58 sayfalık hükümet programını okumaya çalıştım. Yoruldum. Yine de yarıdan fazlasını okudum. Geçmiş kötü yönetimlerden birikmiş, kangren olmuş tüm sorunlarımıza parmak basmaya çalışılmış, onları giderecek yasal düzenlemeler, icraatlar vadedilmiş. Sorunlarımız belli. Çok çalışkan, öğretmeninin gözüne girmeye uğraşan ve sorulan soruya konsantre olma yerine tüm öğrendiklerini aktarmaya çalışan bir talebe izlenimini verdi bana bu program. Bu zekadan çok çalışkanlık ve çabaya rağmen yine de programı iyice irdeleyenler eksiklikler bulabilirler ve onları işaret etmekle okuyucuları nezdinde kredi almaya çalışabilirler. Ben öyle yapmayıp bu genelde hemen, hemen tüm doğruları ve yapılması gerekenleri söyleyen programı yalnız ekonomi açısından bir strateji planına dönüştürerek, önceliklerin doğru saptanmasında belki ufak bir katkım olur düşüncesi ile bu yazımı kaleme aldım. Ancak ona geçmeden önce çok az sayıda tasvip etmediğim birkaç hususa değineceğim. Artık bürokrasiyi siyasallaştırma değil liyakatleştirmeye uğraş vereceğimiz bir dönemde memura aktif siyaset yasağının kaldırılması mantığıma ters geldi. Tek bölgeli seçim sistemi şimdiki popülizmin ve kalitesizliğin ancak % 50’sini çözer. Neden % 90’nını çözecek politik değişim dururken bu tercih edildi? Yine de doğru yolda bir adım, benim adımlarıma benzese dahi! Öyle anlaşılıyor ki tüm yasa ve hizmetler AB Standard ve normlarına uyumlaştırılacak. Hesapsız, kitapsız bu niye böyle olsun? Bazı durumlarda AB’ye girişte, onun getireceği menfaatler ile birleşince dengede lehimize olur ve uygulanması gerekebilir. İlkokulun tekrar 6 yıla değiştirilmesi çalkantıları ve maliyetine ne gerek var? Okullarda, şimdi bilmem ama geçmişte oğlumun ahlak dersi okuduğunu bilirim. Ahlak ve konması düşünülen çevre dersi spesifik bir ders olarak talebeye herhangi bir katkısı olacağını sanmıyorum, olsa, olsa ezberi zorlar. Ahlak, çevre gibi değerler tüm tedrisatlarda talebeye, uzun vadeli düşünme, karşısındakine saygı ve empati yapabilmeyi aşılayabilen öğretmen becerisi ile gelişebilir. Bizim ülke şartlarında tekelleşmeye yol açacak özelleştirmeyi yasaklayacaklarını söylüyorlar. Tamam ama tekelleşmeyi engelleyecek becerileri yok ise, etkin ve bilinçli çalışacak öyle bir kurum yok ise, özel sektördeki halen mevcut tekelleri ne yapacaklar? “Charter” uçuşları irrasyonel ağır mali külfetle destekleyip ülkeyi ucuz turizm beldesi yapacağımıza tüm ambargoların getirdiği mali külfeti giderecek sübvansiyonları uygulamaya koyup, turizmi sağlıklı, devam edebilir bir yörüngeye girmesine olanak vermek daha doğru değil mi? Ne ise, bu hükümet programını ben genelde beğendim. Hükümetin öncelikler ve bir strateji eksikliği ile 4 yılda hepsine birden hücum edip boğulmasına ve aşırı çoğunlukla istediğini yapamamasına ben şahsen çok üzüleceğim. Bir kere icraatta stratejiyi çizerken hükümetin karşısında beton duvar gibi duran iki “constraint” kısıtı hesaba alması çök önemlidir. Biri devletin içine düşürüldüğü bütçe kısıtı, yani mali yapı olayı. İki, iktidar gücü zafiyeti. Politik erkin %100 elinde olmayışı. Bütçe problemini doğru bir yaklaşımla çözebilir. Beton duvara çarpmadan dar kapıdan beceri ile geçebilir. Nitekim kamuda lüzumsuz harcamaları, israfı önlemek ile işe başlaması veya başlayacak olması ve çok gecikmeden kayıt dışılığı asgariye indirmeye çalışacağı bu konuda stratejinin doğru öncelikleri olacaktır. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bütçede bile iktidar gücü zafiyeti önceliklerin saptanmasında kısmen sağlıksız bir yapı oluşturduğu karşımızda bir gerçek olarak durmaktadır. Geçmiş hükümette Belediyelerden Sorumlu Bakanlığın gözleri önünde belediyelerimiz bir, bir dökülürken ve bakanlık yalnız gözlerken, Lefkoşa Belediyesi çöp arabalarına parça bile alamaz iken, Lefkoşa pislik ve düzensizlikten dökülürken, Allah için Türkiye’de var diye bu ülkeye TOMA mı ne haspadır, satın alıp getirmek hangi mantık veya önceliğe sığar? Veya okul sayısını geçecek kadar cami olan bir ülkede yüksek meblağlar ile ve devlet eli ve yardımı ile hala daha cami ve külliye yapmanın önceliğini bana birileri izah etsin. Yanlış anlaşılmamam için şunu izah edeyim. Ben gerçekten dinine bağlı, dürüst insanları çok takdir ederim, çok saygı duyarım. Öyle de çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım var. Londra’da yemin için gittiğim bir İngiliz avukat, Kur’an’a yemin etmek istediğimi söyleyince, “sizin kitabınız ve dininiz dinlerin en iyisidir” demişti. Merak edip, neyi beğendiğini sorduğumda, “sizin dinde şekilcilik, gösteriş yoktur. Eğer inanıyorsanız ibadetinizi her yerde, hatta çölde bile yapabilirsiniz. Allah ile kul arasında biri yoktur” demişti ve gurur duymuştum. Utandım, kütüphaneye koşturup kuranımızın İngilizcesini bulup okumuştum. Evdeki Arapça’yı anlamazdım. Zaten ninem beni dokundurmazdı.
Şimdi strateji olarak benim hükümetten beklediğim, parasal gereksinimi az, şimdiki gücü ile yapabileceği ekonomide etkisi icraatlara öncelik verip, halk nezdinde prestij toplayıp, halkının gücünü arkasına alıp, kazanılan kazanılmıştır, kalıcıdır deyip, bilahare kendini çevreleyen, erkini kısıtlayan beton duvarları yıkmaya çalışsın. Geçici hükümetin akıl dolu davranışı gibi. Bu yazı dağıldı ve uzadı, burada bitireyim.
Gelecek hafta devamında, bence, salt ekonomide öncelikleri ve spesifik olarak ne yapılması gerekenleri sizlerin bilgi ve görüşlerinize sunayım ve meslektaşlarımdan geriye dönüş bekleyeyim.
































