Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hayırlının hayrı, hayırsızın şerri

Amerika’yı ve Amerikalıları sevemedim. Teker teker insanları değil, bir bütün olarak topluluğu. Amerikalı arkadaşlarım oldu. Onları sevdim ama Amerika’yı sevemedim. Hayatımda hiçbir Finli arkadaşım olmadı. Nasıl insan olduklarını bilmiyorum. Gene de Finlandiya’yı ve Finlileri sevdim. Beş-on günlük Finlandiya gezisi bende böyle bir izlenim oluşturdu.
Dünyaya yön veren insanlar orada. En ileri teknolojileri kullananlar onlar. Ama “Amerika” deyince benim aklıma bunlar gelmiyor. Kafamda farklı bir Amerikalı imajı var: Bir oturuşta yarım okkalık “T-bone stake” yiyen kaba insanlar, sokakta yalpalayarak yürüyen bir elinde cips poşeti öteki elinde okkalık bir kola bardağı taşıyan aşırı şişman insanlar. Bir de dünyadan haberi olmayan, dışa kapalı insan topluluğu. Önyargı mı değil mi bilmiyorum ama kafamdaki imaj bu.
Geçenlerde bir dostumla sohbet ediyorduk. Geliştirilmekte olan CERN laboratuvarı ve parçacık (particle) fiziğinden söz ederken arkadaşım “Bu işi eninde sonunda Amerikalılar kotaracak” dedi, “Amerika enteresan bir yer . Orada yaşamak isterdim.” Kendisi epeyce bir zaman Amerika’da yaşamış ve arabayla ülkeyi boydan boya arşınlamış biridir. Ben hemen itiraz ettim: “Yaşamak isteyeceğim son yerdir Amerika.”
Gene de Sezar’ın hakkını Sezara’a teslim etmek gerekir. Kapitalizmin en acımasız şeklinin uygulandığı Amerika’da bir “hayırseverlik kültürü” geliştirilmiştir. Hayırsever derken milyarları olan Bill Gates’ten söz etmiyorum, sokaktaki orta sınıf Amerikalıları demek istiyorum.
Birkaç hafta önce Amerika’daki Loto’yu üst üste kazanan olmayınca ikramiye milyar dolar sınırını aşmış ve bir sonraki çekilişe kadar miktarın birbuçuk milyar dolara ulaşacağı söyleniyordu. Bu da sayısız insanın ağzını sulandırıyordu.
Bu gibi durumlarda bütün dünyada ne yapılıyorsa Amerika’da da yapıldı. Televizyon ekipleri sokaklara çıkıp insanlara “İkramiye size çıkarsa ne yapmak isterdiniz?” sorusunu yönelttiler. İzlediğim bir haber programında, genci yaşlısı, erkeği kadını, herkes kendilerine göre bir şeyler söylediler ama istisnasız hepsi de hayır kurumlarına katkıda bulunacaklarını söylediler. Kimsesi hayır kurumlarını atlamadı.
Buna benzer programlar, bizim bölgelerde de yapıldığını izledim. Hayır kurumlarından söz edeni pek anımsamıyorum. Bizdeki zenginlerin bile hayırseverlik yaptığını görmüyor, duymuyoruz. Gerçi iyilik yaparken sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmamalı diye bir kural var kültürümüzde. Herhalde bu nedenle duymuyoruz, bilmiyoruz.
Ne var ki büyük ikramiye kazananların pratikte neler yaptıklarını duyuyor, görüyor ve biliyoruz. Genelleme yapmak doğru olmaz ama çoğunlukla yapılanlar şöyle sıralanabilir:
Yapılan ilk iş, işinden ayrılmak olur. İş demek “ekmek kapısı” demektir. Bol para olduğuna göre çalışmaya ne gerek var? Bu para, ölene kadar zaten idare eder. Çalışmanın üretmek olduğunun bilincinde olduğumuzu sanmıyorum. Verimli ve kaliteli üretimin insana derin bir haz verdiğinin farkında değiliz. Özetle, yaptığımız işten mutluluk duymuyoruz.
“İşten duruyorum çünkü falanca hobimi yapmak niyetindeyim” dese hade (haydi) neyse. Dünyanın bu bölgesinde pek az insanda hobi edinme alışkanlığı var. Boş işlerle hele de para gerektiren boş işlerle uğraşmaya ne gerek var ki? Bizlerdeki en yaygın hobi, ayaklarını uzatıp hiçbir şey yapmamaktır.
Yapılan ikinci iş, işten sonra eşi değiştirmektir. Şöyle 10-20 yıl daha genci en makbulüdür. Zaten insanın parası olunca insan eskiye oranla daha yakışıklı, daha akıllı oluyor. Her sözünde bir hikmet bulunur oluyor.
Aile dostumuz Rum bir kadın var. Genç yaşta kocasından boşanmış. Eski kocası başka biriyle evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Bir daha arkasına bakmamış. Kadın, bir başına, iki çocuğunu büyütmüş, okutmuş. İradeli, sağlam bir kadın.
Bir akşam evinde bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da haberleri dinliyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse bir ortamda iki kadın bir erkek bulunuyorsa çoğunlukla olacak olan şey, iki kadının konuşması, erkeğin de onları dinlemesidir. Ben de bir kulağımla kadınları, öteki kulağımla haberleri dinliyordum.
Bir ara, TV spikeri, genç bir kadının yaşlı bir erkeğe aşık olduğunu ve onunla evlendiği haberini geçiyordu. “Neme lâzım, adam yakışıklı” dedim. Kadınların dikkati haberlere çevrildi. Ev sahibemiz şöyle dedi: “Bu aşk işlerine aklım ermez. Gönül dediğin aka da düşer, b.ka da. Ama ne olur, hayatımda bir defa da bu genç ve güzel kadınlardan birinin, bir işçiye aşık olduğunu göreyim. İşçinin yaşlı olmasına da gerek yok. Nedense hep zengin erkeklere aşık oluyorlar.” Doğru söze ne denir?
Amerika’daki loto birbuçuk milyar dolarlık beklentiyi aşmış ve o hafta lotoyu üç kişi kazanmış. Kazananlardan biri, orta yaşlı, orta boylu biriydi. TV’de izlediğim kadarıyla, eşinin elini tutarak az ve öz konuşmuştu: “İşimi değiştirmeyeceğim. Eşimle birlikte aynı evde yaşamaya devam edeceğiz. Mütevazı hayatımızı aynen sürdüreceğiz. Ama hayır kurumlarına daha çok katkı yapma olanağımız olacak.”