Köşe Yazarları

HALKIN GÜCÜ


En uygun başlık herhalde en yalın olandır diye düşündüm. Ancak özellikle sol kesimlerde çok kullanılan bir kavramdır “halkın gücü”. 1986 da Filipinler’de, yolsuzluklarla ülke ekonomisini milyarlarca dolarlık zarara sokan faşist Marcos’u deviren protesto gösterilerine de verilen  addır.   

Bu kavramın geniş bir izahı var ancak ilk bakışta baskıcı rejimlere karşı gerçekleşen halk hareketlerini çağrıştırır. Bu yönüyle Dünya’da halk şiddete başvurmadan da gücünü ortaya koyarak birçok kazanımlar elde ettiğini biliyoruz.

M.Ö 4. yüzyılda büyük fetihlerle ün yapan İskender Hindistanı işgal etmek için askerlerine verdiği emir, savaşlardan yorulmuş olan askerler tarafından reddedildi, M.Ö. 1. yüzyılda Spartaküs önderliğindeki köle isyanından günümüze çok örnekler var. Burada buyruğa uymama  boyundurluğa girmeme yönünde gelişen bu hareketlerin kahramanları süreç içinde genellikle özü pek değişmeden fransız ihtilali ve ekim devrimlerini de tarihe yazdırmıştır.Yakın tarihimize bakarsak birçok ülkede benzer eylemler olmuştur. Konumuz ihtilaller değil.

Bugün ekonomik taleplerle düzenlenen eylemlerin yanında demokratik taleplerle düzenlenen eylemler de dünyanın dört bir tarafında baş göstermektedir.

Son elli yıla bakarsak bu eylemler genellikle kazanımlarla sonuçlandı. Birkaç örnek verelim.  Geçtiğimiz yıl Şili’de gelir eşitsizliği ve yaşam standartlarını protesto etmek için gerçekleştirilen eylemler sonucu önemli kazanımlar elde edilmiştir. Bu süreçte kadın mağduriyetleri de sözkonusu olunca kadınlar dünyayı da etkileyecek müthiş eylemler gerçekleştirdiler. Fransa’da sarı yeleklilerin zamlara ve pahalılığa karşı sürdürdüğü  uzun süren eylemler, hükümete ciddi bir uyarı oldu ve geri adım atmasına sebep verdi.

 HEP BİRLİKTE  

Rum Bakanlar Kurulu’nun Corona virüsünü gerekçe göstererek 4 geçiş kapısının kapanmasına yönelik aldığı karar her iki toplum tarafından da samimi bulunmadı. Bunun üzerine 29 Şubat 2020 Cumartesi günü Rumlar “barikatları yıktı”. Bu olayı abartarak hak ettiğinden fazla anlam ve değer yüklemek istemem. Ancak olayın dikkate değer birçok yönü var.

Lokmacı sınır kapısında toplanan Rumlar ve Türkler önce sloganlarla birbirlerini dayanışma duyguları ile motive ettiler ve ardından Rumlar barikati yıkarak kuzeye geçtiler ve deyim yerinde ise Türklerle kucaklaştılar. Kucaklaştıklarına ilişkin gözlemlerim var. Türk ve Rum gençlerden oluşan grubun  biz arkadaşız bizi ayıramazsınız şeklindeki beyanatları, sıra ile Türkçe ve Rumca sloganlar ve birlikte sohbet ve dans izlemek gibi. Binlerce Kıbrıslı Türk ve Rumun iletişim içerisinde olduğunu, birlikte birçok örgütte ortak etkinlikler icra ettiklerini biliyoruz ama bu şekilde bir iletişim ve dayanışma sanırım ilk kez oldu.

Rum Yönetiminin almış olduğu karar toplumların menfaatleri hilafınadır. Doğal olarak bu tepki yerindedir. Yurttaşın katıksız itaati demokrasiyi tartışılır kılar. Halkın bir bölümü, sivil itaatsizlik göstererek demiştir ki; bizi keyfinize göre yönetemezsiniz, yıllardır Kıbrıs’ta bu durumun devamından yana ve menfaatine olan küresel kapitalizm’in oyuncağı olmuş milliyetçilerin ve yarattıkları düzeni artık kabul etmiyoruz, yaşanan acılar ve bölünmüşlük artık son bulmalıdır ve biz birlikte barış içinde yaşamayı öğreniyoruz.

Sonuç olarak Kıbrıslılar gücünün farkına varabilmesi açısından eşsiz bir deneyim yaşadılar.

Bu eylem göstermiştir ki halk güçlüdür ve istediğini mücadele ile elde edebilir. Bu husus çok önemli. Bunun farkına varılırsa Kıbrıs’ta barış için umutlanabiliriz.

Bu noktada barışseverlerin iki toplumlu eylemleri ve özellikle iki toplumlu örgütlenmelerin önemi de bir o kadar daha ortaya çıkmıştır.

Küresel kapitalizmin yanıbaşımızdaki petrol merkezi Orta Doğu’yu kan gölüne çevirdiği bu zamanda, yakında petrolle tanışacak ülkemiz için bakalım neler planlıyorlar?                                                                        O halde ülkemizde barışı inşa etmek için birlikte hareket etmeliyiz.

KİM DER Kİ KADIN ŞİİRİ

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet

 

 

 

 

TAVSİYE ETTİĞİM FİLM

ANTONIA’NIN YAZGISI (Orjinal ismi: ANTONIA)

Yönetmen :Marleen Gomis

Yazar          :Marleen Gomis

Tür            :Dram, Komedi (Dramedi)

Gösterim   :1995

Süre            :102

Ülke            :Hollanda, Belçika, İngiltere

Dünya feministlerin çok değer verdiği bir film. Ben yeni izledim. Metanetli ve güçlü bir kadının (Antonia rolündeki Hollandalı Willy  van Ammelrooij isimli aktör son derece uygun bir seçim olmuş. Müthiş etkileyici bir karakter ortaya koymuş) ve kızının köye dönüşü ve ordaki yaşamları. Keyifle izlenebilecek bir film. Kadın, ataerkil, gerici dini kurumlar, bilimsel yaklaşım, cinsellik, ölüm, dostluk ve aşk gibi  kavramlar üzerine gerçekçi bir duruşla çok güzel inşa edilmiş feminizm.                       (Bence ihtiyaç duyanlar filmi izlemeden önce feminizm konusuna bir göz atsınlar.)

 

 



Başa dön tuşu