Bir davet yapmak için Tarım Bakanı’nı aradım.
“Nasılsın” sorusu bitmeden “çok çok kötüyüm” deyiverdi.
Ve sıraladı;
“Büyük bir kuraklık yaşıyoruz, eğer hafta sonu da yağmazsa tam bir felaket olacak. İnşallah meteorolojinin tahmini tutar…”
Sayın bakanın korktuğu gibi olmadı. Tahminler tuttu.
Pazar sabahı erken saatte Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı’nın telefonuyla uyandım; “Yetişin, bizim baraj patlıyor” diye.
Baraj?
Kalavaç’ta baraj vardı da ben mi bilmiyordum?
“Yok olan, su tutsun diye bent yaptılar, arkasında öyle su birikti ki sanırsın baraj…”
Hüseyin Ekmekçi’ye mesaj attım fakat o benden hızlı çıktı.
Havadis Haber Merkezi çoktan teyyakuza geçmişti.
Kalavaç’a gittiler az kalsın orada mahsur kalıyorlardı.
Çok geçmedi Çiftçiler Birliği Başkanı Ali Can Kabakçı aradı.
“Acele Ulukışla’ya gelin, dolu yağdı yollarda yarım metre dolu birikti, evleri su bastı…”
Yarım metre dolu?
Yola revan olmak farzdı artık.
Yol boyu sevgili Mesarya’yı izledim.
İlk gençlik yıllarımın geçtiği bu kutsal ovayı.
Tüm akarlar şarıl şarıldı. Tarlalarda diz boyu gölekler. Ulukışla’ya doğru “aman Allahım Mesarya denize kavuştu” diye bağırdık neşeyle.
Muhtarın barajına dönüşmüştü tüm ova.
Kabakçı’nın doluları bereketin keyfi gibi kaplamıştı ortalığı.
İlk gençlik yıları anılarıma sürüklendim.
Böylesi yağışları dört gözle beklerdi köylü. Yağan yağmura aldırmaz, eline küreğini alır, çizmelerini giyer ovaya koşardı. Dağdan gelen suyu arpa ekili tarlalara çevirmek şarttı. Berekete bereket katardı bu su. Ta başağa kadar yeterdi arpalara.
***
Ne hazindir, şimdilerde felaket tellallığı ile anılıyor 24 saat bile yağmayan yağmur.
Yaz-kış gökyüzünde parlayan güneş güzellikten sayılıyor. Kimse kıt olanaklarla üretimin zahmetine katlanmak istemiyor.
Her şeyi hazır bir şekilde tüketmek kolayına gidiyor Kıbrıs Türkü’nün.
Çünkü formül basittir.
Kuraklık olursa Türkiye ödeyecek nasılsa.
Hayvan yemi kıtlığı olursa gönderecek.
Bankalar batarsa ödeyecek.
Tüm itirazlarımıza rağmen boru döşeyip su getirecek, kablo çekip elektrik verecek.
Maaşları zaten ödemek zorundadır.
Dolayısı ile kimse dert etmesin bu 366 kişiyi.
Onların da parası hazırdır.
Hatta hükümet gurur yapmasın 3-5 bin kişi de kendi alsın 2014’te.
Herkes memnun bu düzenden.
Yağan yağmura bile tahammül edemeyen bir nesil için hükümeti bozmaya değer mi?
































