Dünyada yok olan yüzlerce dil var. Yazıya geçebilmiş olanlar bilim adamları tarafından araştırılabilir. Ancak yazılı olmayan diller ebediyen kaybolmuşlardır. Sırada kaybolmaya mahkum olan birçok dil var. Bunlardan biri de Kıbrıs lehçesidir.
Kıbrıs lehçesinin en ayırt edici özelliği, ortak Rumca ve Türkçe kelimeler ihtiva etmesidir. Bunların yanısıra, İtalyanca olan veya İtalyanca’dan türetilmiş birçok kelime de barındırmaktadır ki bunların çoğu ne Türkiye Türkçesi’nde ne de Yunanca’da bulunmaktadır.
Kıbrıs ağzının mezarını yıllardır aşırı milliyetçilik kazamktadır. Rumlar onu Yunanca, Türkler de İstanbul Türkçesi ile değiştirmeye çalışıyorlar. Onu da tam beceremedikleri için iki arada bir derede kalyorlar. Bu nedenle radyo ve televizyon kanalları, Türkiye ve Yunanistan’dan dili “güzel” telâffuz eden spikerler ithal edip duruyorlar.
İki toplum da anaları gibi konuşmak istiyor. Ama analardan uzak oldukları için onlar gibi konuşamıyorlar. Onları ancak taklit edebiliyorlar. Kendi değerlerini de öldürmeye çalışıyorlar, bazı zamanlar da öldürüyorlar.
Kendi ülkesinin değerlerini korumaya çalışan insanların her zaman desteklenmesi gerekliliğine inanmışımdır. Bu değerler ister folklorik olsun, ister estetik değeri yüksek sanat eseri olsun. Kıbrıs ağzı veya lehçesi de korunması gereken bir değerimizdir.
Yakovos Hacipyeris ve Orhan Kabataş uzun ve titiz bir şalışmanın ürünü olduğu görünen iki dilli bir sözlük çıkardılar. Sözlüğün adı epeyce uzun “Kıbrıs Rum ve Türk Diyalektlerinin Ortak Sözlüğü (Tarihi ve Etimolojik)”. Kitap parlak, kaliteli kâğıda basılmış ve ciltlenmiştir. İlk 343 sayfası Rumca, 347-663 sayfaları da Türkçedir.
Kıbrıs’ta hakim olan mantaliteyi yansıtması bakımından Türkçe önsözde kullanılan son cümle özellikle dikkatimi çekmiştir. Çarpıcı cümle şöyle: “Ayrıca ailelerimiz başta olmak üzere, arkadaşlarımıza, çalışmamızı kucaklayan ve bu sözcükleri kullanmaya devam ederek bizleri yüreklendiren tüm Kıbrıslılara teşekkürü bir borç biliriz”. Yani Kıbrıslılar lütfettiler ve kendi kelimelerini kullanmaya devam ediyorlar! Son derece doğal olan bir olayı, olağandışı yapmakta üstümüze yoktur galiba.
Sözlükte saptanan 3,425 ortak kelime ele alınmış. 1,840 kelime Türkçe’den Rumca’ya geçmiş, 840 kelime de Rumca’dan Türkçe’ye geçmiş. 390 tane de yeni kelime türetilmiş. Farklı dillerden iki dile girmiş ve varlığını korumuş kelime sayısı da 355 imiş.
İlginçtir, yıllar önce, 1994 baskısı olan Konstantinos Yangullis’in Kıbrıs Lehçesi Sözlüğü’ni incelemiştim. Sözlük 7,823 kelimeden oluşuyor. Benim saptayabildiğim kadarıyla ortaklaşa kullandığımız kelime sayısı 2,206 idi. Bunlardan 1,735’i Türkçe’den Rumca’ya, 392’si de Rumca’dan Türkçe’ye geçmişti. Artkalan 79 kelime de ya belirsiz veya kuşkulu idi ve araştırılması gerekiyordu.
Sözlükte bazı eksiklikler ve hatalar görmüştüm. Konuyla ilgili bir araştırma yapmak niyetindeydim. Araya başka işler girdi. Çalışma taslak halinde yarım kaldı.
Türkçe’den Rumca’ya geçen kelime sayısının yüksek olması, kuşkusuz, Türklerin adayı üç asırdan fazla bir süre yönetmiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Müsellimden azaya, gümrükçüden kolcuya kadar Osmanlı döneminde kullanılan yönetimle ilgili kelimeleri kullanmak ihtiyacını duydu Rumlar. Bunun yanısıra sevdadan dünyaya, imambayıldıdan lokuma kadar gündelik kelimeler de benimsenip kullanılmıştı.
Milliyetçiliğin yaygınlaşıp derinleşmesiyle birlikte dili zararlı etkilerden arındırma eylemleri başladı. Nasıl ki Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerinden arındırılmaya çalışılmışsa, Yunanca da Türkçe ve Slavca’dan arındırılmaya çalışılmıştır. Bir yanda, bütün dillerin Türkçe’den türediği gibi saçma sapan teoriler (Güneş Dil Teorisi) ortaya atılırken, öte yanda, Atina’nın ortasındaki Omonya Meydanı’ndaki hurma ağaçları, Türk/Müslüman aroması saçtıkları nedeniyle kökünden sökülmüştü.
Böyle bir ortamda Hacipyeris ve Kabataş’ın yaptıkları işi takdirle karşılamakla birlikte sözlükte birtakım eksiklik, aksaklık ve hataların olduğunu görmezlikten gelemeyiz. Daha önceden basılmış olan Yangullis, Papangelu ve Kabataş’ın sözlüklerindeki hataların bu sözlükte de varlıklarını sürdürdükleri görülmektedir.
Kabul etmek gerekir ki sözlük hazırlamak çok zor ve meşakkatli bir iştir. Üstelik bir kişinin altından kalkabileceği bir iş değildir. Dört başı mamur bir Kıbrıs Lehçesi Sözlüğü için Türk ve Rum uzmanlardan oluşan bir editörler kurulu oluşturmak gerekir. Ek olarak, bu kurulda her iki dili bilen uzmanların ağırlıkta olması gerekir.
Böyle bir kurulun, mevcut sözlükleri teker teker elden geçirip aksaklıklarını ve varsa hatalarını saptamaları gerekir. Ondan sonra yazılı belgelerin ve özellikle de halk ozanlarının (biitarilerin) eserlerinin gözden geçirilmesi ve mevcut sözlüklerdeki eksikliklerin tamamlanması gerekir. Ancak bu sayede, birbirlerinden zincirleme alıntılanan hataların kesin olarak önü alınmış olacaktır.
Liderlerin güven artırıcı önlemler arasında iki dilli böyle bir projeyi ele almaları hiç de fena olmazdı. Gelecek kuşaklara somut bir eser bırakmış olurlardı. Olacağı yok ama “demedi” demesinler.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























