Niye kafanızı yoruyorsunuz? Niye fikirlerle uğraşıp yoruluyor, hatta öfkelenip başınızın ağrımasına neden oluyorsunuz?
Onu yapan siyasetçiler, devlet adamları var. Baş ağrısı iyi bir şey değildir. Bir köşeye çekilmek, biranızı, kahvenizi güzelce yudumlamak varken ve bir vatandaşa bu yakışırken sakın kafanızı şiirlere, devlet işlerine, geleceğin nasıl olacağı gibi meselelere yormayınız!
Robert de öyle yapardı! “İyi bir vatandaş yemeğini yer, hepsi bu” deyip bir köşeye çekilir, gerçekten de yemeğini yer, yatıp bir güzel horlaya horlaya uyurdu!
Kafanızı türlü meselelere yorup, üstüne üstlük düşündüğünüz şeyleri ona buna anlatıp “nefret” edilen kişi olacağınıza, ki bunları yapanlar var zaten, bir köşeye çekilip gerçekten de, mesela Dereboyu’nda, Büyük Han’da, Kadınlar Pazarı’ndaki cafe’lerde birazınızı yudumlayıp keyfinize bakınız!
Robert de böyle yapardı.
İyi bir vatandaştı o.
Bunlarla uğraşacağına bir köşede yemeğini yer, birasını içer, düşünmeyi başkalarına bırakırdı.
Çünkü iyi bir vatandaş böyle şeylerle uğraşmaz!
Siyasetçi mi yok, partiler mi yok, devlet adamları mı yok?
Onlar düşünürler, siyaset yaparlar, türlü fikirlerle uğraşırlar, dönüp size anlatırlar. Bu yüzden başları ağrır. Baş ağrısı iyi bir şey mi?
Onlar zeki insan oldukları için bunu yaparlar. Zeki insanların başları ağrır şüphesiz!
Baş ağrısı iyi bir şey değildir.
Bir köşeye çekilip hiçbir şeyi düşünmeden kahvenizi içmek varken, güzel yemeklerin tadına varmak varken, düşünüp de başınızı yormaya, başınızı ağrıtmaya değer mi?
Robert böyle yapmazdı!
Yemeğini yer, birasını yudumlar, hiçbir fikirle uğraşmaz, bunları devlet adamlarına bırakır, o da iyi bir vatandaş olmanın gururunu yaşardı!
…
Yapacağınız hepsi bu!
…
Bir hikayeden bahsediyoruz.
Poli’nin bir sayısında “Hiçbir şey” başlığı altındaki yazısını alıntı yaptığımız 20. Yüzyılın dikkate değer yazarlarından Robert Walser’ın “Hepsi Bu” adlı yazısından…
Şöyle diyor:
“Kafamı pek fazla yormam, bu işi başka insanlara bırakırım. Kafa yoran kişiden nefret edilir; çok düşünen bir insan, huzursuz bir insan olarak görülür. Julies Caesar bile, o kalın parmağıyla, gözleri çukura kaçmış cılız Cassius’u göstermişti; ondan korkuyordu, çünkü fikirleri olduğunu tahmin ediyordu. İyi bir vatandaş korku ve kuşku yaymamalıdır; çok düşünmek onun işi değildir. Çok düşünen kişi sevilmez ve sevilmeyen insan olmak tamamen gereksizdir. Horlamak ve uyumak, şiir yazmak ve düşünmekten daha iyidir. Şu veya bu zamanda dünyaya geldim, şurada veya burada okula gittim, arada sırada şu veya bu gazeteyi okurum, şu veya bu mesleği sürdürürüm, şu veya bu yaştayım, iyi bir vatandaş olduğum bilinir ve iyi yemek yemeyi sevdiğim bellidir. Kafamı pek fazla yormam, çünkü bu işi başka insanlara bırakırım. Çok kafa patlatmak benim işim değildir, çünkü çok düşünen kişinin başı ağrır ve baş ağrısı tamamen gereksizdir.”
…
Siz de öyle yapıp, bu işi başkalarına bırakınız.
Kafanızı yormayın çünkü ne kafa patlatmak iyi bir şeydir, ne kafası patlayan insanın baş ağrılarını çekmesi iyi bir şeydir.
İyi yemek yiyiniz, biranızı yudumlayınız, bir deniz kenarına çekiliniz, balık avlayınız, mangal yakınız, bir cafe’de ondan bundan konuşunuz, fikirler üzerinde tartışmayı devlet adamlarına, siyasilere bırakınız. Onların zaten başı ağrıyor! Sizin başınızın ağrımasına gerek yok. İyi bir vatandaş böyle olmalıdır!
Robert Walser de öyle yapardı.
O kötü bir insan mıydı? Hiç başını ağrıtmaz, başını yormaz, birasını yudumlar, bu işleri de devlet adamlarına bırakırdı!
Şöyle diyor:
“Uyumak ve horlamak kafa patlatmaktan daha iyidir ve akıllı uslu içilen bir bardak bira şiir yazmak ve düşünmekten kat be kat daha iyidir. Fikirlere tamamen uzak dururum ve kafamı hiçbir koşul altında patlatmam, bu işi baştaki devlet adamlarına bırakırım. Huzurumu bozmadığım için, kafamı yormaya gerek duymadığım için, fikirler benden tamamen uzak olduğu için ve gereğinden fazla düşünerek ödümü patlatmadığım için de iyi bir vatandaşım zaten. Keskin düşünmekten korkarım. Keskin düşünürsem gözlerim kararır, dehşete düşerim. Onun yerine güzel bir bardak bira içerim ve her türlü keskin düşünceyi baştaki devlet idarecilerine bırakırım.”
