Köşe YazarlarıSürmanşet

Hükümetin Bono çıkarması ve haftanın getirdikleri






Geçenlerde devletin ‘bono’ çıkaracağı haberlerinin ardından ertesi gün de gazetelerin çoğunun manşeti veya en önemli haberleri arasına yerleşti.

Şimdi, ‘devlet tahvili’ ne zaman çıkarılır?   Ya piyasadaki parayı kontrol etmek için, yani fazla para sirkülasyonda olduğunda iyi bir faiz vererek halktan ve piyasadan para toplamak veya toplam ülkedeki tasarrufların ve birikimlerin yeterli olmadığı zamanlarda para basmak yerine yurt içinden ve yurt dışından hazineye para sağlamak için yapılır.

Çünkü acil nakit ihtiyacı var ve ilgili ülke Merkez Bankası da ‘emisyon’ yapmak istemiyor (yani para basmak istemiyor) onun yerine yine iyi cazip faizle devlet tahvili (bono) çıkarıyor ve gerek yurt içinden halktan, gerekse yurt dışından borçlanıyor. Bunun da Devlet garantisi var. Ve yurt dışında da itibar gören bir bono/tahvil olur.

‘Devlet Bono’su ki genellikle Devlet tahvili olarak anılır aynı zamanda gerekli görüldüğü zamanlarda ülkede para politikasını da regule etmek ve ekonomi politikalarına ülke içinde ve dışında, uluslararası piyasalarda, hedef konan bazı etkiler yapmak için kullanılan bir vasıtadır.

KKTC’de bu fonksiyonları yani para politikalarını veya piyasadaki para hacmini kontrol edecek ne pozisyonda ne de irade sahibi olmadığına göre, bu ‘basit bir borçlanma.’ içindir.

Bu borçlanma ise mevduatlar / borçlar ilişkisinde ülkede  mevduatların, kredilere göre daha düşük olduğu ve kredi imkânını karşılamadığı yani daraldığı ve ülkede para Fonlarının ve birikiminin eksikliği olduğu zaman devletçe halktan ve dış ülkelerden borçlanma ile para temini etmek için yapılır.

Peki,  KKTC’de böyle bir durum var mı?

Kesinlikle böyle bir ihtiyaç yoktur. Çünkü önce yalnız bankalarımıza bakarsak mevduatlarımız 42-43 milyar TL arası mevduat  var ve bu miktardan verilen Krediler de toplam 25 milyar TL civarında seyretmektedir. Yani 17 milyar TL’nin üzerinde krediye açık mevduat vardır. Ve bu mevduat şu veya bu sebeple kredilendirilemiyor, ve sonuçta bankalar da bu parayı KKTC dışında değerlendirmek durumunda kalıyor ve halen ülke mevduatları dış piyasalarda ve ilgili ülkelerde değerlendirilmektedir..  Mevduatların kredilere oranı % 67 civarındadır. Yani kaynak var ve devlet borçlanabilir, bir sorun yok.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kredilerin mevduatlara oranı % 100’ün üzerindedir. Dolayısıyla fonlarla ve Merkez Bankaları tarafından desteklenecek çeşitli yolları vardır. Dış borç da alınmaktadır.

KKTC’de şu anda 17 milyar TL ve civarı miktarında ülke mevduatı dış ülkelerde değerlendirilirken ve KKTC Merkez Bankasında da ülke kaynakları da var.. O zaman bono veya tahvil niçin çıkarıldı?  Anlamak güç.  Tam tezat .

Hele de 10 milyon TL gibi bu gün özel şahısların dahi bankalardan ve Devlet bankalarından aldığı kredi gibi gülünç bir rakam seviyesinde olunca söylenecek söz kalmıyor. Bu teşebbüs bono veya tahvil çıkarılması anlamını Hükümetin bilmediğini göstermektedir.

Hükümette bu konuda yapılan mesai zamanı israfı ve işlemler, kağıt masrafı personel mesaisi, 10 milyonTL’yi  bir bankadan alsalardı daha ucuza gelirdi. Çünkü ilaveten verilen faiz % 17 az değil.

Bir deneme mi yapmak istemiş olabilirler. Halk alır mı almaz mı?   Ancak bunun için de halkta önce güven yaratılması gerekir.

Bu gün kamu bankalarına siyasi telkin ve baskılarla milyonları hatta döviz milyonları  şahıslara borç verdirirken.

Hükümetin, yukarıda söylediğim alternatiflerde para politikası oluşturma yetkisi, iradesi olmayan bir pozisyonda iken, ve yalnız bankalardaki tasarruf  oranı fazla verdiği için bu fazla mevduatlarımızı yurt dışında değerlendiren bir ülke olarak, bono çıkarıldı!  Aferin.

Bu hafta, Sağlık Bakanı Ali Pilli’nin görevden alınması halkta en çok yadırganan konu oldu. Halk sağlığı konusuna dünyadaki bütün ülkeler gibi Hükümetin bir bütün olarak sahip çıkması ve Sağlık bakanlığı ve Sağlık kadroları ve ekipleriyle ile aynı seviyede hatta daha titiz uğraşması gerekirdi. Görülüyor ki Sağlık bakanı aynı zamanda başbakan ve kabine üyeleri ile de mücadele etmek durumunda kalıyordu. Halbuki bütün bakanlıklar gerek mali takviye, kadro oluşturma, personel takviyesi, giriş çıkış kontrolleri gerekse en önemlisi Sağlık üst Kurullarına ve tüm Tıp kuruluşlarına ve tıp adamlarının söylediklerine karantina sürelerine dikkat etmeleri ve sağlık Bakanlığı ile birlikte hareket etmeleri gerekirdi. Habersiz alma gibi bir davranışın ise hiç de ekip çalışmasına, ve saygı gösterme nezaketine  yakışmadığını  gösteriyor. Bu ilk olmasa da, alınanı değil yapanları daha çok yıpratır.







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu