Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Hatırlamanın ve unutmanın kentsel sahnesi olarak: Mağusa ‘suriçi’ belleği

 ahenk-yilgin-damgaciAgnes Heller, 1995 tarihli ‘Where are we at home?’ başlıklı yazısına iki anekdotla başlar. İlkinde yazar yazıyı kaleme almasından yaklaşık 30 yıl önce, 1960’larda, Roma’nın Campo dei Fiori adlı bölgesinde küçük bir lokantanın orta yaşlı sahibiyle tanışır. Adamla kısa ve hoş bir sohbet sonrası Heller ona bölgeye oldukça yakın olduğunu bildiği Porta Pia’ya gidebileceği en kestirme yolu sorar. Adamın cevabı “Özür dilerim, fakat size yardımcı olamam” olur: “Doğrusu, hayatım boyunca Campo dei Fiori’den hiç ayrılmadım.”

Yazının hemen izleyen satırlarında, ikinci anekdotta ise Heller bizi başka bir zaman ve yere, onbeş yıl sonra Avustralya’ya giden bir Jumbo jete ve uçuş sırasında yanında oturan orta yaşlı bir kadınla yaşadığı başka bir karşılaşmaya götürür. Heller ve kadın bir süre günün sıcak politik meseleleri üzerine konuşurlar. Daha sonra yazar, kadının uluslararası bir ticaret firmasında çalıştığını, beş dil konuştuğunu ve dünyanın üç farklı yerinde evleri olduğunu öğrenir. Bu konuşma ona Campo dei Fiori’de tanıştığı lokanta sahibinin söylediklerini hatırlatır ve kadına sorar: “[Peki] kendini nerede evinde hissediyorsun?” Kadın bir süre duraklayıp düşündükten sonra şu cevabı verir: “Sanırım kedim neredeyse orada”.*

 

Bulunduğumuz coğrafyanın; geçmişin izlerini taşıyan kentlerinde veya daha küçük ölçekli yerleşim birimlerinde yaşıyoruz. Yüzlerce yılın birikimi, fiziksel olarak yaşam çevrelerimizi şekillendirmiş, en çokta biz ada sakinlerinin hafızalarına işlemiştir.

 

Hız kazanarak değişen yaşam biçimlerimiz, günlük gereksinimleri karşılamaya yönelik yapılan çalışmalar, yaşam alanlarımız olan ‘mekan-ları/yer-leri’ de hızla etkisi altına alarak değiştirmekte, geçmişle olan bağlarımıza da zarar veren uygulamalara dönüşebilmektedir. Öyle ki; 1974 savaşı sonrası, adanın kuzyine yerleşen bizler, 2003 yılında açılan sınır kapıları ile, 1974 yılında bırakıp kaçmak zorunda olduğumuz yaşam alanlarına gittiğimizde, genelde konutlarımızın küçülmüş olduğu hissiyatına, kentsel mekanlar arasındaki mesafelerin kısaldığına, yolların daraldığına veya evlerin birbirlerine yaklaştığına, bahçelerin ise küçüldüğüne tanık olmadık mı?!…Peki ama neden böyle hissetik? Gerçekten mekanlar mı küçülmüştü, yoksa bizler mi büyümüştük? Çağın getirisi ile birlikte ihtiyaçlar değişti, yaşam alanlarımız yeniden şekillendi, boyut değiştirdi ve eskiden belleğimizde kalan alanlar bize oyun oynamaya başladı…

 

Nedir bellekle mekanın ilişkisi?

 

Hayatın her alanında hızlı dönüşüm yaşandığı günümüzde, ‘unutmak’ ve ‘hatırlamak’ paradoksunda sıkışan kentler ve bu bağlamda farklı mekansal açılımlar sunan Mağusa Suriçi, kentsel hafıza inşasının, yani bellek oluşumunun önemli bir bileşeni olabilir mi? Bir başka deyişle; zaman, küreselleşme, yaşam biçimi, yaşam kalitesi ve ekonomi gibi sebeplerden dolayı göç alan veya kullanıcısı değişen kentler giderek kendi geçmişlerinden uzaklaşmakta, uzak veya yakın geçmişteki; tarih, gelenek, örf ve adetler giderek ‘yok olmakta’ veya unutulmakta mıdır?

 

Bellek ve mekân ilişkisi önemlidir…

Hatırladığımız her şeyi mekânla birlikte hatırlarız.  Ama bu eylem, Maurice Halbwachs’ın belirttiği gibi, ancak toplumsal mekân ve  toplumsal çerçevelerle birlikte olabilir. Toplumsal çerçeveleri aile, dini gruplar ve  toplumsal sınıflar olmak üzere üç genel grupta sınıflayabiliriz. Bellek, aynı zamanda toplumsal güç ve iktidar sorunudur

Yani hatırladıklarımız, içinde  bulunduğumuz bağlama ve ilişkimiz olan toplumsal gruplara bağlıdır. Dolayısıyla  toplumsal belleğimizin derinliği ve şekli, toplumsal güçlerin rekabetçi konumlarına da yansır.1

 

Tam da bu noktada bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış Mağusa kenti ve kentin en önemli kültürel miraslarından olan, Lüzinyan döneminde yapılmış Mağusa Surları, hatırlattıkları ve unutturdukları…?

