Köşe Yazarları

Haziran


Üzerinden ceketini atıp yakasız gömlek giyen çapkın bakışlı bir delikanlı gibiydi haziran.

Böyle günlerde yazlık sinemalar açılır, deniz mevsimi de başlardı.

Tenlerini güneşten yakanlarla henüz tenleri kıştan kalma olanlar birlikte ayak sürterlerdi Çağlayan yolu ile Mücahitler Parkında.

Güneş yanığı yüzler hemen fark edilirdi ama bu fark belli müddet sonra ortadan kalkacak, herkes güneşin altında renk değiştirecek ve tekrardan birbirlerine benzeyeceklerdi…

Kumsalların ve tekmil denizlerin ahalinin olduğu yıllarda haziran bütün çapkınlığı ile salınırdı sokaklarda.

Radyolar bu aya uygun şarkılar çalardı; neşeli, coşkulu, aşk dolu.

Evler de kendi hallerinden mutluydu.

Panjurları, kapıları, avluları, odaları, sündürmeleri sevinçle doluydu.

Evdekiler gezintiye çıkacağında bir taş ev veya duvarları kerpiç cumbalı bir ev “kapımı kapatmaya gerek yok; gelen olursa nereye gittiğinizi söylemek zahmet değildir benim için” diyebilirdi pek alâ ve evden ayrılacak olanlar da buna içtenlikle saygı gösterirlerdi…

Böyle vakitler (ki serin rüzgarlar adamakılı Lefkoşa sokaklarında volta atmış olur, köşe bucak bir güzel sulanır, sandalyeler kapıönlerine çıkarılırdı) bir panjur bir panjura “az biraz yalnız kalacağız komşu ama bunun ne önemi var ki? Nasıl olsa geri gelecekler” derdi.

Diğer panjur da kanatlarını çırparak memnuniyet belirtirdi…

Haziran tez geldiği gibi tez vakitte gideceğini de bilirdi.

Bu yüzden zaman zaman şehrin üzerine bulutları davet eder, temmuzla bastıracak bunaltıcı sıcakların öncesinde evlere, sokaklara, caddelere, ağaçlara, kurda, kuşa, böceğe ve insanlara serinlik ve geniş gölgeler ikram ederdi.

Böyle zamanlardı bulutların geniş gölgeler yaptığı, Ayasofya’nın Haziran’ı neşeyle karşılayıp “Buralarda nedense az kalıyorsun. Ne olur aramızda biraz daha vakit geçirsen? Seni mayıs mı kovalıyor, temmuzun sabrsızlığı mı yoksa?” dediği söylenir.

Haziran’ın sakladığı bir sır var mıydı bilmiyoruz ama, çapkın gözlerini Ayasofya’ya dikerek “Bak kadim dostum” deyip, şu cevabı verdiği kulaktan kulağa yayılmış bir hadisedir:

“Ben sizi daha fazla neşeli ve serin tutamam. Bana ihtiyacı olan sadece sizler değilsiniz. Gidecek çok ülkem ve şehrim var daha. Sıcaktan inim inim inleyen öyle yerler var ki üstelik doğan bebelerinden ölmeye hazır yaşlılarına kadar açtırlar. Biraz serinlik onlara ekmek gibi gelir. Ama siz aklınızı kullanmalısınız. Sokaklarınızı ve kapılarınızı ne kadar korur ve onlarla yaşarsanız beni yanınızda hissedeceksiniz.”

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı