Geçen hafta hellim tescilinde birinci basamak olarak Kıbrıs Türk tarafının Hellim’ini içerdiğini, kalite ve standart için bu güne kadar ilgili Bakanlığın üreticilere bu standard için geçen 5 yılda bir program uygulayarak destek olması gerekirdi, yapılmadı dedik. Üçüncüsü de Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde çok zor, hatta tatbikatta imkânsız hale gelebilecek ihracatın yerine, Direkt Ticaret Tüzüğünün yürürlüğe konması gerektiğini, Hükümetin hemen temas ve yoğun çaba harcaması gerektiğini vurgulamıştım.
Çünkü Direkt Ticaret Tüzüğü Annan Planı 2004 referandumundan sonra Türk tarafına verilen sözdü. O dönemde Hükümetlerin çabası ve Türkiye’nin de yardımıyla AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve Avrupa Konseyi’ne onay için sunulan Tüzük, AB Konseyi gündemine bile alınmadı ve duruyor. Bu Konuda Hükümetin, Türkiye’nin de desteğini sağlayarak yoğun çaba sarf etmesi gerektiği dönemdir.
Her ihmal ülkeye zarar getirir dolayısıyla ABAD kararında gösterilen ihmalin, bu ülkeyi nasıl bir zarara götürdüğünü bu halk yaşadı ve yıllardır yaşamaktadır. Dolayısıyla bu konuyu tekrar hatırlatmakta geçmişten tecrübe alınması ile bir daha yaşanmaması için yazıyorum.
GKRY’nin, 1992’de İngiltere’de, İngiltere Tarım Bakanlığı aleyhine açtığı, KKTC sağlık sertifikalarının geçersizliği ile ilgili dava önce İngiltere mahkemesinde düştü. O sıralarda Hükümetin,(UBP) Meclis’te 45 milletvekili vardı ve parti içinde şimdiki gibi ben istediğimi yaparım görüşü hakim olmuştu, ve parti içinde anlaşmazlıklar başladı. Sonra bir grup muhtıra vererek Meclis’ten istifa ederek DP’yi kurdular. Cumhurbaşkanlık ile Başbakanlık arasında da gerginlikler yükselmekte idi. Sonuçta 1993’de erken seçime gidildiği malûmdur. Tam da bu dönemde Rum Yönetimi İngiltere’de reddedilen davayı tekrar açtı. İngiltere bu defa açılan Davayı AB Adalet Divanı’na havale ederek görüş istedi, ve dava ABAD’da görüşülmeye başlandı.
Ancak KKTC’de iç siyasi kavgalar liderlik gerginlikleri dolayısıyla zamanın Hükümeti dava ile hiç ilgilenmedi. Avukat dahi tutmadı. Davaya müdahil olmadı ve istenen gerekli belgeleri de sunmadı. Dava devam ederken İngiltere Dışişleri bakanlığı Kıbrıs İşleri sorumlusu 1992 yazında Lefkoşa’ya geldi ve Lefkoşa komiserliği yetkilileri KKTC Dışişleri ile görüşerek KKTC ilgili makamlarını ikaz ettiler, dava devam ediyor KKTC’yi savunan biri yok, davaya müdahil olun, avukat tutun ve mahkemeye gerekli istenen belgeleri sunun telkinleri geldi. Dışişlerinden görüşme zaptı Hükümete ilgili bakanlıklara ulaştırıldı ancak ilgililerce hiçbir önlem alınmadı. Daha sonra da Ticaret Odasında yapılan bir toplantıda zamanın Maliye bakanı’na soruldu ve cevaben, para yoktu ki avukat tutalım zaten seçime gidiyorduk o seçim döneminde tutamadık zaten tutsaydık da bir şey olmazdı karar siyasi!, demişti. Rum Yönetimi, esasen Türk tarafı olarak pasif politikalarımızdan yararlanarak ve o da tanınmış devlet olarak fırsatları iyi değerlendirerek bu safhalara gelinmiştir, bunu kabul edelim. Çünkü derdini anlatanın ve çare arayanın ancak derman bulması kolaylaşır. Hele de uluslararası alanda Pasif hareket eden daima geride kalmaya mahkûmdur.
Seçimlerden sonra 1994’de kurulan Yeni Hükümet bu konuyu kucağında buldu. Yeni Hükümette Ek. ve Maliye bakanı atanmıştım. İngiltere’nin meşhur bir avukatlık bürosundan hemen avukat tuttuk. Ayrıca Başsavcı, Dışişleri bakanı ve Başbakan yardımcısı Brüksel’e giderek tutulan avukatla davaya müdahil olmak istediler, ancak davanın son karar aşamasına gelindiği için bir etki yapılamadı. Sonrasında çıkan aleyhimize kararla hem ihracatımız engellendi hem, üretimimiz hem de ülkemiz ve halkımız büyük zarar gördü ve halâ görüyor. Devlet bütçesi de ihracatı devam ettirmek için epeyce mükellefiyet altına girdi.
Çıkan kararda, 1-Tarım ürünleri için sağlık sertifikasının GKRY’den alınması öngörülürken, 2-Sanayi ürünlerimiz için de AB ülkeleri arasında uygulanan tercihli gümrük (düşük veya muaf) oranları yerine Üçüncü ülke ürünlerine İngiltere ve AB ülkelerinde uygulanan %30 fazlası gümrük oranı uygulanması getirilerek KKTC ihracatına kısıtlamalar ve engellemeler getirildi. Kararda iki ayrı kriter!!.
O dönem rekabeti AB pazarlarında sağlamak için sanayi ürünlerine Maliye Bakanlığımızca ihracatçılara hemen %30 gümrük farkları ve ihracat kargo sübvansiyonu vererek ihracatta fiyat dezavantajı yaratmayarak Pazar kaybına uğratmadık ve ürünlerin hepsi gönderildi.