…
Siz de öyle yapınız.
Devlet idarecileri de zaten iyi bir vatandaştan bunu bekliyorlar. Kafanızı patlatmaya ne gerek var? Biranızı yudumlayınız. Akşama doğru şöyle bir havalanınız. İstediğiniz yere gidiniz. Gurup vakitlerinde bir tepeye tırmanıp oradan memleketi seyrederek kendinizi bütün fikirlerden uzak tutunuz…
Robert böyle yapardı ve o iyi bir vatandaş olarak göçüp gitti bu dünyadan.
Bırakın devlet adamları, devleti idare edenler kafalarını istedikleri kadar patlatsınlar!
Çünkü baş ağrısı iyi değildir.
Sözünü ettiğimiz yazar da başını hiç ağrıtmazdı. Bu işleri devleti idare edenlere bırakırdı!
Şöyle diyor hikayesinde:
“Kafa yoran kişiden ancak nefret edilir ve niyet ve görüş bildiren insan huzursuz bir insan olarak görülür; ama iyi bir vatandaş huzursuz değil, tersine huzurlu bir insan olmalıdır. Keskin ve kafa kurcalayan düşünceyi, gönül rahatlığı içinde baştaki devlet adamlarına bırakırım, çünkü bizim gibiler, sonuçta sadece beşeri cemiyetin sağlam ve önemsiz birer üyesidirler ve bizim gibilere, bir bardak birasını akıllı uslu içmekten ve olabildiğince güzel, yağlı, iyi yemekler yemekten hoşlanan iyi vatandaş veya sıradan vatandaş, denir, hepsi bu!”
…
Siz de sıradan vatandaş değil misiniz? Robert gibi yapınız. İyi ve yağlı yemekler yiyiniz.
Keskin düşüncelerle uğraşıp kafanızı karpuz gibi patlatacağınıza, bir restoranda kelle yiyiniz. Biranızı yudumlayınız, üstüne de kahvenizi içiniz.
Fikirlerden kaçınınız. Şiir, roman, düz yazı yazarak kafanızı çatlatmayınız. Onu yapan devlet idarecileri var zaten.
Fikirlerle uğraşmak onların işi değil mi?
Robert de öyle diyordu:
“Devlet adamları, gözlerinin karardığını ve başlarının ağrıdığını itiraf edinceye kadar düşünsünler isterlerse. İyi vatandaşın başı asla ağrımamalıdır, tersine o, güzel bir bardak birasının tadına akıllı uslu varmalıdır ve geceleri uslu uslu horlamalı ve uyumalıdır.”
…
Sıradan vatandaşlara da bu yakışır zaten; böyle olmalıdırlar!
Kafanızı patlatıncaya kadar sirkeden keskin fikirlerle uğraşmaya ne gerek var?
Zaten iyi bir vatandaş bunlarla uğraşmamalı.
Ömür dediğiniz şey çok kısa değil mi?
Bunun için yaşamak varken, kafa patlatmaya ne gerek var?
Akıl hastası mı olacaksınız?
Devleti idare edenler isterlerse akıl hastası oluncaya kadar kafa patlatsınlar.
Bu onların bileceği bir iştir.
Siz fikirlerden uzak durunuz, biranızı, kahvenizi yudumlayınız, geceleri güzelce horlayarak istediğiniz kadar uyuyunuz.
Robert de öyle yapardı, horlayıp uyurdu yağlı yemeklerini yedikten sonra…
…
Yazımıza onun söyledikleriyle devam edelim:
“Bizim gibiler kendilerini uzaktan yakından sorumlu hissetmezler. Çünkü bizim gibiler biralarını akıllı uslu içerler ve fazla düşünmezler, çünkü bu çok tuhaf zevki, sorumluluk taşıyan insanlara bırakırlar. Ben, şurada veya burada gittiğim okulda, yormaya zorlandığım kafamı o gün bugündür bir daha asla az da olsa yormadım ve kullanmadım…”
…
Siz de kullanmayın!
…
Devam ediyor yazar:
“Şu veya bu tarihte doğdum, adım şu veya budur, hiçbir sorumluluk taşımam ve kesinlikle kendi türümün biricik örneği de değilim. Ne mutlu ki benim gibi bir bardak birasının tadını akıllı uslu çıkaran, tıpkı benim gibi az düşünen ve kafa patlatmayı benim kadar az seven, bu işi başka insanlara, söz gelimi devlet adamlarına sevinerek bırakan epeyce insan var…
…
Değil mi ama? Sizin çevrenizde de eminim pek çok kişi böyledir…
…
Ve bitirelim:
“Keskin düşünceler, beşeri cemiyetin benim gibi sessiz bir üyesine tamamıyla uzaktır ve ne mutlu ki, tıpkı benim gibi iyi yemeklere düşkün ve fazla düşünmeyen, şu veya bu yaşta olan, şurada veya burada yetiştirilmiş, beşeri cemiyetin, benim gibi temiz üyelerine ve benim gibi iyi vatandaşlara ve keskin düşüncelerden, tıpkı benim gibi uzak duranlara da uzaktır, hepsi bu!”
…
(Alıntılar Robert Walser’in “Gezinti” adlı kitabında yer alan “Hepsi Bu” başlığı altındaki yazısından).
































