Bozuk kamu yapısı, herkesi mağdur ediyor.
Herkes hemfikir…
Verimlilik yok…
İstihdamlar, yeteneğe, eğitime göre değil, “parti rozetine” göre şekillendi yıllarca.
Kamu Hizmeti Komisyonu ya devre dışı kaldı, devre dışı olmadığı zamanlarda da hükümetlerin ya da cumhurbaşkanlığının “borazanı” oldu.
Gelişigüzel ve gereğinden fazla devlet istihdamları, özel sektörde yetişmiş bir çok genci bünyesine aldı, vasıfsız vatandaş haline getirdi.
Özel sektörde çalışan gençler, önce devlet ya da beleidyelerde işe başladı, ardından da devlette çalışması gereken saatlerde, özelde iş yaparak “kayıt dışı” ekonomiye ciddi “katkıda bulundu…”
Sadece kamu hizmet alanı değil.
Öğretmen seçiminde de “kriterler” yerle bir.
Öğretmen sendikaları, geçmişten bugüne değerlendirsin.
Zaten kamuda ödenen öğretmen maaşı da, öğretmen kalitesini direk etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor artık.
Kamuda düştükçe, özelde de düştü
Bir gerçek daha var.
O da, kamuda maaşlar düştükçe, özel sektörde de ödenen maaşlar aşağıya çekiliyor.
Bu da net…
Eğer kamu 2 bin TL ile istihdam sağlamaya başladıysa…
Örneğin hastanede görev yapacak bir radyoloji uzmanı, taş çatlasa 2 bin TL maaş alacaksa…
Özel sektörde, bir radyoloji uzmanına kimse o paradan fazlasını vermez.
Geçmişte, kamu maaşlarındaki fazlalık, özel sektördeki belli iş kollarında maaş kotasını yukarıda tutmaktaydı.
Özelde, kalifiye eleman çalıştırmak isteyenler, devlete çalışanını kaptırmamak adına, daha yüksek maaş vermekteydi.
Etkiledi…
Kamuda, işe başlama maaşları aşağıya çekildi.
Barem içi artışlar da yeniden düzenlendi.
Hal böyle olunca, özel sektörde de maaşlar aşağıya doğru indi.
Aynı gemideyiz…
Oysa, bu küçük ada parçasında herkes aynı gemide.
Aynı gemide, çünkü herkes birbirinden etkileniyor.
Kamu çalışanları, aynı zamanda, ülkedeki piyasayı da ayakta tutan bir olgu…
Piyasanın daraldığı yıllara bakın…
Tümünde de, kamu çalışanı ve emeklilerin haklarının budandığı dönemlere denk gelmesi bir rastlantı değil.
Bu da aslında sistemin çarpıklığını gösteren bir başka olgu.
Ama gerçek.
Kamuya maaş ödenir, o da çarşıya iner…
Bankaya gider, borç alır, ev alır, araba alır…
İş dünyası üretir, ithal eder, kamu çalışanına satar.
Herkes birbirine girdi…
İş dünyası, kamuda verimliliğin artırılması, giderlerin kısılmasına yönelik sık sık açıklama yapıyor…
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası çok değil daha altı ay önce benzer bir bildiriyi ortak yayınladı.
Sendikaların savaş açtığı “Göç Yasası” ile ilgili hükümetin ileri adım atmasını istedi.
Sendikalar ise, buna şiddetle karşı çıktı.
Günün sonunda “siz ve biz” çıktı ortaya.
İşveren, “çalışanı köle çalıştıran…”
Kamu çalışanı, “verimsiz, üretmeden kamu maliyesinden maaş çeken…”
Ne kötü değil mi?
İşveren örgütü ve sendika yöneticileri, tam bir gerilim içerisinde.
Sendika yöneticileri, “Güney’den alış- veriş” önerdi, anımsayın…
Herkes birbirine girdi…
Bu, toplum olarak da yaşadığımız ciddi bir ayıp…
2000’li yılların başından itibaren, “omuz omuza”, barış, çözüm ve demokrasi mücadelesi veren “işçi- işveren” dayanışmasından eser kalmadı.
Durumumuz budur.
Tehlikeli bir oyun oynanmaktadır.
Toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlaması gerekenler, bu kavgayı uzaktan izlemektedir.
Üzüntüm, bunadır…
