Mağusa Surları, hatırlattıkları ve unutturdukları…?

 

Yaklaşık otuz yıl öncesine kadar şehrin merkezi iken, şimdilerde şehir merkezi yer değiştirmiştir. Suriçinde bulunan Bandabulyadaki esnafın sesi, şimdilerde yerini başka fonksiyonlara bırakmıştır. Dünyanın en güzel kentlerinden birinde yaşıyoruz; hangi yöne baksak nefis bir tarih ve ötesinde yaşanmışlık kokan, daracık yılan gibi kıvrılan sokakları, serin avluları, cümbez ağacı ve kendine özgü dokusuyla, kokusuyla karşılaşıyoruz. Üstelik yüzlerce yılın birikimi olan gördüğümüz bu güzellikler, hem fiziksel olarak kentin her yerine sinmiş hem de kentte yaşayanlarla birlikte yaşlanmışlar asırlar boyunca, Mağusa’da… Beraber üretmişler, beraber eğlenmişler, beraber ağlamışlar ve beraber gülmüşler2.

 

Ne var ki bir yandan modern bir kentin gereksinimleri, bilgi ve bilgi teknolojilerinin gelişimi, bir yandan da kentleşme süreci ile kent; mekansal pratiklerinin değişmesine bağlı olarak hafızasını koruyamamakta, kentsel bellek geri kazanılamaz şekilde yok olmaktadır. Sermaye ve giderek betonlaşan bir çevre; kent anlayışını ve kentsel doku içinde insan ilkişkilerini yapılandırmaktayken, geçmişe ve geleceğe nasıl etki edeceği düşünülmemekte, daha da üzücü olarak “önemsenmemektedir”.

 

 

Kollektif hafıza-sızlık

 

Kollektif hafıza(sızlık)nın mekanla birlikte var olduğunu varsaysak bile, Mağusa kentinin sosyo-politik, ekonomik, tarihsel ve kültürel parametrelerine yaşamın içinden bakmayı gerektirir. Bununla birlikte, çok genel olarak, Mağusa’da mekan ve hafıza ilişkisini, kamu arz-talebi, tüketim kültürü, rant ve ekonomi gibi bağlamların baskınlığıyla açıklamak mümkündür.

 

Mekana ait hafızanın sürekliliği, gündelik yaşam kesitlerinde somut olarak yer bulabilirken; özellikle rant kaygılı yeni yerleşimlerin yayılması, artması veya popüler olmasıyla yok olmaya da yüz tutar. Mağusa Suriçi gibi tarihsel yaşanmışlıkları olan kentler ise, yaşamsal pratiklere ve gündelik alışkanlıklara bağlı olarak, kentsel hafızanın daha yoğun hissedildiği yerlerdir. Kentte, hafızaya ait olanı sürdürebilmek için önemli koşullardan biri de, yaşayanlarında kentsel olanı sahiplenme içgüdüsünün oluşmasıdır. Söz konusu sahiplenme kurumsal anlamda değil de, bireysel anlamda, birey-mekan diyalektiğinde gerçekleştiği zaman somut bir yansıma olup, sürdürülebilir bir kent-hafızası olabilir. Yaşayanların, yani kent kullanıcılarının gündelik – rutin yaşamında yer edindikleri oranda, kentsel mekanlar sürdürülebilir birer kentsel hafıza mekanlarına dönüşebilirler. Ancak böyle, kullanıcısıyla iletişim kurulabilen mekanlar rantın/günümüz hız deviniminin önündeki ‘es’ler olabilirler. Ancak böyle; sosyal yaşam, kültürel yaşam, veya iş yaşamı gibi gündelik yaşam alışkanlığımızın mekansal pratiklerini gerçek anlamda Mağusa Suriçinde deneyimleyip, kodlarsak, hafızaya ait olanı sürdürebiliriz.

 

Kaynaklar:

1.https://www.kulturad.org/index.php?bellek-ve-kaltar

 

  1. Dağlı, O., 2012. Mağusa: Çok kültürlü bir yaşam ve iki toplumlu aileler…

https://haberkibris.com/magusa-cok-kulturlu-bir-yasam-ve-iki-toplumlu-aileler…-2012-04-22.html

 

  1. Halbwach, M., 1980 (1950). The Collective Memory, New York: Harper & Row.

 

  1. Nora, P., 2006. Hafıza Mekanları, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

 

  1. Lefebvre, H., 2007. Modern Dünyada Gündelik Hayat, İstanbul: Metis Yayınları.

 

  1. Harvey, D., 2008. Umut Mekanları, İstanbul: Metis Yayınları.

 

  1. https://www.arkitera.com/haber/18781/hafiza-mekanlari

 

* Kılıckıran, D., 2014. Kimlik ve Yer / Anahtar ve Kilit, Editor, Dosya 33, TMMOB Ankara Subesi. Agnes Heller, “Where are we at home?”, Thesis Eleven, 41 (1995): 1-18.