Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Halife’ye biat etmeyenler tağuttur

Hikmeti kendinden menkul İslâm Devleti Halifesi El-Bağdadi, Türkiye’nin “İslâmcı” yöneticilerini nasıl nitelediğine göz attığımızda şunları görüyoruz: “Ateistler, Haçlılar, Tağutlar (Allah’a şirk koşan şeytanlar), Kabirperestler, Kâfirler, Şeytanlar”. Bu sıfatlardan tek bir tanesi insanın katli için yeterli bir neden olabilir. Tümüne gerek yoktur.

Kenardan köşesinden İslâm tarihini irdelemiş olanlar bilirler ki El-Bağdadî’nin fikir babası olan Muhammed İbni Abdul-Vahhab, Osmanlı devletini “Ad-Devle’l-Kûfriyye” yani Küfür Devleti yani Gâvur Devleti olarak nitelendiriyordu. (Lâf aramızda, gene de Vahhabilere göre, İslâmiyet’in en büyük düşmanı Şiilik’tir.)
Abdul-Vahhab 1744 yılında Muhammed İbni Suud ile güçbirliği yaptıktan sonra Nejd çölündeki kabileleri bu ikili kendi denetimleri altına almaya başladılar. Osmanlı devleti Nejd çölündeki Bedevilerle fazla ilgilenmiyordu. Aslında Osmanlı’yı ilgilendiren Mekke ve Medine idi.
Ne var ki 1802 yılında Suudiler Irak’taki Kerbelâ ve Necef’i ele geçirdiler. Bu kentlerin erkekleri kılıçtan geçirildi, kadınlar ve çocuklar esir alındı. Hz. Ali’nin ve oğlu Hüseyin’in türbeleri önce yağma edildi, buradaki kıymetli eşyalar gaspedildi, ondan sonra da tahrip edildi. (Malûmunuz, buraları Şiilerin en kutsal yerleridir.)
Bir yıl sonra Mekke ve Medine’yi ele geçirdiler. Burada da ehl’ül beytin ve sahabenin mezar ve türbeleri yerle yeksan edildi. Peygamber’in kızı Fatma ve torunu Hasan’ın türbelerinin yıkılması İslam aleminde büyük tepki uyandırdı.
Osmanlı Padişahı, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi. O da oğlu Tosun Paşa’yı bir ordu ile Arabistan’a gönderdi. 1818 yılında Arabistan yeniden Osmanlı denetimine girdi. Emir Suud idam edildi. Suudiler ve Vahhabiler Nejd çölüne çekildiler ve varlıklarını orada sürdürdüler.
20. yüzyılın başında Abdul-Aziz bin Suud, Osmanlılara karşı isyan etti. İngilizlerin de yardımıyla 1932 yılında bugünkü Suudi Arabistan devletini kurdu. Devletin resmi mezhebi de Vahhabilik oldu.
Vahhabilik’in temel felsefesi, Müslüman bir kişinin peygamber zamanında yaşanan yaşam tarzına uygun bir hayat sürdürmesidir. Buna göre;
– Sigara ve içki içmek veya onlara benzer maddeler kullanmak yasaktır.
– TV seyretmek, müzik dinlemek ve dans etmek yasaktır.
– Kumar oynamak veya kâğıt oynamak yasaktır. Ayrıca, satranç ve tavla gibi oyunlar oynamak da yasaktır.
– Resim yapmak veya roman yazmak yasaktır.
– Caminin içini veya dışını süslemek yasaktır. Her türden süs bid’attir.
– Gayrı Müslimlerle birlikte olmak, onlarla yiyip içmek, onlarla dost olmak yasaktır.
– Herhangi bir vesileyle birine çiçek hediye etmek, hatta hastanedeki bir hastaya çiçek götürmek yasaktır.
– Köpek beslemek yasaktır.
– Doğum günü kutlanmaz. Üstelik “Mevlid” adıyla peygamberin doğum gününü kutlamak dahi yasaktır.
– Kabir inşa etmek veya mezarları ziyaret etmek yasaktır.
– Bilimsel veya kriminal amaçlar için otopsi yapmak yasaktır.
– Kadınların araba sürmeleri yasaktır. Kadınlar siyah “abaya” giymek zorundadırlar ki elleri ve gözlerinden başka hiçbir yerleri görünmesin. (Dikkat: Petrodolarların geldiği yer olan “Aramko’s-Suudiyye” bölgesinde bu kurallar geçerli değildir. Orada Amerikan yaşam tarzı hüküm sürmektedir.)
Vahhabi ulemasının üzerinde tartıştığı ama henüz kesin bir karara ulaşamadığı en önemli konulardan biri, futbol oynamanın haram mı, helâl mı olduğu konusudur.
İslâm Devleti’nin başkenti olan Rakka’da bulunan 12 yargıcın tümünün de Suudi olmaları bir rastlantı olmasa gerektir. Vahhabilik kurallarını uygulayacak olan kadıların bu işi iyi bilmeleri beklenir.
Suudi Arabistan’daki Müslümanların dini kuralları uygulayıp uygulamadıklarını kontrol eden bir “Dinî Polis Teşkilâtı” bulunmaktadır. Gerçi modern çağın empoze ettiği birtakım teknolojileri kullanmak zarureti Suudileri Vahhabilik ilkelerinde birtakım değişiklikler yapmak zorunda bırakmıştır. Gene de daha 1998 yılında Suudiler Peygamber’in annesi Amine’nin türbesini tahrip edip üzerine mazot döktüler. (Niye mazot döktüklerini anlamış değilim. Yoksa “Sen rahat uyu annemiz, zenginliğimizin kaynağı oğlundan çok, işte bu kara sudur” mesajını mı iletmek istemişlerdir?)
Vahhabilik kurallarını yumuşatmaya çalışan Suudi Emiri (kralı) da, muhafazakâr Vahhabilere göre,  Tayyip Erdoğan gibi tağuttur yani o da kâfirdir ve canı da malı da helâldir. Yeter ki ele geçirilsin. Zaten Halife’ye biat etmeyen Müslümanlar, ceffe’l-kalem kâfir sayılırlar.