“…Bir zamanlar mavi okyanusları ve gürül gürül akan ırmakları vardı…”
***
Işık, saniyede 300 bin kilometre hızla ilerler.
Yaklaşık 2 saniyeden az bir zamanda dünya etrafında tur atar.
Bilim insanları dünyada kullanılan mesafe ölçerler yeterli olmadığı için uzaydaki mesafeleri ışık hızını kullanarak ifade ederler.
İçinde, dünyamızın da bulunduğu Güneş sistemi gibi milyonlarca sistem bulunan Samanyolu galaksisinde mesafeler yüzlerce ışık yılıdır.
Saniyede 300 bin kilometre yol giden ışığın bir ışık yılında ne kadar mesafe aldığını kafanızda canlandırırsanız, Samanyolu’nun ne kadar büyüklükte olduğunu tasavvur edebilirsiniz.
Bir de düşünün ki uzayda Samanyolu gibi milyonlarca galaksi vardır.
Ve uzay sadece galaksilerden ibaret değildir.
Galaksiler uzayın yalnızca yüzde yirmisini kaplarlar. Geriye kalan muazzam büyüklük kara enerji (kara delik) denilen bölümden oluşur.
Büyük bir çekim gücü olan kara enerjide madde yoktur. Işık yoktur.
İnsan aklının algılayabildiği anlamda enerjiden oluşur.
Ve orada zaman da yoktur.
Sonsuzluğun ta kendisi vardır.
***
Mavi okyanuslara ve gürül gürül akan ırmaklara sahip olan Mars’tı.
İnsanın kendi imkanlarıyla gidebildiği ilk gezegen.
Bilim insanları dünyadan sonra dünya gibi yeni bir vatan yaratmaya çalışıyorlar Mars’ta.
Bizim nesil görebilecek mi bilmiyorum ama Mars’ta bir koloni kurulması için harıl harıl çalışıyor bilim insanları.
Seçilenler “dönüşü olmayan bir yolculuğa” çıkacaklar.
Sonradan gelecek olanlar için Mars’ta yaşam alanları oluşturacaklar.
Peki bir zamanlar mavi okyanuslara ve gürül gürül akan ırmaklara sahip olan Mars’a ne oldu da çölleşti, atmosferinin önemli bölümünü kaybetti ve kızıla dönüştü?
Bilim insanlarının yaptığı yeni bulguya göre Güneş’ten yayılan büyük fırtınalarmış bunun sorumlusu.
Saatte milyonlarca kilometre hıza ulaşabilen Güneş fırtınaları Mars’taki yüzey maddelerini sürükleyip uzaya savurmuş.
Bu yüzden Mars çölleşmiş.
Dünyamızı bu yok edici Güneş fırtınalarından koruyan güçlü manyetik alanı ve atmosferi imiş.
“Fakat birgün gelecek Mars ve Dünya’nın da dahil bütün gezegenler yok olacak” diyor bilim insanları.
Ortalığı kasıp kavuran ve ışığın kaynağı olan Güneş sönmeye başlayacak.
Sönerken de içine çökecek.
Çökerken etrafındaki tüm gezegenleri içine çekecek.
Herhalde kıyamet dedikleri bu olsa gerek.
Bilim insanları “panik yapmayın” diyorlar.
Daha birkaç milyar yıl varmış bunun için.
***
“İnsanın kendi kıyameti, ölümüdür” der sufi filozoflar.
Ve aslında bu adaletsiz dünyada her geçen günde kıyametin yaşandığını anlatmaya çalışırlar.
İnsan içinde yaşadığı dünyanın ve evrenin farkında olan tek canlıdır.
Ve bunun içindir ki “varolma travması” yaşıyor.
Bu dünyaya ve evrene anlam vermeye, niye hayatta olduğunu açıklamaya çalışıyor ilk günden beridir.
Ne kutsal kitaplar, ne bilimsel yasalar.
İnsan, hem kendine benzeyenleri hem de diğer canlıları nedensiz yok eden tek canlı türüdür aynı zamanda.
Kıyameti yaşıyor ve yaşatıyor her gün ama her gün.
Bu korkunç dünyaya tanık oldukça ve yaşadıkça “güneşin kendi içine çöküşünü” özler gibi olurum.
Her şeyin son bulacağı o koyu karanlığı.
Ve sonsuzluğu…
































