Bu hafta, Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliğinin, üreticilerin teslim ettikleri süt ürün bedellerinin ödenmesi için yaptıkları eylem, gündeme damgasını vurmuştur. Eylem şekli de haliyle halkın konu içeriği hakkında ilgisini arttırmış ve çeşitli şekilde farklı etki ve değerlendirmeler yaratan geniş bir kamuoyu yaratılmıştır.
KKTC gibi küçük ölçekli ve meraları olmayan kurak bir bölgede 60 bin büyükbaş ve 300 bine yakın küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olması ülke ekonomisinde üretim sektörü olarak büyük önem taşır. Ve üreticilerin, diğer ülkelere göre daha zor şartlar içinde, suni ve ithal yemlerle ve diğer girdilerle su sorunu ve elektrik maliyetleri dahil her açıdan maliyetlerinin dezavantajlı durumda olduğu malûmdur. Dolayısıyla devlet desteğini hak etmektedir. Ancak bu destekler verilirken de çok dikkatli olmak gerekir. Teşviklerin ne kadar ve nasıl ve hangi safhalarda yapılmasının önemi ise daha önemlidir. Hakiki maliyetlerin tespiti, denetimi, devletin ilgili görevlilerinin Hayvancılık Dairesinden Veteriner Dairesine kadar tüm ilgililerce hayvancılığa ve ürünlerine üretim safhasında her türlü hizmet desteğinin de sağlanması esastır. Çünkü ülke ekonomisinin üretim sektörlerinden önemli bir kısmının ayakta durmasına yardımcı ve yol gösterici olması, imalatçı ve tüketicinin de korunması, devletin uygulayacağı bütünlüklü ve bilinçli politikalar açısından esas görevidir.
Birkaç aydan beri üreticinin ödenmemesi onları bu eylemde haklı kılmaktadır. Kışın soğuğunda sabah 3’te 5’te kalkıp da gece karanlığında mandıralarda koku içinde çalışmak en ağır bir işçiliktir. Bu kadar emekten sonra da sattığı sütün parasını alamamak demek hem işini devam ettirememek hem de geçimini sağlayamamak demektir. Üretim bedellerinin ödenmesi her sektörde kamu kuruluşu olsun özel şirket olsun birinci önceliği olması gerekir. Bunu temin etmek için de gerekli kurallar ve müeyyide konmalıdır. Aksi takdirde çark tökezler işin her safhasını etkiler.
Bu sorunun esas nedeninin de, halen imalatçıların sütü alıp işledikten ve sattıktan sonra dahi Süt Kurumuna sürekli olarak geç ödeme yapmaları, ve SÜTEK’e biriken borçların oldukça arttığı yönünde haberler ve beyanlar vardır. Zincirin bu kademesinde sakatlık olduğu ve olayı daimi olarak kilitlediği uzun zamandan beri söylenmektedir. Süt ve süt ürünleri biyolojik kaynağından üretim safhasına kadar süt üretim ve imalatı için satış sürecinin veya zincirinin büyük çoğunluğu SÜTEK tarafından tanzim ve idare edilmektedir. İmalatçı aldığı sütü ödemezse bir takım düzenlemeler gereklidir. Çünkü zincir burada kopuyor. Ancak görülen odur ki uygulamada yıllardır üreticiden ziyade imalatçı ve ihracatçıya, daha fazla tolerans ve üstelik üreticiden çok fazla prim verilmektedir. Yıllardan beri uygulanan politikalarla İmalatçılara 60 gün ödeme süresi veren SÜTEK, üreticiyi 15 günde bir nasıl ödeyecektir.? Bir noktada tıkanacağı açıktır. Ve üreticiye ödeme yapamaz hale gelecektir. Üreticiye 15 gün süre verilmişse imalatçıya da 15 en çok 20 gün süre verilmesi gerekir. Aksi halde 15 günlük bir dönemde ödenmesi yapılamaz ve ödenmesi gereken süt üreticisi, sattığının parasını 3 dönem veya 4 dönem sonra alırsa olacağı budur. Sermayesi belli bir Kurumun, elbet tıkanma noktasına geleceği aşikârdır. Bu hesap kitap işidir. Eldeki belli sermaye dönmeyecektir.
Öngörülen primlerin de makul olması gerekir. İmalat ve ihracatçıların aldıkları prim oranlarının yüksekliği sürekli her kesimde tartışılmaktadır. Bunun da devlete yük olmayacak seviyede tutulması gerekir. Devletin verdiği ‘Gelir Desteği’ bakımından devletçe ödenen primlerden olarak, ‘üreticiden alış fiyatı’ ile ‘üreticiye ödenen fiyatlar’ arasında kilo başına verilen prim, koyun sütünde 29-39 kuruş arası, ve inek sütünde 24-28 kuruş arası iken, imalatçı satış primi kilo’da 1.21- 1.31 arasındadır. Ayrıca ihracatçılara ihracat teşvik primleri vardır ki maliyetlerinin önemli bir bölümüne katkı oluşturuyor. Bir üretim sektörü içinde her kademeye dengeli davranılması gerekir. 4500 üreticinin sütünün değerlendirilmesinde, imalatçıların da önemi yadsınamaz . Ancak zaman içinde imalatçıların SÜTEK’ten aldıkları sütlerin ödeme sürelerinin uzatılması, imal edilen kilo hellime ve ihracat primlerin toplamının, basında değerlendirilmesi yapılırken nerede ise satış fiyatlarına oranının % 30-40’lara ulaştığından bahsedilmektedir, eğer doğru ise Hükümetin tüm taraflarla bir araya gelerek tıkanan ve ekonomik halden çıkan primlerin, gözden geçirilmesi zaruret haline geldi demektir. Dönmeyen çark dolayısıyla da SÜTEK ile, Maliye Bakanlığı da ödemelerde sıkışmaktadır.
Tarım Bakanlığı Müsteşarı bu olayların ardından Havadis’e verdiği beyanatın içinde, ‘SÜTEK ve CYPRUVEX’i narenciye konsantre ve paketleme tesislerini devretmeye ve hatta bir miktar da kaynak vermeye hazır olduklarını’ söyledi.
Böyle bir politika çizilecekse Devletin, her halükârda hem Hayvancı hem Narenciye üreticilerinin, toplam zümre menfaatleri için kendi ‘alım, – satım, – imalat -pazarlama -ihracat’ fonksiyonlarının tümünü yapacak birer KOOPERATİF Şirketi altında birleşmeleri şartını koyarak, ve de bunu sağladıktan sonra, kamu malları ve kamu kuruluşlarının devir konusunu düşünmeleri lazım. Kesinlikle de, LTD şirketleşme altında olmasına izin verilmemelidir. Böyle olursa, zaman içinde parası olan birkaç kişinin, sıkıntıya giren üreticilerin veya hissedarların hisselerini satın alarak, şirket 3-5 kişinin sahipliliğine dönüşecek, devletin vereceği bütün bu kamu malları ve özetle kaynak ve serveti 3-5 kişiye sermaye olacaktır. Bunun canlı bir örneği vardır. 6-7 yıl önce Güzelyurt’ta Devlete ait narenciye paketleme tesislerinin devrinde, Devletin öngörüsü ile üreticilerin bir LTD şirket altında birleştirilmesi sağlanmış ve kamu tesisleri de bu LTD şirkete devredilmişti. Devredildikten kısa bir sonra, hissedarlar arasından daha büyük şahsi sermaye sahibi olan üç beş hissedarın, zaman içinde diğer hissedar üreticilerden hisselerini satın alarak çoğunluğu eline geçirdiği ve üç-beş kişinin şahsi şirketi olduğu bölgede herkes tarafından bilinmektedir. Ve o tarihte Devletin bu LTD şirkete hem tesisleri hem bu tesislerin çalıştırılması için verdiği 300 bin TL kaynak da birkaç kişiye şahsi sermaye olmuştur.
O dönemde bazı Narenciye Birliklerinin buna itiraz ederek bu tehlikeye işaret ettiklerini, dolayısıyla bir Kooperatif altında birleşmeleri gereği üzerinde durduklarını, ancak Hükümetin ilgili yetkililerinin bunu kaale almayarak, sonucunun kuruluş amacına ulaşamayarak hüsrana dönüştüğünü görmüşlerdir. İnşallah aynı hatalar tekrarlanmaz.!
Kooperatiflerin esas amacı kârdan ziyade tüm üyelerinin ve zümrenin menfaatlerini korumak ve kollamak ve ona göre faaliyet yürütmek olduğu için ve tüm üyelerin kendi kuruluşu olduğu, kendi sahibi ve Yöneticisi olacakları için, konularında hem ihtisaslaşma avantajına sahip olacaklar ve ona göre gerek ürünlerine bakım, gerek fiyatların oluşması, gerekse de imalat ve pazarlamada kendi kuruluşlarına daha çok sahip çıkacak ve daha şevkle yöneteceklerdir. Kooperatifçilikte ayrıca üyeler hisselerini başkalarına devredemez. Hisseler belli ellerde toplanamaz. Dolayısıyla kişiselleşme mümkün değildir. Tabii ki devlet de ilk dönemde veya gerektiğinde yol gösterici ve teşvik edici de olmalıdır.
Bu bağlamda gerek süt, gerek narenciye konusunda sistem ve teşviklerin yeniden düzenlenmesinde, bütün bu hususlara hassasiyetle dikkat edilmesine ihtiyaç vardır.
Teşviklerin, devlet bütçesinden ve devlet bütçesine giren kamu gelirlerinden her yıl verilmesi ve kamu malları devri söz konusu olduğu cihetle ve ülkenin genel ekonomik menfaatlerine, kalkınmasına yönelik amaç taşıdığından, Devlet denetiminin, söz sahipliliği ve müeyyidelerinin de olması şarttır. Devletin görevi parayı bir kesime verirken sektörü korumak kollamak yanında ekonomiyi kalkındırmak ve üretici ve tüketiciyi birlikte korumaktır. Yoksa verilen teşvikler ülkenin geneline hizmet etmez az sayıda kişilere menfaate dönüşürse hiçbir kıymeti olmadığı gibi amaca da ulaşılamaz.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























