Köşe Yazarları

HER ŞEY YOLUNDA GİDERSE…

Ahmet Okan yazdı






Ada 300 yıl kadar Osmanlı İmparatorluğuna bağlı bir vilayetti.

Osmanlı’nın yönetim anlayışı imparatorluğa bağlı vilayetlerinden vergi toplamaktı.

Bu yolla imparatorluk hazinesi dolup taşardı.

Bir sömürge anlayışı.

Öyle ki, kendisine bağlı topraklara nüfus yığmakla birlikte, onları sömürmekten geri durmazdı.

Kıbrıs adasındaki Müslüman ve Hıristiyan toplumlar 300 yıl kadar Osmanlı’yı besleme görevlerini yerine getirmişlerdi.

Bu yüzden birçok isyanların çıktığı bilinir…

Gün geldi Kıbrıslı Türklere “besleme” dendi…

1960’lardan sonra gerçekten de ada Türkleri “beseleme” konumuna sürüklenmiş ve ne yazık ki bu durum gelmiş geçmiş tüm yöneticilerin vizyonsuzluğu nedeniyle bugün oldu sürüp gidiyor.

“Besleme” olma konumu, Kıbrıslıları aşağılamak için TC’li birçok siyasetçiye cesaret veriyor.

Ne yazık ki bu cesareti bu gibi siyasilere veren biziz.

Sadece biz de değil; Kıbrıslı Elenler de; yok birbirimizden farkımız…

Kıbrıs, adada yaşayan Türk toplumunun gözünün içine baka baka İngilizlere kiralanmıştı.

Bir avuçluk Türk toplumunun dönemin padişahı nezdinde hiçbir kıymeti yoktu.

Buna rağmen ada Türkleri Osmanlı’ya bağlılıklarında bir kopma yaşamamış, her vesile ile İngilizlerin adayı terk etmeleri halinde, Kıbrıs’ın eski sahibine verilmesi gerektiğini savunmuşlardı.

Tarih zikzaklar çiziyordu.

Lozan Antlaşması ile ada İngilizlere bırakılmıştı.

Ve artık Osmanlı yok Türkiye Cumhuriyeti vardı.

Böyle bir gelişme karşısında Mustafa Kemal’e bağlılıklarını sürdüren Kıbrıslı Türkler, onun “devrim” lerini ilk uygulayanlar bile olacaktı.

Ada Elenlerinin Enosis sevdası ete kemiğe bürünürken, Kıbrıslı Türkler İngiliz yanlısı tutum sergilemeye başlayacaklar ve bu Kıbrıs Cumhuriyeti (KC)’nin kuruluşuna kadar böyle sürüp gidecekti.

KC’nin kuruluşu şaşkınlık bile yaratmıştı!

Ne Elenlerde ne Türklerde böylesine bir bağımsızlık fikriyatı oluşmamıştı.

Bu fikriyatın eksikliği iki toplumlu cumhuriyetin erkenden çöküşünü getirdi.

Böylece Kıbrıslı Türkler filmi başa sardı!

Türkiye’ye biat etmekten başka fikirleri, yolları yoktu!

Zaten 50’lerden beri “Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” diyen Türkiye’yi Kıbrıs meselesine karıştırmak için canlarını dişlerine geçirmişler ve nihayetinde istediklerini elde etmişlerdi.

Böylece bu durum hem siyaseten, hem ekonomik olarak bağımlılığı getirecekti.

Ama önce işi siyaseten kotarmak gerekiyordu.

Bu çerçevede 74 harekatı gerçekleşti.

Bundan sonrası giderek tam bağımlılıktı.

83’te ilan edilen KKTC’nin kuruluşunun gerisinde herhangi bağımsızlıkçı bir fikir yoktu/yoktur.

Bir fikir varsa, o da Türkiye’ye bağımlı olma fikridir ki bunun şekli şemali tartışılabilir…

Bu arada bir şey oldu.

Zaman içinde Kıbrıslı Türk kimliği gelişti; ortak bir duygu halini aldı.

Ankara yetkililerinin ikide birde şamar oğlanı haline getirdikleri Kıbrıs Türklerine karşı “nefret” söyleminin gerisinde bu kimliğin giderek güçleniyor olması yatar.

Hedef Kıbrıslı Türk kimliğini azınlık duruma düşürmektir.

“Rum” ların yapmak istediğini bu sefer “Türk” ler yapıyor.

Kıbrıslı Elenler beceremedi, Türkler becerecek mi ileriki zamanlar gösterecek.

Bu hedefe isteyerek veya istemeyerek yardımcı olacak (eskiden olduğu gibi) “yerli ve milli” siyasetçi çoktur.

Her şey yolunda giderse (bugüne kadar gittiği gibi), hedefe ulaşıldığında yerli işbirlikçiler de kıymetten düşecek; yüzlerine bile bakılmayacak…

 

 

 

 

 

 

 







Başa dön tuşu