Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hoşça kal Leonard Cohen hüznün manevi babası

Uzun yıllar önceydi.  DAÜ İnşaat Mühendisliği Bölümünde ofisimdeydim. Bilgisayarımdan Cohen’in “DANCE ME TO THE END OF LOVE” isimli baş yapıtını dinliyordum. Bıkmadan, usanmadan,  bir terapi gibi yıllarca dinleyip de eskitemediğim o şarkıyı.  Kimsenin eskitemediği o inanılmaz besteyi.

O gün yurtdışından bir misafir gelecekti bölüme. Hazırlıklar yapılmış, kapıda bu önemli misafir bekleniyordu. Derken bir hareket oldu. Anlaşılan hoca gelmişti. Yıllarca DAÜ’de akademik kariyer sahibi çok insanla tanıştım, iş yaptım. İlk tanışıklığımda, o kapıdan girerken yüzlerindeki anlam, bakış, gülüş ilk izlenim pek çok zaman hayatlarını ele verdi. Kimisi etrafına bakarak, gülümseyerek içeri girdi, kimisi ise, neyse bilirsiniz işte….

Önemsediğim şeyleri yazıyorum artık. Gerisi kocaman bir kalabalık. Neyse hoca içeriye girdi. Girerken ikinci kapı olan bölüm başkanının odasına doğru yürüdü. Ben selam vereyim mi derken kapıya yönlenen ve beni görmeyen bir kişi olduğunu farkedince yerime oturup bilgisayarıma döndüm. Biraz sonra hoc,a bölüm başkanının kapısından girmişken geri dönüp benim masama doğru yürümeye başladı. O hamlesine şaşırmıştım. Yüzünde ilk girdiğindeki kibirin yerini şimdi şaşkınlık almıştı.

Cohen dedi usulca, biraz da şaşkınlıkla.

Bu sefer yüzüne uzak mesafeler takınan kişi bendim. İnsanları belli kalıplara koyarak değerlendiren tüm insanlardan aynı ortamda da olsam hep uzak duruyordum. Kendimi ve ruhumu korumak için…

“Cohen dinleyen birisi ile karşılaşmak çok güzel” dedi.

Hoca, artık içeriye giren ve akademik ünvanlarını kuşanan adam değildi. Yüzünde Cohen şarkılarını dinleyen bir tanıdık ifade vardı artık. Bu nasıl olur demeyin. Aslında bu bir ironiydi ve de tezattı. Benim kafamda Cohen dinleyen birisi dünyayı anlayan, sıffatların, ünvanların gerisine saklanmayan, derinliğine düşünen, insanca donanımları önemseyen biri olurdu.

Tabii ki genç kızken düşündüğüm bu tezin çürümesinin üstünden çok uzun yıllar geçmişti. Yine de duygu olarak aynı terazimin olduğunu farkettim.

“Evet, dedim, Cohen dinleyen bir insan dünyada yaşar ve şöyle der Cohen:

 “Kusursuzluğu unutun! Her şeyde bir çatlak vardır… Işık içeri böyle girer.”

Etrafta hocayı bekleyen bölüm hocaları olan bitene pek anlam veremeden hocanın içeri geçmesini ve rutin programın başlamasını bekliyorlardı.

Hoca bunu farkedince ayağa kalkıp elini uzattı. “Cohen dinleyen biri ile tanıştığıma çok memnun oldum”.  Dedi. İçimden biraz daha Cohen şiirlerini çalışın demek geçti ancak demedim. Uzak bir gülümseme ile teşekkür ettim.

 

 

————————————————————————————

İlerleyen yıllarda çok fazla Cohen dinleyicisi ile tanışmadım açıkçası. Arkadaşım Umut Kurşun, şu andaki DAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özgür Eren, tanıdığım ve şiirlerini, hayatı hakkındaki bilgilerini paylaşan en iyi Cohen dinleyicileri oldular.

Geçen gün ölüm haberini aldığımda sarsıldım. Ruhumdan bir parça gitmişti sanki. Biliyordum ki böyle özel insanlar dünyaya kolay gelmiyorlar. Onlar sanki dünyayı güzelleştirmek ve anlam katmak için var oldular ve hep var kalacaklar.

