Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

İçimizde Rum casus vardı

Ali Atamer: Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

İ.G– Kök ve kök Gazafanalıyık. 1928’de doğduk.
S.G- 1934 Gazafana doğumluyum. 4. sınıfta aldılar beni okuldan. Babam dedi öğretmene gız evladı okuyup da napacak. Ondan sonra başladım Tezgah dokumaya dikiş dikmeye. Zeytine harnıba giderdik. Harpın pekmezi meşhurdu bu köyün ama şimdi bir kök bile galmadı.

Ali Atamer: Meşhur Gazafana’nın harnıp pekmezi aşevine nasıl girerdi Suzan Hanım?

S.G– Harnıbı öğüdürdün değirmende. Katır döndürürdü değirmeni. Ondan sonra başka bir yere dökerdin öğünürdü o. Bütün aile akşama doğru giderdi değirmene. Harnıbı ısladırdık. Biz da ovunmuşları çekerdik buyanı. Köfünlere doldururduk. Köhünlerin üstünden dökerdik suyu ve testiden yapılmış “Tahar”lara dolardı. Daha sonra dadlılanması geçerdi şurubun ve satışı yapılırdı. Rumlarda pastelli yapardı değirmende. Pekmezi çok gaynadırlardı. Dökerlerdi tahtanın üstüne. Direğe Dakarlardı da büke büke çekerlerdi pastelliyi. Sonra ağarırdı o pastelli altın renginde olurdu.

Ali Atamer: Eski Gazafana’yı anlatın desek. Neler paylaşırsınız?

İ.G- Dana beklerdik ovada. Bubam gomazdı beni okula gideyim. Henezda babam gaçardı ovadan giderdim mektebe. Akşamı da yerdik dayağı. Çoluk çocuk çoktu evde işleycen ekmek parasını çıkaracaydın. 10 yaşına gelmeden hayvanlarınan çift sürerdim. Gave içecek paramız bile yoğudu. Uyduğunda Girne’ye Ermeninin sinemaya giderdik. Haftada 2 defa film gösterirdi. Girne limanındaki şimdiki barlar harnıp ambarlarıydı. Hamal bile çalıştım orda. Oraları Rumlarındı. ‘55’e gadar aramızda su bulanmadı. Ne zamanki EOKA çıktı bozuldu aramız.
S.G- Muhtarımız destebanlarımız ayrıydı. Bizim Türkler daha çoğunluktaydı Düğünümüze bile geldilerdi. Eşeğini bağlayan geldi düğüne.
İ.G- Rumlar panayır yapardı. Köyü girerkan sancı kilisesi vardı oraşda panayır olurdu. Bir inanca göre sancısı tutan çocukları götürürlerdi oraya da yağ yakarlardı.

Ali Atamer: Duyduğumuza göre İrfan Bey’le önceleri evlenmeyi istememişsin. Nedir hikayesi?

S.G- Dayımın karısının gardaşıydı İrfan dedeniz. İrfan garar verdi yolladı büyükleri. Görücü usulü oldu. 16 yaşındaydım beni istediklerinde. Bana sordular ister min diye ama İrfan çiftcidir diye istemezdim. Dinlemedi bubam bundan eyisini bulamayık dediler verdiler. Söz kesmeye geldiklerinde çember alma adeti vardı. Bir mendil bir da yemeni verirlerdi. Büyükler girdi içeri yaptılar dünürcülüklerini ben da dışarıda tebrik kabul ettim. Erkek tarafından dünürcülüğe Dr fazıl Küçüğün gızgardaşı da geldiydi.
İ.G- Daha önceden görürdük zaten birbirimizi. Biz orak biçerkana bunlarda demet bağlardı.

Ali Atamer: 1950’lerde kapı arkasında kıyılan nikahlarda “vekilin olayım nikahını kıyayım mı” diye sorarlarmış.

