Köşe Yazarları

Horozlu Devirlerde Daha Masumduk!


Zaman zaman Güney’den işitilen Anastasiadis’le Kasulides’in cırtlak seslerini de işitmesek, “siyasi sorunu unutup” gittiydik!

Ve avcılar gibi “pam” dedi de hatırladım. Uzun yıllar önce ne zaman seçim sathı mailine girsek kendimizi “Rumlarla” kıyaslardık. Onlar propaganda süreçlerinde en çok hangi malzemeyi kullanırlar, bizler hangisini!.

Ve hiç şaşmazdı! Onlar için siyasi sorun hep önde koşardı, bizim için ekonomi!

POPÜLİZM bu nedenle “keşfedildi!” Çünkü ekonomisi olmayan ülkede ekonomiden söz ederseniz ardından “teşvikler, kredilendirmeler, ihaleler” gibi ekonomik unsurlarla vaatleri  girer devreye! “Seçin beni görün kıyağı ile nimetini kabilinden!” Bu seçim kazanmak üzerine geliştirilen yaklaşım, UBP’yi tüccarın, mütegallibenin  partisi yaptıydı! Ki o devrelerde “Marksist Leninist” atının üzerinde koşarken dünyayı gözü görmeyen CTP henüz işin farkında değildi! Meydanları gençlerle doldurur, festival havasında davullu zurnalı, zeybekli şarkılı kampanyaların en renklisini yapar  ama seçim sandıklarından da hep UBP çıkardı!

       UNUTTUM  ama o zamanlar CTP’nin, geleneksel “piyangosuna” araba koyacak ne dermanı vardı ne de sermayeden yandaşı! Onlar da  piyangoya “horoz” koyarlardı!              “Soyer kucağında horoz, galiba Naci Talat  ve diğer CTP’ler,     diyar diyar dolaşırlar hem nutuklar atarlar hem  kısmette kime çıkacaksa horoz, biletleri satarlardı!

Bitmedi ama: (Bana hikâyeyi  Ferdi Soyer anlatırken gülmekten yerlerde sürünürdüm..) Çünkü o horoz asla ve hiçbir  zaman  hiçbir bilet sahibine çıkmazdı! Malum çekilişte torbadan çıkan  numaranın değil, akılda tutulan numaranın bağıra bağıra ilan edilmesi nedeniyle!

Eee dediydim Soyer’e sonra ne yapardınız? “Bir akşam arkadaşlar toplanır kesip pişirdiğimiz horozu kemali afiyetle yerdik!”

EĞER bu horoz hikâyesi ile dudaklarınızın ucunda küçücük bir tebessüm yarattıysam kendimi bahtiyar hissedeceğim! Çünkü çok karamsar, agresif, hiddetli ve şiddetli bir toplum  olduk!.  Evet her devrede kavga ederdik ama o kavganın sonunda bile mesela UBP’lerle CTP’liler eğer söz konusu Rahmetlik Denktaş ise “kalkın gidelim” denir kapısına dayanılır ve sorun anlatılırdı ki  Denktaş o kendine özgü bıyık altı gülüşüyle cevap vermeye çalışırdı!

ŞİMDİ? O günler çok geride kaldı! Mesela bir UBP’linin yahut bir muhalif muvafık partilinin  yada parti temsilcilerinin  çat kapı birbirlerinin ziyaretlerine gittiğini artık görebilir misiniz?

