Neofidu DİSİ’nin Başkanıdır. Biliniyor, bu partiyi Klerides kurduydu. “Demokratik Seferberlik Partisi.” Ayni zamanda “kendine yakıştırdığınca bir “Hristiyan Demokrat Parti.”
Geçenlerde Anastasiadis’e çatarak “Türk tarafının siyasi eşitliğini kabul etti” iddiasında “haddini aştığını” söylüyordu. Tabi sonuçta bir muhalefet partisi.
Ancak ben yine de bu olayı bir başka yönden düşündüm. Mesela gün gelir Anastasiadis gider Disi’nin Başkanı Neofidu Güney’in Başkanı olur.. Ve ne olur? Dün Türk tarafına ödün verdiğini iddia ettiği Anastasdis’e nazire sözünün eri olduğunun ispatında Türk tarafına dönerek der ki “siz azınlıktaki bir cemaatsınız siyasi eşitlik ne kelime!”
Zaten ne diyor bu Neofidu: Ada eğer bölünmüşse bunun nedeni Kuzey’in Türkiye tarafından işgal edilmiş olmasıdır!”
GELEN gideni aratır yani! Ki “hemen çözüm, federal sistemden başka çözüm olamaz” diyenlere sorayım: Rahmetlik Denktaş’la şimdi başkanı olduğu “Disi”nin kurucusu Kleridis Kıbrıs siyasi sorununa çözüm bulmak için yıllarca hem de öyle döğüşe tokuşa değil, güle oynaya, şiş kebabı yiyip karşılıklı pipolarını içerek görüştülerdi de… Sonunda kaçınılmaz zorunluluk ve son çarede 1974 Barış Harekâtı olmadı mıydı?”
- Cumhurbaşkanı Sol görüşlü Talat ile Akel’li Hristofyas Annan planını referanduma kadar götürdülerdi de yine Rum tarafından “hayır”çıkmadı mıydı?
HADİ öncesini de hatırlatalım: 1977-79 Makarios Denktaş ve Denktaş Kiprianu arasındaki müzakereler sonucunda varılan “BM’ler Doruk Anlaşmalarını” kadük duruma düşüren Rum tarafı değil miydi?
VEYA en sonuncusuna bakalım: Hâlâ gündemde salınıp duran Crans Montana’daki son görüşmeyi kim berhava ettiydi? Anastasiadis’li Rum tarafı değil mi?
YİNE de “sen ne demek istiyorsun ya ağam” demeye hakkınız vardır, sorduğunuzu kabulde cevap vereyim:
1963’lerden beridir adadaki Türk Rum mücadelesi devam ediyor. Bu mücadelenin nedeni Rum için “çözüm arayışı” değildir! “Çoğunluğuna dayalı, tüm adaya egemen olacağı bir federalizmi ikame etmektir.” Ki bu federalizm en son kabulleridir! Türk halkına Türkiyesizleştirilmiş bir Kuzey’le cemaat esamesinde bir azınlık statüsünü layık görürlerken en kabadayısından kabulleri de Türk halkına verilecek “muhtariyettir!”
SEÇİMLERE HAZIRLANAN BELEDİYELER!
Uzun süre bazı belediyelerin birleştirilip sayıların azaltılmasını ben de savundum. Fakat kırsal kesim belediyelerinin borçlanarak da olsa ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını gördüğümde ve hele yavaş yavaş köylerin “pislik” sorunları ortadan kalkarken yerine “bayındır ve temiz bir çevrenin geldiğini” gördüğümde; bu belediyeler ilga edilirse kısa zamanda merkez belediyelerinin asla götüremeyecekleri hizmetlerden dolayı eski hallerine dönüşürler diyerek savunmamdan tornistan ettiydim!
Buna karşın “yerel seçimlere an kala beş kent belediyesine sormalıyız ama?” Ne yaptınız kaç yıldır?
BU soruyu iki üç arkadaş önce “oyun” olsun diye sorduktu birbirimize “hadi bu hizmetleri sayalım” diyerek!
TABİ sayamadık! Çer çöpler rutine bağlanmış sistem içinde toplanmış da olsa “tertip” aksamış! Plajlar derlenip toparlanmış da olsa her kış mevsiminde tahribattan kurtulamamış! Trafiği rahatlatacak ne yollar yapılmış ne işaretleri ile alınması gereken tedbirler alınmış! Akşamların karanlıklarını aydınlatacak ışıklandırmalar da olmamış! TC’nin katkıları BM’ler, AB yardımlarıyla bazı eski eserler restore edilmiş ama onları ziyaret edecek turizm olayı ile turist artırılamamış. Bazı semtlere hizmet gitmiş bazılarına hiç gitmemiş!
İNSAFSIZLIK yapmak istemiyoruz. Nitekim bırakın belediyeleri, hükümetler bile halkın “günlük yaşamına” istikrar katamaz, huzur yerine huzursuzluğu ikame ederken; belediyelerden daha büyük ve etkili hizmet beklemek hiç mümkün değil!
Zaten memlekette nüfus hızla artar, artan nüfusla sorunlar da katlanırken ne belediyelerin ne de koalisyon hükümetlerinin artık bu sorunlara çözüm bulacak inisiyatifleri kalmadı! Ki bu artan nüfusun yüz bini üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Dolayısıyla gelip geçici oldukları için (de-fakto) yararlandıkları belediye ve devlet hizmetlerinin karşılığını veremiyor en basitinden vergi dışı kalıyorlar!
Bu türlü çeşitli sorunlarla tıknefes olmuş belediyeler seçimlere gidecek de ne bekliyor neyi umuyoruz ki sonrasında?
KISACA TAKILDIĞIM: (MEMLEKETTE HUKUKÇU MU KALMADI?)
UBP-DP koalisyon hükümeti döneminde bizi en çok güldüren olaylardan birisi “yasa tasarılarının” yada “değişiklik yasalarının” CTP’nin girişimleri sonucunda Yüksek Mahkemeden dönmesiydi yada Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmesiydi.
Bu nedenle ve şaşkınlıkla, “yahu diyorduk aranızda hukuktan anayasadan anlayan hiç kimse yok mu?”
Hoş! Mesela yasa tasarılarını iade eden Sn. Cumhurbaşkanı İsviçre’ye hangi uzman Anayasacı ile gittiydi ki? Yahut bugüne kadar sürdürdüğü müzakerelerde hangi “adı sanı işitilmiş anayasa uzmanı vardı yanında?”
Oysa bizzat Denktaş’ın kendisi hukukçuydu.. Yanında ise hukukçu rahmetlik Osman Örek vardı. Onların “yeterli” olmadığı müzakere safhalarında Anayasacı Mümtaz Soysal’dan, Aldıkaçtı’lardan yararlanılırdı.
Son zamanlarda Meclis’imize bakıyoruz, bırakın “bakanları,” vekiller bile “ben biliyorum” havalarında! Öyle de olunca yine başladı “yasa tasarıları iade edilmeye!” Sonuncusu Sn. Cumhurbaşkanı tarafından meclise iade edilen “Kamu Sağlık Çalışanları (değişiklik) Yasası” oldu..
Neden ama? “Cumhurbaşkanlığının” onayından geçmeyip iade edilen bu yasa tasarıları, neden bir “baştan savmacılık” göstergesi olsunlar!
Doğrusu ya hiç de anlayamayacağız çünkü memlekette sürekli mezun olanlarla “hukukçu enflasyonu” yaşanırken, Meclisin hukuk kısırlığı içine düşmesi de anlaşılır değildir!
































