Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hz. Adem, peygamberimiz gibi ümmi miydi?

Var güçleriyle ülkeyi orta çağlara doğru sürüklemeye çalışıyorlar. Sezen Aksu’nun beş yıl kadar önce yazıp bestelediği bir şarkı, geçen yılın sonunda ve bu yılın başında kıyametlerin kopmasına neden oldu. Nedeni de şarkının şu sözleri ihtiva etmesi: “Binmişiz bir alamete / Gidiyoruz kıyamete / Selâm söyleyin o cahil / Havva ile Adem’e”.

Hz. Adem’e hakaret edilmiş. Beş yıl önce kimsenin umurunda olmayan dizeler bu yıl milletin asabını bozdu. İlginçtir, birçoğunun Hz. Havva pek umurunda olmadı. Kadın milleti cahil olabilir. Sorun olmaz. Ama “erkek kısmısı” cahil olamaz.

Devlet ileri gelenlerinden eline ilk sazı alan kişi, Devlet Bahçeli olmuştu. Ufak tefek olması nedeniyle Fransız “Kaldırım Serçesi” olarak bilinen Edith Piaf’tan esinlenerek “Minik Serçe” olarak ünlenen Sezen Aksu ile dalga geçmiş ve onu tehdit etmiştir.

Bu taraklarda bezi pek olmayan püskevitçi Bahçeli gazabını şöyle dile getirdi: “Bu sanatçıya diyorum ki, serçeysen serçeliğini bil, sakın kuzgunluğa heves etme. … Mesela yazdığı ucube bir şarkının sözleri arasında, Hz. Adem ile Hz. Havva’ya ‘cahil’ diyen sorumsuz ve şuursuz bir sanatçının alamet olarak bindiği sefalet ve rezalet hali dünyevi kıyameti olan cehalet çukurunun açık seçik bir numunesidir. Bu tiplerin kafaları arızalı, kalpleri taşlı ve dikenlidir.” 

Herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için şunu belirtmem gerekir ki ben hiçbir zaman bir Sezen Aksu hayranı olmadım. Yaptığı müziği, söylediği şarkıları beğenmedim.

Bir yaz tatilini bana zehir etmişti. Pandemiden önce her yıl birkaç haftalığına yaz tatili için Türkiye’ye gidiyorduk. Oldukça yorucu olmasına rağmen en hoş olanı arabayla Taşucu’na çıkmak, oradan Datça’ya veya Foça’ya gitmekti.

20-25 yıl kadar önce, Aksu’nun şarkılarından biri popülerdi. Her lokantada o şarkı çalardı. Her iki-üç evden birinden o şarkı sesi gelirdi. O tatilden sonra şarkıcının sesine tahammül edemez oldum. Buna rağmen Minik Serçe’nin peşinde milyonları sürüklediğini görmezlikten gelemem. Bu nedenle, onu beğenmesem de, bir politikacının bir sanatçıyı horlayıp tehdit etmesine her aydının karşı çıkması gerektiğine inanıyorum.

Bahçeli tehditler savurur da Cumhurbaşkanı geri kalır mı? Üstelik o Çamlıca camiindeki mihraptan tehdit etti. Cuma namazından sonra mihraba çıkan Cumhurbaşkanı cemaate şöyle dedi: Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir.”

Bu dil, devlet adamı dili değildir. Bu, olsa olsa, sokak dilidir. Gerçi sonradan bunu düzeltmek ihtiyacını duymuş ve bu sözleriyle Sezen Aksu’yu kastetmediğini ifade etti. Ne var ki kimi kastettiğini söylemedi. İnşallah beni kastetmemiştir. Son demlerimde dilimi kaybetmeyi istemezdim.

Bir cumhurbaşkanı mihraba çıkıp böyle bir konuşma yapıyorsa dini politikaya, politikayı da dine karıştırmış olur. Bu da ancak tek adam dönemlerinde olan bir vakıadır. Bir zamanlar sultanlar halife, halifeler de sultan olurlardı.

Bütün bu olan bitenlere rağmen ana muhalefet partisi CHP’den ses çıkmadı. Çıkmış olsa bile o kadar cılızdı ki benim kulaklarıma kadar ulaşmadı. Ses çıkarmaması bir yana “Beter olsun” diyenler oldu. Zamanında Kürt açılım politikasını destekleyen sanatçılar arasında yer aldığı, bu yetmiyormuş gibi “Yetmez ama evet” diyenlerden biri olduğu için olanlar müstahakkı imiş.

Halbuki izledikleri çizgiye bakıldığı zaman çizgisini değiştirenin Aksu değil, Erdoğan’ın olduğu görülecektir.

Gelelim sadede, Adem okumuş yazmış biri miydi yoksa ümmi veya cahil miydi?

Hz. Muhammet’in hiçbir yerde “cahil” olduğu yazılmaz. Onun “ümmi” olduğu söylenir ve yazılır. Her ikisi de Arapça olan bu kelimelerin anlamı nedir:

Ümmi: Okuma yazması olmayan, okuma yazma bilmeyen veya tahsil görmemiş.

Cahil: Öğrenim görmemiş, okumamış, bilgisiz, belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan.

Görüldüğü gibi her iki kelime, temelde “okuma yazma bilmeyen” demektir. Peki, Adem okuma yazma biliyor muydu?

Adem hakkındaki bilgileri Kuran ve Tevrat’tan ediniyoruz. Bu iki kaynaktan elde ettiğimiz bilgiler arasında Allah’ın Adem’e konuşmayı öğrettiği var ama okuma yazma öğrettiğine ben bir yerde rastlamadım. Yani Adem ümmiydi.

“… Şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz” (Bakara/35 ve Araf/19) diye sertçe ikaz edilmiş olmalarına rağmen o ağaca hem yaklaştılar hem de meyvesinden yediler. (Ta-Ha/121) Akabinde de Cennet’ten kovuldular.

Adem, İbranilere göre, M.Ö. 3761-60, Masonların Anno Lucis takvimine göre M.Ö. 4004 yılında dünyaya gelmişti. İster inanın ister inanmayın, Adem 17 metre boyunda ve 10 metre genişliğinde bir adamdı ve bazı kaynaklara göre 1,000 bazı kaynaklara göre de 2,000 yıl yaşamış ve 239 çocuğa sahip olmuştu.

İnsanların sayısı çoğalsın diye Hz. Havva, çocuklarının çoğunu ikiz doğuruyordu. Aynı batında doğan çocuklar “kardeş” sayılır ve birbirleriyle evlenemezdi. Öteki batında doğanlardan biriyle evlenirdi. Kuran’a göre ilk batında Kabil ve Aklima, ikinci batında da Habil ile Lebuda doğdu. Tevrat’a göre ilk doğan Liyuza adlı bir kız çocuğudur.

Rivayete göre; Kabil, Lebuda ile, Habil de Aklima ile evlendi. Daha sonra bir kıskançlık sonucunda Kabil, Habil’i öldürdü ve yeryüzündeki ilk cinayeti işlemiş oldu. Ne var ki cesedi ne yapacağını bilemiyordu. Bu arada yeri eşeleyen bir kargayı görünce kardeşinin cesedini gömmeyi akıl etti ve kendi kendine şöyle mırıldandı: “Yazıklar olsun bana! Şu kargadan daha bilgisiz, daha mı acizim ki kardeşimin cesedini nasıl ortadan kaldıracağımı akıl edemedim.” (Maide/31)

Görüldüğü gibi gerek Adem’in kendisi gerekse oğulları, birçok konuda bilgisizdiler. Bu gayet doğal olsa gerekir.