Köşe Yazarları

İDAREİ MASLAHATÇILIK!







Büyük bir istek ve türlü çeşitli politik uğraşlardan sonra halkın oylarıyla Vekil, Bakan, Başbakan olan “siyasilerimizin” bir süre sonra büyüklü küçüklü toplumsal tepkiler karşısında bunaldıklarının yabancısı değiliz.




Üstelik hak da veriyoruz. KKTC gibi siyasi hareket kabiliyetiyle dünyasallığı  Lefkoşa’nın çevresi kadarlık  bir fasit daire içine sıkışması da ayrı bir sıkıntı yaratmakta!  Dolayısıyla    “politikanın” ne tadı kalmakta ne tuzu!



Kİ halkın  eleştirileri  sokaklarda gümbür gümbür yankılanırken uykunun bile tadı kaçmakta!                           NE VAR Kİ  yarın seçim olsa, öncesinde de defalarca olduğunca  sayın Yöneticilerimiz yine ayni şevk ve istekle halktan oy isteyecekler! VE bizler adına “ulusal vazifemiz” denen görev aşkında yine sandıklara koşup istedikleri oyları da  gözledikleri iktidar erkini de  kendilerine hediye edeceğiz!  Bu nedenle:

***

ŞİKÂYETE, sızlanmaya hiç gerek yoktur! Şöyle ki zaten ülke bir baştan öte başa  sorunlar bombardımanı altındadır ki bunlara şimdilerde “ilaç” gibi çok önemli bir “madde” daha  eklenmiştir!.. “Hastahanelerde ilaç yokmuş! Hatta deniyor Panadol bile!”

OYSA  yıllar yılıdır da tarihi geçmiş koliler dolusu ilaçlar imha edilmek için yakılmaktadırlar!                         Demek ki bu “ilaç sorunu” yoklukla darlıktan değil.. Hastalara dağıtılmasından tutun da hesabı kitabı yapılamadığı için gereğince  dağıtılamamasına kadar “yönetsel yanlışlardan”   kaynaklanmaktadır!             Öyle olmasa neden bir yandan tarihi geçen ilaçlar yakılırken öte yandan “hastahanelerde ilaç yok” diye feryat edilsin!                                                                    DEMEK ki gelip giden Sağlık Bakanları ile  Bakanlığa bağlı  ilgili ve yetkili birimler iyi çalışmamaktadır! (Ki biliyoruz böylesi serzenişler söz konusu olduğunda o “yetkili” fakat sorumluluk yüklenmeyen  ilgili görevliler  size bin dereden su getirecek  cevaplar verecekler. Buna her zaman hazır ve nazırdırlar!                                        NİTEKİM bizzat Başbakan da “Belediyeleri birleştirme” olayı karşısında olumsuz tepkiler bombardımanına uğradığında  hemen toplumsal analizlere başvurdu! Şöyle ki:

***

SAYIN SUCUOĞLU’nun asli mesleği Doktorluk ya.. Doktorlar sadece hastaların nabızlarını dinlemezler.. Öncelikle hastanın hastalığını teşhis ederler.. Ve söz konusu hastalığı iyileştirmek için alınması gereken ilaçların reçetesini yazarlar..

DOĞRUSU ya KKTC’nin sorunlarını çözmek için de benzer yöntem uygulanır ki Sn. Başbakan Belediyelerin nabzını ölçtükten sonra reçetesini, “birleştirilmeleri gerektiği” üzerine  yazdı!

İcraatının  doğruluğunu ispat etmek için de yine o Doktor teşhisiyle, “çokturlar, gelirleri giderlerini karşılamıyor, bazılarını birleştirerek tasarruf yoluna gideceğiz” açıklamasıyla yapıverdi!.

FAKAT o doktor alışkanlığıyla bir teşhiste daha bulundu: Başka dünyalardan gelmiş gibi içinden çıktığı toplum katmanlarını kategorize etti! Yani:                                                                 ***

TOPLUMU SINIFLARA AYIRDI! En alt katmana özel sektör yanında çalışanları koydu.. Asgari ücrete talim edenler sınıfı! Bir üst sınıf küçük esnaf ve zanaatkârlar takımı.. Ve en üste kaymak tabakayı oluşturan  “kamu görevlilerini” dikti!

FAKAT bu imtiyazlı sınıflı toplum hiyarerşisini, yıllar yılıdır bizatihi “iktidarı” elinde tutan, memleketin siyasi ve ekonomik kaderinde baş rolü oynayan kendilerinin de  içinden çıktığı UBP olduğunu söylemedi!

Kİ o “bürokrat takımına” “Bakanlıkların Bakanları” bile yetmediği yerde astronomik maaşlarla “müşavirler” de ihdas edildiydi! Ki hâlâ memlekette emekliye çıkan o “müşavirlerin” aldıkları emeklilik maaşları bile  dillere destandır!

“İŞE göre değil.. Yıllar yılı partiliye, yandaşa, tanıdığa, arkadaşa, eşe dosta göre uydurulan “işlerle istihdamlarla yönetildi memleket..                                        İnsanlar yaratıldı insanlar batırıldı karalandı!         Her devrede her Hükümet döneminde adına “hayat pahalığına uygunluğunca” denilen zamlarla kamu görevlileri maaşları gökyüzüne merdiven dayadı fakat memleket ne sosyoekonomik sorunlardan kurtuldu ne bütçesel sıkıntılardan!                                                                                        ***

SONUÇ ORTADIR: İnsanlarımız küme küme Rum tarafına çalışmaya gidiyorlar. Kendi yurtlarında bulamadıkları “refahla saadeti” Rum’un avrosunda buluyorlar!

Bizse büyük şaşkınlıkla  “akaryakıtı”  tüm sıkıntılarımızın sorumlusu olan “iblis” olarak ilan ederken,   domatesle hıyarın pahasından yakınıyoruz..

YARıM asırdır kurduğumuz Devletimiz işte bu kadardır!                                                                          Neyse ki Türk milletinin bir büyük özelliği de hem Kuzeydekinde hem bizde  “vaziyetleri idare etme kabiliyetleridir!” İdare ediyoruz işte!









Başa dön tuşu