S.G- Bizim da öyle oldu. “Vekilin olayım nikahını gıyayım mı” diye sordular 3 kereden sonra ol den ve biter iş. Mavi gelinlik geydiydim nikahta. Gelin onarcı Girne den İnce’nin garısı Emine Hanım geldiydi. Düğünümde ise Cemaliye Hanım gelin etti beni.
İ.G- Bizde yasak yoğudu. Geceden geceye görüşürdük. 2 sene galdık nikahlı.
S.G- Kız tarafı çeyizini onarırdı. 2 sene zarfında eyi tanıdıydım gendini. Zamanla sevdik birbirimizi. Zaten İrfan dedenizin gızgardaşı başka bir gız bulmuş gendine ama İrfan illa da beni isterdi alsın.

Ali Atamer: Ozanköy (Gazafana)’de yapılan düğünler Kıbrıs gelenek-göreneklerine göre mi olurdu?

S.G– Düğün başlardı perşembeden ertesi perşembeye gadar sürerdi. Yorgan gaplamaynan başlardı. Mumunan uzak köylerdeki insanları aradıydık. Yakın yerleri da “Yenge” denen gadın vardı o arardı. İçeriki çalgı dışarıkı çalgı vardı. Bir şilin iki şilin çalgıcılara verirlerdi köyü gezerlerdi. İçeriki çalgı İsmail di. Keman çalardı.
İ.G- Onun gözleri görmezdi. Lefkoşa’dan geldilerdi. Bizde da gavede olurdu eğlence. Sağdıç vardı hisabet düğünün gumandanıydı. Güveyi bişey yapmazdı.
S.G- Gelin döndürme oldu. 7 yiro atardın. Ama önde gezdirirlerdi gelini köyde Çarşamba ve Perşembe günü. Bir silecek atarlardı gelinin omzuna da alırdın tekrar. Nice bu hamama gitti terledi desinler. Bir tarafımda gelin onarıcı bir tarafımda yenge dururdu. Her oynamaya galkan para atardı gırmızı tencerenin içine.
İ.G- Gelin alayı her kapının önüne gider oynarlardı te bahşişi alsınlar.
S.G- Gelin evine gitmeden gırmızı guşak kuşanma vardı. Gızın babası bağlardı guşağı. Kına gecesinde öyle yanık çalarları ağlardın. Son gün da mübareki olurdu.

Ali Atamer: İrfan Bey 1955 ve 63 hadiselerinde yaşanan olaylar her Kıbrıslı Türk için farklı hisler uyandırmıştır. Sizde bıraktığı izler nelerdir?

S.G- EOKA çıktığı gün 2.çocuğum doğdu. Ebeye gideceydik Karakum’a gorkarak gitti babam. Eşeğin üstünde gitti geldi. Zor geçti o yıllar. Yazda hayvanlara bakardım. Gider gaynanamın havlısından doldururdum yalağı bir tane bir tane öküzleri suvarırdım. İlk çocuğumu doğuracamda öküzleri gittim yedirdim. Geldim suvardımda akşama doğurdum. Şimdikiler naz naz ölüyor. ‘55’ler de buradaydık. İrfan teşkilata yazıldıydı. Bizim evde yaparlardı bombayı. Silahları bizim eve gömerlerdi. İki çocuğumu da iki yolun başına goyardım nöbet tutsunlar ki rahat gömsünler silahları.
İ.G- Çok zor geçti yıllar. Teşkilata bir arkadaşın vesilesiyle Temroz’da yazıldım. Gel gezmeye gidelim deyerekten orda yemin ettik. 6 sene teşkilatta 15 sene da dağlarda askerlik yaptım. 22 günde bir görürdüm garımı. İngiliz EOKA’ya garşı hususi yazdı bizi polis. Zere amaç farklıydı. İçimizde Rum casus vardı Balabayıslı. Hep bunları gördük yaşadık.
S.G- ‘63’de dağdan gaçtık yüz bir evlere gittik. Hanımları çocukları bir eve kapattı İngilizler. İngilizler gayırırdı bizi Rumlardan. Çünkü Dr. Küçüğün gızgardaşı buralıydı diye İngilizler sahip çıktı bize. EOKA dan sonra Rumlar silah elinde düşman kesildi bize. Dedeniz TMT’deydi diye ararlardı gendini öldürsünler.

Ali Atamer: Sevgili Gür çifti bir yastıkta 61 yıl nasıl geçti diye sorsam kısaca ne dersiniz?

İ.G- İnsanın sevgisi lazım içinde olsun ki bu gadar yıl sürdüresin evliliği.