Köşe Yazarları

HERKESİN BİLMESİ GEREKEN…







Cumhurbaşkanlığı’nın Dışişleri Bakanı Özdil Nami’yi pasifize etme kavgasına Tahsin Ertuğruloğlu da katıldı.




Niye katıldı bilmiyorum.
“Eroğlu Tahsin ile görüştü ve Tahsin talimat aldı” şeklindeki yorumlara da katılmıyorum ve doğrusu sığ buluyorum.
Tahsin Ertuğruloğlu’nu tanıyanlar böylesi bir karakterde olmadığını bilirler.
Üstelik siyaseten de Ertuğruloğlu’nun  Saray kökenli karma kumpasına ihtiyacı yok.
Son seçimlerde onca kumpasa rağmen yüksek oy aldı.
Dolayısı  ile “Eroğlu’nun elini öptü”  yorumları da sığlıktır.
Ortada net olan 2 yanlış vardır.
Birincisi Tahsin Ertuğruloğlu’nun  Özdil Nami’nin dedesini de karıştırarak ve “yabancılara belge satıyor” iması yaratacak şekilde konuşması.
Bence Tahsin bey  özür dilemelidir.  Hem dedesinden hem Nami ailesinden.
Çünkü polis komutanı olan dede Nami  bir operasyona maruz kalmış ama daha sonra itibarı iade edilmiştir.
Tıpkı Ahmet Niyazi komutan gibi.
İkincisi  Ertuğruloğlu’nun Dışişleri Bakanı Özdil Nami’yi tasfiye etme operasyonunun bir parçası olması doğru değildir.
Dışişleri Bakanı’nın icraatlarına veya savunduklarına ilişkin eleştirileri olabilir.  Bu eleştirileri hangi ses tonuyla kamuoyu ile paylaşacağı da kendini ilgilendirir.
Fakat, Dışişleri Bakanı’nı  “gizli görüşmeler yapıyor” diye suçlamak akıl işi değildir.
Dışişleri Bakanı elbette görüşme yapmak için vardır.
Kudret Özersay’dan önce  kendi içine kapalı ve hiçbir dış teması olmayan bir cumhurbaşkanlığının yarattığı boşluğu elbette Dışişleri Bakanı dolduracaktır.
Vaktinin önemli bir bölümünü delege kabul ederek ve partilerin içişlerine müdahale ederek geçiren  hiçbir diplomatik misyonla en küçük bir bağlantısı olmayan bir yapının Kıbrıs sorununda yol kat etmesi mümkün müdür?



      ***

Ve işin diğer boyutu.
Özdil Nami  sadece kendinin veya Dışişleri Bakanlığı’nın temsilcisi değildir.
Son seçimlerde halkın en çok oyunu alan ve 21 milletvekili ile büyük ortak olarak hükümeti kuran ve bunlardan da önemlisi Kıbrıs sorununda ciddi iddiaları bulunan bir geleneğin temsilcisidir.
Bu temsilciyi devre dışı bırakmak demek, yukarıda saydıklarımın tümünü devre dışı bırakmaya yeltenmek demektir.
Bu yelteniş, Kıbrıs Türkü’nün en güçlü olması gerektiği bir dönemde  gerginlik ve kırılmalara yol açabilir.
Buna ihtiyacımız var mıdır?
Bu sorunun yanıtı “kesinlikle yoktur” olmalıdır.
Bunu da herkes bilmek zorundadır.









Başa dön tuşu