BELKİ kalkınmadık ama “büyüdük!” Büyüdükçe de farklılıklarımız arttı. Dolayısıyla keskin sınırlarıyla sınıflar hiyarerşisi oluştu! Ve kantarın topuzu kaydı ki KKTC’yi bu badireden çekip çıkaracak “basiret sahibi yönetim kadrolarına” ihtiyaç çok arttı… Öyle ise gelin “seçimlere” bir de bu vizyondan bakalım:

**********

ADAM GİBİ ADAMLARLA” KADRO HAREKETİ…

“Kadro hareketi” lafını ilk kez Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarını okurken merak edip öğrendimdi: Karaosmanoğlu 1932’lerde arkadaşları Şevket Süreyya Aydemir,  Burhan Asaf Belge, Vedat Nedim Tör, İsmail Hasan Hüsrev’le “Kadro” dergisini yayımlıyorlardı. Amaçları “Adil ve halka dayalı imtiyazsız sınıfsız bir düzen oluşturmaktı ki bunu ancak kadro hareketlerinin başarabileceğini iddia ediyorlardı.                   Tabi  bu kadro hareketi çok sonraları, ulusal seferberlik günlerimizde bize esin kaynağı olduydu! “Neden biz de böyle kadro hareketleri ile sorunları aşabilme  düşüncesinde!                                                             BUNUN için gerekli olan ayni kafa yapısına sahip insanların bir araya gelmesiydi. İsmet Kotak partisini kurarken bu düşünceden yola çıktı  ama gözettiği “kadro hareketini” başaramadı. Tıpkı Rahmetlik Burhan Nalbantoğlu’nun da ayni düşünce ile kurduğu TKP’yi sürdürüp götüremediği gibi!

HATIRLATAYIM: 1963’den sonra Denktaş’ın  etrafında toplananlar böylesi bir hareketi gerçekleştirmek istedilerdi ama onlar da başaramadılar üstelik sonrası yıllarda  “UBP parti üstüne  yeni yeni siyasi partiler doğurduydu!”

Şimdi o geçmişin  arbedeleriyle iyicene yozlaşıp kan kaybeden pek çok siyasi partimiz  seçime hazırlanıyor.. Ben yıllardır genelde “karma oy” kullanırım. Ve şunu söylerim: “Adam gibi adamları seçip gönderelim Meclise!” Bir sorun var ama:

“O ADAM gibi adamların her şeyden önce  toplum katlarında çoğunluğunca benimsenip   seçmen tarafından karma oylarla sandıktan çıkartılmaları gerekir! Ki onlar bir araya geldiler mi “kadro” oluşturabilsinler..               Şüphem ise seçmenin bu değişime hazır olmadığıdır! Oysa:

       BAŞLARDA  çok karşı olduğum yeni seçim sistemi bu şansı  “karmacılara”  şimdilerde daha büyük bir “oylama” imkânıyla veriyor. Geçmişte daracık bir bölgenin “adam gibi adamlarını” yan yana koymaya çalışırdık.  Şimdi en az 24 en çok 50 kişiyi seçecek imkanımız var üstelik o “adam gibi adam” aday   Güzelyurt’ta Lefke’de olsa bile tüm KKTC seçmeninden oy alabilecek şansa sahiptir!

Sonrası sorun cımbızla  seçilir gibi seçilip meclise taşındıklarında  o “adam gibi adamaların” bir kadro hareketi yaratacak politik beceriyi gösterip gösteremeyecekleridir. Hatta kendi kendime “yoksa kadro hareketi bir ütobik hayal mi diye de soruyorum…

**********

       KISACA TAKILDIKLARIM: (ÇEVREVİLER DE ŞAŞIRDI!)

Feryat gökyüzüne çıkarken “pisliğin içinde boğulduk” derler! Kentin göbeğinde dere yatağını temizlemeye kalkarlar “vay sen benim kurbağalarımı haşaratlarımı nasıl telef edersin” yaygarasında (Biyologlar derneği) entel gevezeliğine soyunurlar!  Kentin ortasında o pis dere yatağında kurbağa ve haşaratların ne işi var diye sorgulamazlar!

Bir zamanlar da “doğa ve canlılar olumsuz etkilenecekler” diye “Karpaz’a elektrik götürülmesine” karşı çıktılardı!..                        Artık pislik ve kurumuş odun haline gelmiş üç beş yapraklı ağaçlara bile “kesilemez” fetvası verilmekte!.. Eskilerin bir lafı vardı: “Kapıyı ört dediler yüklenip gitti!” Çevreciler de öyle yani!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı