bilgiler, figürler eklenebilir.

İki kapılı bu hana girip çıkanlar bunlara bakarak kesme sarı taşlarına, odalarına, sütunlarına, mescidine, çeşmesine, balkonlarına daha fazla bir anlam verebilir; hanın yüzlerce yıllık macerasını daha iyi anlayabilir… Hasır bir sandalyeye oturduğunda kendisini bir Osmanlı tüccarı, ya da odalarına girdiğinde zindana tıkılmış bir suçlu, avlusunda volta attığında başı fesli bir İngiliz gardiyanı veya içinde çile dolduran bir göçmen olarak hissedebilir…

Sayfamıza koyduğumuz gravür ve fotoğraflar Büyük Han’ın nereden nereye gelindiğine dair ipuçları vermektedir…









Başa dön tuşu