Aynı şekilde elde 100 bin tona yakın narenciye ve 10-12 bin ton patates vardı. Sağlık setifikasının GKRY’den alınması mümkün olmadığı çerçevesinde Ek. ve Maliye Bakanı olarak Türkiye’ye giderek Devlet Bakanı Abdülbaki Ataç ile toplantı yaparak Kıyı ticareti başlatmamızı talep ettik ve benim ve Abdülbaki Ataç arasında ertesi hafta Lefkoşa’ya gelerek İmzaladığımız ve içinde ilk defa Kıyı Ticaretini öngören bir anlaşma yaptık. Bilahare bu kıyı ticaretini fiilen başlatmak üzere vardığımız mutabakatla Ankara’ya gittik. Benimle birlikte bu defa tarım ürünleri dolayısıyla Tarım Bakanı F.S.Soyer de katılmıştı. Ankara’da yaptığımız toplantıdan sonra Kıyı ticareti ile, gümrüksüz ve fonsuz direk formalitelerden arındırılmış şekilde yapılacak ihracat için zamanın mevzuatına göre (belki halen aynıdır) Mersin (İçel) valiliğinin oluruna bağlı olarak Başbakanlık tarafından yürürlüğe konmakta idi. KKTC Heyeti olarak Mersin’e gittik, gümrük yetkililerini ve sanayi ve ticaret dairelerinin Müdür ve teknik personelini de Lefkoşa’dan oraya sevk ettik, biz de Ankara’dan gittik. İçel (Mersin) Valisi tesadüfen o esnada halâ görüştüğümüz üniversiteden sınıf arkadaşım Gökhan Altıner’di. Gidişimizde bizi karşıladı çok yakın ilgi ve anlayış gördük. 3 gün toplantılar yaptık ve narenciye ürünlerimiz ve patatesin hemen ihracatı ile şekil şartları ve 24 başlık altındaki çeşitli ürünlerimizin ihracı hususunda mutabakat zaptı ile tespit ederek, oradan kararname TC Başbakanlığına gönderilerek resmi gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Bütün bunlar 15 gün içinde gerçekleşerek TC-KKTC Kıyı Ticareti ile çoğunluğu AB ülkelerine ve 8500 Batı Avrupa ülkelerine ve bir miktar da Türkiye’ye olmak üzere 87 bin ton üzerinde eldeki narenciyeyi birinci sınıf ürün olarak paketlenmiş vaziyette Mersin gümrüğüne gönderildi, gümrük işlemleri gemiden yapılarak A.TR kodu ile, TC menşeli olarak AB ülkelerine gönderildi. 1994- 1995 de bu şekilde hem narenciye hem de patates AB ülkelerine gönderildi. Diğer ürünler de Türkiye’ye gönderildi.
Bu yıllardan sonra AB’de Hollanda ve Almanya ‘A.TR kodlu olsa da’ ürünlerimizi ABAD kararı gösterilerek KKTC menşeli tarım ürünü olduğu için almayacaklarını beyan ettiler ve sonraki yıllarda limanlardan sokmadılar. Sonra AB, üyelerine muhatap bir genelge yayınlayarak A.TR belgesi ile de olsa KKTC menşeli ‘tarım’ ürünlerinin AB’ne girişini yasakladı. Sağlık sertifikasını GKRY’den almak şartını hatırlattılar.
Mühür konusuna gelince, gerek ABAD kararı öncesinde ABAD davası dönemi ve ABAD sonrasında KKTC Mağusa gümrüklerinde gümrük mühürü, 1974’den sonra AB yetkilileri ile Gümrüğümüz arasında varılan mutabakatla ‘ Costum of Othorities of Cyprus Famagusta’ idi. Ve bu mühür hep kullanılmakta idi. Bu mühür 1974 den sonra ve 1983’den sonra da ve gerek dava konusu döneminde gerekse sonrasında da gümrük olarak hep bu mühür kullanıldı.
Yalnızca bu gümrük evraklarının ek’lerindeki Tarım, Hayvancılık ve Veteriner dairelerinin resmi antetli kâğıtlardaki sertifikalarda, 1975’den beri esasen KTFD vardı, sonrasında 1983’de KKTC amblemi ve mührü vardı. İngiltere ve AB yetkilileri ilk yıl birkaç kez ilgili bakanlıkları uyarmışlar, ancak bilahare yıllarca 1983’den 1992’ye kadar yani dava açılana kadar üzerinde durmadılar. Ve ihracatlarda esas Gümrük Mührü (Custom of Othorities of Cyprus.Famagusta) değişmeden aynen devam etti. Esas dava zaten mühür’den değil de AB’ne bu esnada üyelik başvurusu ile adım atan GKRY’nin Kıbrıs’ın tümünden sorumlu olduğu ve KKTC sağlık sertifikası yerine GKRY sağlık sertifikasının kabûl edilmesi gerektiği üzerine kurulmuştu.
Davanın kaybı esas olarak, zamanın Hükümetinde ihmal ve müdahil olmamanın yarattığı zarardır. Dava Rum tarafının beş avukatla açtığı ve savunduğu davaya, tek avukat bile tutulmayarak müdafaasız kalmasıdır. Yoksa davaya konu mühür olsa Gümrüklerimizde gümrük evraklarına vurulan yukarıda söylediğim ‘Custom of Othorities of Cyprus Famagusta’ mühürü, ekli olan ilgili Tarım bakanlığı evraklarına da sanırım vurulurdu herhalde.. Devlet Yönetimi ihmalleri kaldırmaz. Dikkatli olmak her zaman için gereklidir.
