“Dünyaca ünlü Kanada’lı söz yazarı, şair ve besteci hayatını kaybetti.”  diye geçti haber.

Şiirleri, şarkıları kaldı geride. Sevgilisini ölüme uğurladıktan sonra “artık ölüme hazırım” diyen HÜZNÜN MANEVİ BABASI Leonard Cohen şiirlerini, şarkılarını  dünyaya, hayatlarımıza ve kimbilir kaç milyon insanın kalbine, beynine hediye ederek gitti, uzaklara….

———————————————————————————————-

Bu mükemmel sanatçıyı biraz daha iyi anlatabilmek için bbc.com sitesindeki özgeçmişinden örnekler sunmak istiyorum:

82 yaşında yaşamını yitiren ünlü Kanadalı şarkıcı ve besteci Leonard Cohen, “Hüznün manevi babası” olarak adlandırılıyordu.

Şair, romancı, şarkı sözü yazarı ve kadınların gözdesi olan Cohen’in etkisi ve cazibesi kariyeri boyunca devam etti.

Hayatı boyunca depresyona eğilimli olan Cohen’in nükteci, tılsımlı ve kendini fazla önemsemeyen tavrı şarkı sözlerine de yansıyordu. 1990’lardaki nekahat döneminin ardından, yaratıcılığı yeniden canlandı.

‘Kızları etkilemek için gitar çalmayı öğrendim’

Leonard Norman Cohen, 21 Eylül 1934’te Kanada’daki Montreal kentinde iyi gelirlillerin yaşadığı Westmount bölgesinde doğdu.

Annesi Litvanya’dan Kanada’ya göç etmişti. Soyu Polonya’ya dayanan babasının başarılı bir giysi dükkanı vardı. Babası Nathan Cohen yalnızca dokuz yaşındayken öldü ama ona edebi kariyerine devam etmesini sağlayacak bir fon bıraktı. Cohen, özel bir Musevi okuluna gitti. Okulda gitar çalmayı öğrendi ve ‘Buckskin Boys’ isminde bir müzik grubu kurdu. Gitara başlama nedenini “kızları etkilemek” şeklinde açıkladı.

1951 yılında İngiliz Edebiyatı okumak üzere Montreal’deki McGill Üniversitesi’ne kaydoldu. 1956 yılında ilk şiir kitabı olan ‘Let Us Compare Mythologies’i yayımladı.

Şiirleri ilgi topladı. New York’taki Kolombiya Üniversitesi’nde bir yıl geçirdikten sonra yeniden tüm vaktini şiir yazmaya adadı ve 27 yaşındayken ikinci şiir kitabı ‘The Spice Box of Earth’ü yayımladı.

Kitap, Cohen’in hatrı sayılır şairler arasına girmesini sağladı ve onun en ünlü kitabı oldu. ‘You Have the Lovers’ şiiri insan ilişkilerine duyduğu yoğun ilgiyi ortaya koydu. Cohen daha sonra Yunanistan’ın Hydra Adası’na taşındı ve 1963 yılında ‘The Favourite Game’ isimli ilk romanını yayımladı.

Orada daha sonra uğruna ‘So Long Marianne’ şarkısını yazdığı Norveçli Marianne Jensen ile yaşadı. Cohen’in ikinci kitabı ‘Beautiful Losers’ 1966 yılında yayımlandı ve Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmadan önceki son çalışmasıydı.

Suzanne’le gelen şöhret

1967 yılında New York’a yerleşti ve şarkı sözü yazarı ve müzisyen olarak hayatını sürdürmeye karar verdi. Çıkış albümü ‘Songs of Leonard Cohen’, ticari açıdan başarıyı yakalayamasa da, folk müzik açısından bir külte dönüştü.

Suzanne isimli şarkısı bir hit haline geldi ve yıllar içinde pek çok farklı sanatçı tarafından yorumlandı.

İlerleyen yedi yılda üç albüm kaydı daha yayımladı ve 1970’lerde ABD, Kanada ve Avrupa’da turnelere çıktı.