Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki dirhem bir çekirdek

Giyim kuşamına özen gösteren, şık ve süslü kıyafetleriyle dikkati çeken insanlarla “boynuz” arasında bir ilişki kurabilmek kolay olmasa gerek. Ama “iki dirhem bir çekirdek” deyimi ile bu ilişki rahatlıkla kurulabilir.

Bu ilişkiyi kurabilmek için “dirhem” ve “çekirdek” kelimelerini anlamaya çalışmamız gerekecek. Bunların ikisi de birer ağırlık birimidir.

Bizim çocukluğumuzda ağırlık ölçüleri farklıydı. Örneğin, saman köfün veya haşa ile, arpa ve buğday kile ile satılırdı. Bakkaldan aldığımız şeker, tuz, fasulye gibi yiyecek maddeleri “okka” ile tartılırdı.

Bir okka 4 önge veya 400 dirhem idi. Bir okka, bir kilodan daha ağırdı. Şöyle ki bir okka 1.282 kg, bir dirhem de 3.2 gram ağırlığındaydı. (Dirhem kelimesi Eski Yunan gümüş para birimi olan “drahmi” kelimesinden türetilmiştir. Dilimize Farsça’dan geçmiştir.)

Ölçüler değişebilir ama deyimlere girmiş kelimeler yaşamaya devam eder. “Okka her yerde dörtyüz dirhem”, “okkanın altına gitmek”, “okka basmak”, “beş dambura dört okka”, “iki dirhem bir çekirdek”, “dirhemle söylemek” “dirhem dirhem vermek” gibi.

Dirheme tekrar döneceğiz ama şimdilik onu burada bırakalım. Deyimde sözü edilen “çekirdek” harup veya bizim köyde söylediğimiz biçimiyle “harnıp” çekirdeğidir.

Harnıp ağacı, İran’dan Kanarya adalarına kadar Akdeniz havzasında yetişen bir bitkidir. Bilinen en eski destan olan “Gılgamış Destanı”nda adı geçen bir ağaçtır. Zeytinin yanısıra din kitaplarına girmiş ve kutsiyet kazanmıştır. Kuraklığa dayanıklı olduğu için kurak geçen yıllarda hayvanlar ve insanlar için can kurtaran olmuştur.

Birçok Akdeniz ülkesinde olduğu gibi bizde de harnıp meyvesinden pekmez yapılır. Harnıp pekmezi kocakarı ilâcı olarak da kullanılıyordu. İshal olan çocuklara bu pekmezden verilirdi. Çocukların severek içtikleri tek ilâç herhalde buydu.

Bildiğimiz şekliyle Batı uygarlığının doğum yeri Orta Doğu diye bilinen ülkelerdir. Bu ülkelerde ve giderek tüm dünyada harnıp çekirdeği yüzyıllar boyu ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştı. Altın gibi kıymetli madenler ve pırlanta gibi kıymetli taşlar harnıp çekirdeği ile tartılmıştır. Bugün bile altının saflığı ve taşların ağırlığı “karat” ile yani “çekirdek” ile ölçülür.

Harnıp çekirdeği, yapısı itibarıyla zamanla ağırlığını kaybetmez. Üstelik büyüklüğü ve ağırlığı birbirine çok yakındır. Bu nedenle tüm çekirdeklerin aynı ağırlıkta olduğu kabul edilmiş ve kıymetli malzemeler bu çekirdeklerle tartılmıştı.

Eski Yunan’da harnıp meyvesine “keration” (boynuzcuk) deniyordu. “Keros” boynuz demekti. (Bizim köyde boynuz için “kerato” veya “cerrado”, harnıp için de “deratsi, deraçça” kelimeleri kullanılırdı). Yunanistandaki adı “ksilokeratia” (odunsu boynuz) veya “harupia”, Türkiye’de ise “keçiboynuzu”dur.

Keration Arapça’ya “kırat”, ordan İtalyanca’ya “carato” olarak geçmiş. Kelime Avrupa’da yaygınlaşınca İngilizce’ye “carat” veya “karat” olarak geçmiş. Biz de Osmanlı’nın “çekirdek” dediği kelimeyi “kırat” veya “karat” olarak kullanmaya devam ediyoruz.

Romalıların “solidus” adlı saf altın liraları 24 kırat yani 24 harnıp çekirdeği ağırlığında olduğu için saf altın 24 kırat olarak kabul edilmiştir. 18 ayar altın bir bilezik aldığınız zaman o bileziğin 24’te 18’i altından oluşur demektir. Saf altın yumuşak olduğu için onu sertleştirmek için başka madenlerle karıştırılır.

Ölçüm aletleri gelişip hassaslaştıkça şu karat (çekirdek) işini sağlam kazığa bağlamak ihtiyacı doğdu. 1871 yılında İngilizler Akdeniz’in çeşitli yerlerinden aldıkları harnıpların çekirdeklerini tarttılar. Ağrlıkları birbirine yakındı ama gene de arada fark vardı. Çekirdeklerin ağırlığının 0.185 gr. ile 0.215 gr. arasında değiştiğini gördüler. Bir süre bu iki rakamın ortalaması “resmi birim” olarak kullanıldı.

Daha sonra bir harnıp ağacının tüm meyveleri toplandı; çekirdekleri sayıldı, tartıldı ve ortalaması alındı. Bu defa bulunan rakam 0.197 gr. idi ve bir süre de karatın ağırlığı o değer kabul edildi. Nihayet 1907 yılında “Tartılar ve Ölçüler Konferansı”nda bir karatın 0.2 gr. olduğu kabul edildi. Buna göre, 5 çekirdeğin 1 gram ağırlığında olduğu farzediliyor.

“İki dirhem bir çekirdek” deyimi nereden oluştu? Bunun için iki rivayet var. Birincisi, belli bir dönemde Osmanlı altın lirası, “2 dirhem 1 çekirdek” ağırlığında idi. Yani 33 harnıp çekirdeği ağırlığındaydı. Şık şıkırdım, süslenmiş püslenmiş birileri, altın gibi parladığı için bu gibi insanlara “iki dirhem bir çekirdek giyinmiş” demeye başladılar.

İkinci rivayet de şudur: İki dirhem altın satın almaya gelen bir müşteri için kuyumcu terazinin bir kefesine 32 harnıp çekirdeği sayarak koyardı. Şayet müşteri, hatırlı ve saygıdeğer biriyse kuyumcu “Bu da benden” diyerek bir çekirdek daha atarmış. Böylece müşteri iki dirhem bir çekireklik altın almış olurdu.

Şık giyinip süslenmek güzel de bu işler para gerektirir. Bunu yapabilmek için belli bir geliriniz olmalı. Varlıklı insanların, genelde, saygıdeğer kişiler oldukları kabul edilir. Siz de o sınıfa ait biriyseniz siz de “iki dirhem bir çekirdek” giyinebilirsiniz.